12 Eylül askeri darbesi; burjuvazinin iktisadi krizine doğrudan bağlı “çözüm” rejimi olarak gerçekleştirildi.

Emperyalist sermayenin bağlaşığı olan tekelci burjuvazinin iktisadi krizini aşamaması; emperyalist burjuvazinin iktisadi krizinden bağımsız değildi.

Bir çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de, Krizin yarattığı sorunlar; burjuva parlamenter sistemin boyunu aşmıştı.

Parlamenter cumhuriyet sistemi içerisinde burjuva hükümetler sorunların çözme yeteneğini yitirmiş ve sorunların getirdiği krizin altında ezilmiş durumdaydı.

Kaldı ki; Parlamenter sistemin sınırlarının “sıkıyönetimlerle” daraltılması da,  krizin yarattığı sorunlara çözüm getiremedi.

Kriz, yönetilen ve sömürülen halkı da yönetimden rahatsız hale getirmişti. İşçi sınıfının ve çalışan yığınların haklı özgürlük mücadelesi de  tekelci burjuvazinin nefesini daralttı. Grevler, işgaller, öğrenci eylemleri 1978 sonrasında gözle görülür artış gösterdi. Politik gelişmelerin boyutları, siyasi partilerin ve hükümetlerin boyunu aştı. Parlamenter çözümlerin hemen hemen tamamı denendi. Burjuva rejimin ilk tedbiri sıkıyönetim oldu.

Ancak maddi koşulların üzerinde yükselen sınıf çatışması da dizginlenebilir olmaktan çıkmıştı. 1979’un başlarında siyasal kriz had safhaya vardığından askerler arasında yeni alternatifler aranmaya başlanmıştı bile. Bu hal içerisinde burjuvazi; halkı zapt-ı rap altına alacak bir rejimin kurulması ihtiyacını dillendirdi. 1980’in başlarında tekelci burjuvazi 24 Ocak kararlarının siyasal elbisesinin dikilmesini istediklerinde, generaller de hazırlıklarını tamamlamışlardı. Emperyalist devletlerin de bir biçimde bu hazırlıkların içerisinde olduğu su götürmez bir gerçeklikti.

İlk ikaz verildiğinde, siyasal kriz; burjuva partilerin bu ikaza kulak vermesini engelleyecek kadar sağır ediciydi.

Kuşkusuz burjuvazinin halkı yönetemez duruma gelmesi durumunda halk güçlerinin doğrudan iktidara talip olması sorunun çözümünü sağlayabilirdi. Ancak halk güçleri de iktidarı alacak güce sahip değildi.

Sosyalist hareketlerin ve özellikle işçi sınıfının iktidara yürüyecek güçte olmaması ve siyasal iktidardaki duyulabilir boşluğun burjuva partiler ve hükümetçe doldurulamamasının yarattığı fırsatı kollayan generaller cuntası, 12 Eylül’de siyasi iktidara el koyduğu zaman iş işten geçmişti. Sosyalist hareketler ve burjuva partileri bu yazgı önünde boyun eğmek durumunda kaldılar.

12 Eylül darbesiyle generaller cuntası nöbeti tekelci burjuvazi adına devraldı; ipi büyük sermayenin elinde, burjuva demokratik kurumları lağvetti. Generaller cuntası, siyasal programını, silah zoruyla uygulamaya soktu. Tekelci burjuvazinin bu azgın silahlı gücü, gene burjuvazi tarafından sınırları çizilmiş olan burjuva parlamenter cumhuriyet sisteminin de sınırlarını çiğnedi. Anayasa ve parlamento lağvedildi. Siyasi partiler kapatıldı.

Parlamenter cumhuriyet rejiminde uygulanamayan krizden çıkış programı; askeri diktatörlükçe uygulandı. Bu programın asıl amacı, burjuvaziyi köşeye sıkıştıran halk güçlerini sindirmekti. Devrimci sendikalar, demokratik kitle örgütleri kapatılmakla kalmadı; yöneticileri ve üyeleri uydurma kanıtlarla hapsedildi. İşçi partileri ve sosyalist gruplar üzerine düzenli ve azgın saldırılar düzenlendi. Grevler ve toplantılar yasaklandı. Burjuvazinin azami kârını sağlayacak bütün siyasal ve inzibati eylemler gerçekleştirildi.

Askeri dikta sürecinde ;

650 bin kişi gözaltına alındı ve ağır işkenceden geçirildi

1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

Askeri darbe mahkemelerinde 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı. 7 bin kişi için idam cezası istendi. 517 kişiye idam cezası hükmedildi. 50 devrimci idam edildi.

300 kişi gözaltına alındıktan sonra kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişi işkenceden öldü. 144 kişi cezaevlerinde öldü.

14 kişi açlık grevinde öldü.

16 kişi “kaçarken” gerekçesiyle vuruldu. 95 kişi çatışmada öldürüldü.

73 kişiye doğal ölüm raporu verildi. 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.

71 bin kişi Askeri mahkemelerde TCK”nin 141, 141 ve 163. Maddelerini aykırı davrandıkları gerekçesiyle yargılandı. 98 bin 404 kişi “örgüt üyesi olmak” suçundan yargılandı.

23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

338 bin kişinin yurt dışına çıkması engellendi; pasaport verilmedi. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

Farklı yollardan yurt dışına giden 30 bin kişi siyasi mülteci oldu.

30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hakimin işine son verildi.

3 gazeteci faili meçhul şekilde öldürüldü.

13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

39 ton gazete ve dergi imha edildi.

400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı.

937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

Grevler durduruldu. İşçiler zorla işbaşı yaptırıldı. Kurulu’nda, önceki sözleşmelere göre ciddi gerilemelerle bağıtlandı.Darbeyi izleyen 4 yıl boyunca ülkede bir tek grev yapılamadı. Sendikalar, toplu sözleşme ve grev yasaları örgütlenmeyi neredeyse imkansız hale getirecek şekilde değiştirildi.

Askeri diktanın pratiği ; asıl olarak tekelci burjuvaziyi krizden kurtaracak önlemler aldı ve halkın sırtına daha büyük yük vurarak sermayeyi rahatlattı.

Ve daha dikkat çekici olan; Dinci siyasa 12 Eylül darbesi sayesinde güçlendi. Askeri Diktanın devrimci hareketi geri püskürterek boşalttığı alana tarikatlar girdi.

Askeri dikta sürecinde tüm okullarda din dersi zorunlu hale getirildi; Türk İslam sentezi bu dönemde ideolojik alanda egemen hale geldi.

Halkın siyasi yönetime kul olmasında tarikatlar önemli rol oynadı ve bu hizmetinin karşılığını önemli mevziiler ele geçirerek aldılar.

Pin It on Pinterest