“HAYIR” ENDİŞESİ, AKP’yi GERDİ

Başkanlık sistemine geçişi düzenleyen kanun tasarısının oylamasına günler kala, AKP kurmayı bu rejimin “tek adam rejimi olmadığı ekseninde propaganda yapıyor.

Peki bu iddiasını kanıtlıyor mu ?

Hayır !

Başkanlık rejimine Hayır diyenlere küfrederek; onları hain, terörist olarak gösterip halkın bu tasarıyı evet oyu vermesini istiyor AKP kurmayı.

Başkanlık rejim savunusunu yalan üzerine kurgulamanın dışında Başta RTE olmak üzere tüm AKP kurmayının (Genelde bu kurmayın ne dediği önemli olmadığı için adlarını da belirtmek gerekli değil) hemen hepsi aynı ağızdan konuşuyor.

Öncelikle AKP kurmayı da bu tasarının “tek adam yönetimini yasalaştırmak” olduğunu biliyor. Fikirleri bu olunca; “Anayasa değişikliği demokrasinin inşasıdır” iddiasını savunma eyleminde geri kalıyorlar ve hatta duraksıyorlar. AKP kurmayının gerçek fikriyle söylemeğe zorlandığı fikir arasındaki farklılık dil sürçmesine yol açıyor.

AKP kurmayının endişesi diline vuruyor. Fikri, gerçekliği yansıtmadığı için durumu açıklamak zorlaştığı oranda RTE ve kurmayı, karşıt görüşleri düşman ilan etmeği ve hasmına küfür / hakaret ederek aşağılamayı; toplumun “dokunulmaz” saydığı değerlerine ilişkin kışkırtma faaliyeti gerçekleştirmeyi propagandanın mihengine koyuyor.

 

YALAN ZEMİNDE KURULAN OYUN TUTMADI

AKP kurmayı propaganda faaliyetini; toplumun algısını “Başkanlık rejimine hayır” diyenleri düşman sayacak biçimde yönlendirilmesi ekseninde (merkezli) yürütmeğe özel önem verdi.

Birinci adımda; Başkanlık rejimi tasarısına “Hayır” oyu verenler, “terörist, vatan haini” ilan edildi. Bu propagandanın hedefi; özellikle hayır oyu verme eğiliminde ki milliyetçileri tedirgin ederek eğilimlerini “evet” yönünde şekillendirmekti.

Tutmadı. Hatta bu propaganda aksi etki yarattı ve “Hayır cephesi” daha güçlendi.

İkinci adımda; “Karargah huzursuz” haberi yayımlatıldı. Toplumu bir darbe tehlikesi olduğuna inandırarak, kurgunun yaratacağı korkuyla insanların tercihi değiştirilmek istendi.

Başkanlık sistemine hayır tavrının, FETÖ tarafından organize edilecek bir darbenin parçası olduğu iddiasına “kargalar da gülünce” şarkı kesildi.

Zaman zaman, ihtiyaca binaen kullanıp kenara attıkları “idam cezasını getireceğiz” teranesini de araya kattılar. O da tutmadı.

Tüm salvolara rağmen hayır oyları azalmadı, arttı.

AKP sempatizanı olan “kararsızlar”, “evet” doğrultusunda kıpırdamadılar.

Son adım; halkın anti-Avrupa eğilimini harekete geçirmek için atıldı. Almanya ve Hollanda operasyonu düzenlendi. Gerçekleşen kriz kullanılarak, mitinglerde hamaset nutukları atıldı.

Ancak bu oyundan da beklenen yarar elde edilemedi. Bu oyun üzerinden yürütülen propaganda, kararsızların oyunun rengi üzerinde hiç denecek kadar etkili oldu.

AKP kurmayının tasarlayıp sahneye koyduğu tüm pratik ters etki yarattı. “Kararsız” halde olan kitle; kendilerini “aptal” yerine koyan AKP kurmayının sergilediği pratiğe, “bu kadar da olmaz” diyerek beklenen primi vermedi.

Açıktan “Hayır” tavrına saldıran AKP kurmayı “örtülü” araçları da alana sürmekten geri kalmadı. Bu araçlardan biri de toplumsal psikoloji üzerinden Referandum da  “Evet” çıkacağının önlenemiyeceğini  iddia etmekti. AKP yandaşı troller bu yöntemi ustaca kullandı.

Örneğin referandum pusulasında, “Evet” tercihinin zemin renginin beyaz, “hayır” tercihinin zemin renginin kahverengi olmasının, insanlar üzerinde “büyük “ etkisi olacağını ve insanların psikolojik olarak beyazı tercihe yöneleceğini ve bu nedenle referandumdan “Evet” çıkacağı” kehanetini yaygınlaştırdılar.

Oysa bilinen o ki; Toplumsal kararlığı olan insanların tercihi üzerinde renk oyunlarının etkisi hemen hiçtir.

Eğer toplumsal pratiği insanların psikolojik durumu biçimleseydi; Psikologların iyi yönetici olması gerekirdi ki; böyle bir durum söz konusu değildir.

Bu girişimin hedefi de, örtülü gerçekleştirilen tüm faaliyetler gibi kararsızları “nasıl olsa evet” çıkacak yargısı üzerinden karar vermesini sağlamaktı. Ama olmadı.

 

AKP İÇİ TOZ DUMAN

AKP sempatizanlarının çoğunluğu; amaçlananın tek adam rejimi olduğunu ve Anayasa değişikliğinin de Recep Tayyip Erdoğan’ın mutlak muktedir olması için tasarlanmış bir elbise olduğunu bilerek ve bunu benimseyerek ‘evet’ diyor. Bu kesim “saf” AKP’liler. AKP’ye mutlak bir bağlılık halinde olan bu kesim Başkanlık sisteminin, ne olup ne olmadığıyla ilgilenmiyor. Hatta bu kesim, AKP’nin iç ve dış politikasının getirisi ya da götürüsü hakkında da bilgi sahibi değil. Bu kesim AKP iktidarıyla birlikte, olgusal “varoluşunun” sağladığı psikolojik tatmin duygusuyla bağlılığını korumayı sürdürüyor. AKP’nin herhangi bir şekilde yenilgisinin; edindiği toplumsal psikolojik avantajı yitirmesiyle sonuçlanacağı endişesi taşıyan grup, bu nedenle AKP iktidarını yaşamsal ihtiyacı olarak görüyor.

Ancak AKP’ye oy veren bir kesim de “hayır” tavrını benimsedi. Bu sürpriz sayılacak bir durum değil.

AKP sempatizanı olup tercihi “hayır” olanlar da birbirlerinden farklı gerekçeye sahipler. “Evet” tercihi ve  “hayır” tercihinin  farklı gerekçelere dayandırılıyor olması durumu, AKP’nin mono blok yapıya sahip olmamasıyla doğrudan ilişkilidir.

 “Denizin bittiğini” fark edip, gidişin hiçte iyi olmadığını bilerek davranacak olan AKP’liler; AKP kurmayınca hedeflenen rejimin inşası halinde, kendisine etkin rol düşmeyeceğini ve iktidarın tek elden yönetilmesi nedeniyle yeni dönemin kendine kazanç getirmeyeceği kanaatiyle “evet” demeyecek. Bu topluluk, AKP iktidarının var olan şekilde sürmesi durumunda “işlerini yürütebilme olanağı bulacağı” gerekçesiyle “düzenin” değiştirilmesine “Hayır” demek kararına vardı.

Öte yandan AKP kurmayının, Anayasa değişikliği sürecini MHP liderliğine sığınarak yürütmesi bir handikap oluşturdu. MHP liderinin, partinin ayakta kalma politikasını, “kürt düşmanlığı” üzerinden yürütmesi ve  “Başkanlık rejiminin” katı savunucusu oluşu; AKP sempatizanı Kürtleri de tedirgin etti. Bu durum, AKP sempatizanı Kürtlerin bir kesiminin Başkanlık rejimine ilişkin tercihinin “Hayır” tavrına yönelmesine yol açtı. AKP iktidarının, Diyarbakır, Hakkari , Şırnak illeri ve Eruh, Sur vb. ilçelerinde gerçekleştirdiği yıkım ve katliam Kürtler üzerinde derin iz bıraktı. Bu olgunun, Kürt halkının yönelimini biçimlendirici etkisi olmayacağını beklemek abes olurdu.

AKP’ye oy veren Kürtlerin; uygulanan “özel” baskı nedeniyle tercihini açıklamaması , “Hayır” oyu vermeyeceği anlamına gelmiyor.

Bir yandan milliyetçi oyları yanına almak ve diğer yandan Kürt seçmenin oylarını kaybetmemek istenci çetrefilli bir denklem. Bu denklemi çözmek işi, AKP kurmayını krize soktu.

Devletin tüm olanakları kullanılarak hazırlanan Diyarbakır mitinginden Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük hüsrana uğrayarak dönmesi, krizin nedeni olan endişeyi körükledi.

 

AKP İKTİDAR OLMADAN ÖNCE EDİNDİĞİ “SERMAYESİNİ” YİYOR.

İktidarının 15 yıllık sürecinde AKP’nin tek bir politik zaferi olmadı. AKP hükümetleri her söylediğinin tersini yaptı. AKP hükümetinin her politik kararı sonunda “kandırıldık” bahanesine sığınması, politik başarısızlığın itirafıydı.

AKP iktidarı döneminde yolsuzluk aleni yapılır oldu.

AKP, iktidara gelirken, halkın demokratik haklarına sözde “duyarlılık gösterdi ve sözde ”devlet karşıtı” bir tutum takındı. Ancak AKP kurmayı iktidar olduktan sonra, katı devletçi kesildi. “Devlet karşıtlığı” tavrının; “devleti ben yönetmediğim için kötü” muhtevası içerdiği açığa çıktı.

Bütün politik fiyaskoya rağmen hala ayakta kalmasını ve belirli bir halk desteğini hala arkasına alıyor olmasını;  iktidara yerleşme sürecinde sergilediği pratiğine borçlu AKP hükümeti.

 Cumhuriyet eliti tarafından dışlanmış, hakir görülen insanlarla sıcak ilişki ve yakınlık kurma pratiği AKP’nin kitle bağının ana unsuru oldu. AKP kurmayı “dışlanmış kitle” ile ilişki kurulurken dini kullandı. Kuşkusuz “dini bir rejim inşa” hedefini sahipleniyor görüntüsü, militan bir kesimi yanına çekmesini sağladı. Ancak AKP kurmayının “din devleti kurma” amacı yoktu. AKP için din; kutsal değerleri sosyal varoluşunun merkezine koyan bir toplumda kitlelerle yakın temas kurmanın aracıydı.

 

AKP İKTİDARA YERLEŞME SÜRECİNDE “İLK” İLİŞKİ BİÇİMİNİ TERK ETTİ

AKP’nin eski ilişki tarzını terk ettiğini, ilkin içerideki isimler tespit etti. İlk aşamada, Ali Bulaç, İhsan Eliaçık ve Alaattin Şener gibi İslamcı isimler duruma ilişkin endişelerini dile getirdiler.

Daha sonra Levent Gültekin gibi birçok İslamcı yazar; AKP iktidarının “politik tutarsızlığını” deşifre etti.

Halen AKP saflarında olan bir kaç İslamcı yazar da, durumu içeriden birisi olarak açıkladı ve rahatsızlığını dile getirdi.

AKP İktidarın en ateşli savunucusu Yeni Akit gazetesi yazarı Abdurrahman Dilipak, 04.03.2017 tarihli , “Dost acı söyler” başlıklı yazısında, referandum kaygılarını aktardı, AKP teşkilatlarının maddi çıkar peşinde olanların mekanı olmasından dert yandı.

AKP teşkilatlarındaki durumu; “Gelenlerin ya bir ‘iş’i vardır, ya da bir tayin meselesi. Ya da birbirini şikâyet edecektir” diyerek özetleyen Dilipak AK Gençlik’in de durumunun aynı olduğunu belirtti. “Gençler de öyle. Birinin yakını, üniversite mezunu, yakışıklı.. Orada bulunuyorsa ya kendisi için siyasi bir referans, ya da bürokraside iyi bir iş, babasının işinin geleceği için biraz da. Kuşkusuz hepsi böyle değil, ama bunların sayısı da az değil.. Ne yapılacaksa parasını verip birine yaptıracaklar.. Ya da telefon edecekler bu iş olacak. Bunu iş yapmak zannediyorlar.”

Dilipak’ın çektiği bu durum fotoğraf, AKP’nin gerçekliğini yansıtıyor.

Bu gerçeklik; yazarın “Referandum tabanda ciddi heyecan uyandırmadı” yargısının gerekçesi.

Dilipak gibi bazı AKP yandaşı yazarın işaret ettiği olgu; AKP’nin “ilk” kitlesiyle bağının koptuğudur. Dilipak bu konuda AKP li kadroyu uyarıyor. Ancak Dilipak gibi yazarların uyarısı sonuçsuz kalmağa mahkumdur. Çünkü halkla sıcak ilişkiyi, bugün vasfı değişen AKP kadroları istese de kuramaz. AKP kadroları artık 15 yıl önceki enerjiye sahip değil. Ya da denilebilir ki; bugünkü kadro, 15 yıl önceki kadro değil.

Dün devlet dışı kalan kadronun enerjisinin ve kitle ile bağ kurma istencinin; bugün ulaştığı konumda söndüğü bir gerçekliktir. Bugün devlet olan ve iktisadi olarak zenginleşen AKP kadrosu elit bir statüye oturdu. Halkla teması yitirdi ve AKP önderi emretse de, bu kadro sokağa inip, eski sıcak ilişki şeklini evlere taşıyamaz durumda. AKP kadrosunun “kıçını kaldırıp” yürümesini AKP yandaşı yazarların uyarısı da sağlayamaz.

Gerçek şu ki; AKP kadrosunun harekete geçmesi için gerekli araçların vasfı da farklılaştı.

Recep Tayyip Erdoğan’ın da farkında olduğu durumdur bu.

 

DEVLETİN YENİDEN BİÇİMLENDİRİLMESİ; ESKİ  TARZIN TERK EDİLMESİYLE İLİŞKİLİDİR

AKP bir parti olarak kurumsallaşamadı. Kurumsallaşmasını sağlayacak olan, tüm kadrosunun aynı ideolojik ilkelere bağlı olmasıdır ki; AKP bu ideolojik karakterden yoksun.

Öyle gösterilmek için çabalansa da; Gelinen noktada, AKP kadrosunu bir arada tutan “islami iktidar” ideali değil. AKP kadroları “kendi maddi çıkarları için” İslam dinini de, milliyetçiliği de ve hiç kuşkusuz cumhuriyetçiliği de kullanıyor. Birbirinden farklı ideolojik zeminde “at koşturması” AKP’nin kurumsallaşması önünde engel oldu.

İkinci ve önemli bir olgu da idolleştirilmiş lider merkezli örgütlenmenin, “parti olmanın” önünde önemli bir handikap olmasıdır. Örgütlenme pratiğinin tarzı/biçimi, kurumsallaşma önüne katı barikat kurulmasını sağladı.

AKP yöneticileri ve üyelerinin çoğunluğu, “kazan kazan” ideolojisini içselleştirmiş Recep Tayyip Erdoğan merkezli toplaşma pratiğini içselleştirdi. Bu nedenle RTE; sempatizanlarını tek lider etrafında kümelenmiş cemaat şeklinde bir arada tutmayı gerekli gördü ve bu olguyu sistemleştirmeğe çabalıyor.

R.T. Erdoğan merkezli bir cemaat inşa edilirken insanları bir arada tutan bağın oluşturulmasında, “maddi” (İş , makam, para,) enstrümanları kullanıldı. Devlet aygıtının tüm araçları da bu maddi enstrümanların merkezine oturtuldu.

Recep Tayyip Erdoğan ve kurmayının, Anayasa değişikliği ile tek adam rejimi kurma, devletin biçimini değiştirme isteğinde ısrarcı ve katı tavra sahip olmasının; Kitleleri yanında tutma ve yönetme sürecinde devlet aygıtının kullanmayı tercih etmesiyle sıkı bağlantısı var.

RTE cemaati, kitleleri yanında tutmak için devlet aygıtını esas enstrüman olarak kullanırken, dini ve milli etiketli kurum ve değerlere tali rol biçti. Bu durum AKP’nin parti olarak kurumsal varlığını sürdürmesini tehdit etti.

 

KARARSIZLIK, KRİZİN ÇIKAR İLİŞKİSİNİ BOZACAĞI ENDİŞESİ ÜZERİNE OTURUYOR.

RTE cemaatinin örgütlenme sürecinde devlet aygıtının kullanılma yoğunluğu; AKP’nin de örgütlenme sürecinde tali bir araca dönüşmesini beraberinde getirdi.

Tek adam rejiminde AKP’nin rolünün ikincil olması durumu; AKP’nin kuruluşunda yer alan ve siyasi yaşam içerisinde AKP’nin rolünü önemli gören kadro ve üyeleri endişelendirdi. Bu endişe, referandum sürecinde “kararsız” kalışa yol açan bir faktör oldu.

AKP’li olmaktan vazgeçmeyen kitle, “partinin” de oluşacak krizin altında kalacağı endişesiyle hareket ediyor. İktidarın tekelleşmesi ile birlikte partinin tali plana itilmesinin, AKP üyelerinin iktidarın nimetlerinden yararlanma kanallarını tıkayacağı ihtimali büyük.  Dolayısıyla bu durumda, “rahatının” bozulacağı bir krizin içine sürükleneceği  fikri,  AKP’yi koruma içgüdüsünü tetikledi.

Bugün halk oylamasında “evet” oyu vermeyeceği kesin olan ama “Hayır” oyu vermek konusunda da kararsız olan AKP’ liler; Tek adam rejiminin, bireysel çıkarları için felaket demek olacağının farkında. Bu kesim AKP iktidarının sürmesini gerekli görüyor; ancak tek adam rejiminin ayak sesleri kalp ritmini bozuyor. RTE’nin Avrupa’ya “kafa tutması” ve “16 nisan sonrası hesaplaşacağız” tehdidine Avrupa hükümetlerinin sert yanıt vermesi; Avrupa merkezli banka, fabrika patronlarının Türkiye bayisi (işbirlikçisi) olan AKP yandaşı sermayedarları rahatsız etti. AKP sempatizanı bu toplumsal kesim, AKP iktidarının “var olan şekliyle sürmesini istiyor ancak tek adam rejimine kendi çıkarları nedeniyle karşı. Bu kesimin “hayır” oyu verme ihtimali çok yüksek ve etkileyeceği sempatizan sayısı oldukça fazla.

Referandum çalışmalarında AKP saflarında görünmesine karşın “hoşnutsuzluğuyla”, çalışma heyecanını sekteye uğratan yönetici kadro sayısı da az değil. Özellikle Belediye Başkanları, mutlak muktedirin ağzından çıkan tek kelimeyle politik yazgılarının belirlenmesinden hoşnut kalmadıkları biliniyor.

 AKP içerisindeki  farklı grupların  “EVET” kampanyasında aktif yer almaması; “Referandumun tabanda ciddi heyecan uyandırmadığı” yargısının oluşmasını sağladı.

Açıktır ki; AKP kadrosu rehavet içerisinde. AKP’li “yeni tip” kadro,  statü edinmesi nedeniyle “sıcak temas” kurma şevkini de yitirdi.

 Kurt AKP’nin içerisinde. AKP’nin siyasi yaşam serüveninde, kriz ve çıkmazlar kurdun hayat bulmasını sağladı.

 AKP’yi kemiren kurt RTE’ın politik hamlelerinin tahribatıyla beslendi.

AKP içerisinde gittikçe büyüyen kurdun AKP’nin çürümesine yol açmasına karşın hala ayakta kalmasının diğer bir nedeni ise, her kriz döneminde dışarıdan verilen serum oldu. Kuşkusuz bu serumun büyük kısmında payı olan ismin; Devlet Bahçeli  olduğu konusunda kimsenin şüphesi yok.

Tek adam olma sürecinde, RT. Erdoğan’ın umudunu ateşleyen de D. Bahçeli oldu.

Ancak “evet” oyları azaldıkça RTE’nin, Devlet Bahçeli’nin desteğine de güvensizliği arttı.

Referanduma yönelik her hamlesi boşa çıkan RTE, son bir hamle yaptı; “Hayır diyen vatandaşlar da saygındır” dedi.

Dün, “terörist, hain, darbeci” ilan ettiği insanların, saygın olduğunu ifade etmesi; politik manevranın bir parçasıydı. Bu taktik,  “evet” cephesindeki “endişe verici” durumun tespiti üzerine kuruldu.

Recep Tayyip Erdoğan’da; AKP ye oy veren yurttaşların bir kesiminin Başkanlık rejimine “evet” demeyeceğinin farkında. AKP yandaşı anketçiler RTE’ye “kara haberi” verdi.

Recep Tayyip Erdoğan Samsun’da yapılan mitingde; “Gençler, 16 Nisan’da ibreyi evet ‘ten yana döndürmeye var mıyız?” dedi.

Bu sözleriyle RTE de; “Hayır” tercihinin “Evet” tercihinden fazla olduğunu itiraf etmiş oldu.

 

 ‘İLK KEZ AKP’LİLER ERDOĞAN VE BAŞBAKAN’IN TEZİNİN TERSİNİ SAVUNUYOR’

AKP’nin çok sayıda araştırmasını üstlenen firmalardan olan MAK Danışmanlık Şirketi’nin Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat; Twıtter hesabından çarpıcı bir paylaşımda bulundu. Mehmet Ali Kulat, AKP’deki derin çatlağı açıkladı. Mehmet Ali Kulat, “İlk kez kendini Ak Partili ifade edip Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın savunduğu tezin tam tersi oy; HAYIR vereceğim diyen bir kitle var” dedi. Kulat açıklamasının devamında ‘Cumhurbaşkanına destek %60 ların üzerindeyken; Cumhurbaşkanının desteklediği referanduma destek vermemek garip bir ruh hali…’ diye yazdı.

AKP’li olup “Hayır” oyu vereceklerini deklere edenlerin çoğunluğu; Tek adam rejiminin; AKP nin varoluşuyla edindiği toplumsal durumunu zedeleyeceğinin farkında olan kesim.

AKP ve benzeri parti sempatizanlarının politik davranışını “aptallık” bağlamında ele alma yanılgısının aksine, bu parti üyelerinin de tercihini biçimlendiren maddi ve manevi çıkar ilişkisidir. Her insan gibi AKP sempatizanı yurttaşlar da yararına aykırı olguya karşı çıkıyor. O da belirli bir politik tavra sahip toplumsal çoğunluk gibi kararını verirken kendi yararını düşünüyor. Olgunun kendisini götürdüğü pratiğe, başkasının karşı çıkıp çıkmaması ilgilendirmiyor AKP yandaşını.

AKP iktidarının izlediği politikanın; “kısa vadeli ve bireysel yararına” olup olmadığını, somut verilerle test eden sempatizan kitlenin önemli bir kısmı tavrını örtülü ya da açık sergiledi.

AKP yandaşı bir kesimin, Hayır oyu verme kararına rağmen  AKP iktidarı yanlısı olduğunu ifade etmesinin bir nedeni de; AKP dışında bir alternatif olduğunu düşünmemesidir. AKP yandaşları; politik sorunlara yaklaşımında muhafazakar tavra sahip ve “burjuva Sol” ve sosyalist partilere karşı ön yargılı. Bu nedenle AKP’ li yurttaşın, alternatif  arayışında sağ cepheye bakması olağan. Hükümet olma gücünde  “Sağ” etiketli bir burjuva partinin olmaması, AKP’nin “tek” noktasına yerleştirilmesinin gerekçesi.

Bu nedenledir ki; AKP kurmayı sağ cephedeki partileri, güç kazanmadan silmek işini birincil görev saydı. Bu doğrultuda sağ parti kadrolarını AKP ‘ye çekmeği politik hedefine koydu. Başardı da. Devşirme kadroların ön planda yer almasıyla AKP’nin vitrini de değişti. Bu değişime paralel olarak önemli bir durum gerçekleşti; AKP’nin kurucu yöneticileri vitrinden uzaklaştırıldı.

Referandum sürecinde de AKP kurmayı, AKP’den başka alternatif yok tezini işlemekten bir an olsun geri kalmadı. AKP yandaşı gazeteciler, yazarlar, politikacılar; “Biz hata yapıyoruz, ama muhalefet de gerçek anlamda bir muhalefet değil.” propagandası yaparak AKP’nin alternatifsiz olduğu kanaatine ulaşan insanların, kötünün iyisini seçme noktasına varmasını hedeflediler.

AKP kurmayının ve açık yandaş gazeteci ve yazarların dışında duran gizli yandaş bir kesim gazeteci ve yazar da; AKP karşıtı gibi görünüp ama AKP’nin “alternatifi var mı?” taktiğini özellikle kullanıyor.

Bu taktik başarılı da oluyor

Bu sözde muhalif (!) tavır da, sempatizan kesimin AKP’den kopmamasına önemli katkı veriyor.

 AKP; bu “hasım” kesimlerin tavrının sunduğu avantajı, sempatizanların örgüt bağlarının sürdürülmesi sürecinde kullanıyor.

Öte yandan görülmesi gereken; AKP’nin sempatizanlarıyla  bağının kopmamasında “işini kolaylaştıran” asıl faktörün; kendisini demokrasi cephesinde tanımlayan partilerin halkla samimi, sahici bağ kurmakta zorlanıyor olmalarıdır.

 Bu anlamda denilebilir ki; AKP büyük ölçüde, hasmının vasfına ilişkin  olumsuz bakışın kendine sunduğu ekmeği yiyor.

 

HAYIR CEPHESİNDE DURUM

 Bu gün toplumsal tarihin belli anlarına denk düşen az rastlanacak bir süreçten geçiyoruz.

 İnsanlık tarihinin belli dönemlerinde, belli maddi koşullarda,  farklı noktalarda ama aynı amaç ekseninde, insanların ve toplulukların geçici bir araya gelmesi gerçekleşir. Bu dönemin ruhunu anlayan politikacılar sorunların altında ezilmekten kurtularak, toplumların öncülüğünü yaparlar.  Ancak bu dönemde toplumsal koşulların gerektirdiğini kavramaktan uzak politikacılar; kendi ideolojik formasyonlarına dayalı olarak, hareketin kendi politikaları doğrultusunda hareket etmesi için diretirler;  kafalarında ürettikleri politikaları somut duruma dayatırlar. Ki, bu politikacıların sukutu hayale uğramaları kaçınılmaz gerçekleşir.

Türkiye’nin içerisinde bulunduğu koşullar ve AKP iktidarının uyguladığı politika, kitlelerin kendiliğinden bir tavır sergilemesini sağladı.

Anayasa değişimi sürecinde, birbirleriyle ideolojik/ politik bir arada olması mümkün olmayan topluluklar,  farklı noktalarda durmalarına karşın aynı amaca dönük hareket ediyorlar.

Öncelikle anlaşılması gereken; yurttaşların çoğunluğunun tek adam rejimine hayır deme noktasına gelmesinin burjuva demokratların, cumhuriyetçilerin, sosyalistlerin faaliyeti sonucu gerçekleşmediğidir.

Bu durumun özel oluşunu kavramak; politika belirleme sürecinde önemlidir.

Hayır Cephesinde yer alan  CHP, HDP ve tüm sosyalist partilerin yanısıra parti aidiyeti olmayan kişi ve gruplar; Geçmişten beri yaptıkları politik hataların getirdiği yükün ağırlığı altında ellerinden geleni sınıfsal karakterlerine denk düşen biçimde yaptılar. Kuşkusuz bu partilerin ve grupların faaliyeti; AKP sempatizanlarının partilerinden uzaklaşmasını sağlamadı. Ancak CHP, HDP ve Sosyalist partiler, izledikleri politika ve üslupla; AKP’nin hamlelerinin boşa çıkmasında önemli rol oynadılar. Bu partilerin üye ve sempatizanları “hayır” tavrında dik durdu. Çatlak ses çıkmadı. Bu kararlı duruş; AKP sempatizanı “kararsız” kitlenin az da olsa bir kısmının “hayır” safına yönelmesini sağladı.

Hayır cephesinin “sağ” görüşlü yurttaşların tavrıyla güçlenmesinde; MHP muhalefetinin dikkate değer rol oynadığını teslim etmek gereklidir. Bu politikacıların tavrı, MHP’ merkezinin “Evet tavrını parçaladı. Hatta AKP sempatizanlarının karasızlıktan “hayır” tavrına yönelmelerinde önemli rol oynadı.

MHP yönetiminin, İktidar partisiyle ilişki tarzının tutarsızlığının parti içerisinde yarattığı çatışma gibi birçok olgu; tercihin rengini etkiledi. MHP’nin üye ve sempatizan çoğunluğunun, yerleşik “AKP karşıtı” çizgiyi içselleştirmiş oluşu; MHP muhaliflerinin işini kolaylaştırdı. MHP merkezi yönetiminin yıllardır savunduğu ideolojik duruşu terk etmesi; muhaliflerin avantajı oldu.

MHP içi muhalif politikacıların, referandum kararı alınmadan önce, MHP’nin yönetimine karşı bayrak açmasının; “Hayır” tavrı göstermesindeki rolü ayırdedicidir.

 “Teröristlerle yan yana geldiniz” suçlamasına ve Bahçeli’nin hakaret ve küfürlü tavrına rağmen duruşunda ısrar eden MHP muhalefeti; AKP hükümetinin tüm fiziki engellemelere karşı “hayır” tavrını gerekçesi farklı olsa da sürdürdü.

Fazilet Partinin “Hayır” kararı alması ve Büyük Birlik Partisi yönetiminin “Evet” kararına karşın bir kısım yönetici ve üyenin “Hayır” kararı alması da AKP için dezavantaj oluşturdu.

 

AKP’NİN YOĞUN ÇABASI “HAYIR” TAVRINI GERİLETEMEDİ

Başkanlık rejimine hayır diyen yurttaşlar, algısal etkilenmeyle pratiklerini biçimlendirmediği için iktidarın algı yönlendirmesiyle de kararlarını değiştirmediler.

Çünkü Başkanlık rejimi tasarısına hayır diyen yurttaşlar, evet diyen yurttaşlardan farklı olarak somut durumun vahametini kavrayarak kararını verdi.

Örneğin, HDP milletvekillerini, Belediye Başkanlarını il ve ilçe yöneticilerin tutuklayarak, Kürtlerin HDP ile ilişkisini kesip, “hayır” oyu vermesini engelleyeceğini planlayan AKP iktidarı, sukut-u hayale uğradı.

CHP sempatizanı kitlenin parti politikalarına ilişkin fikir ayrılığını çatışmaya dönüştürmek için AKP kurmayının ve yandaş gazete yazarlarının organize gerçekleştirdikleri girişimler ters tepti. CHP taraftarı kitle “başkanlık rejimine” hayır tavrında blok olarak davrandı.

Kuşkusuz Sosyalist partiler, etkiledikleri kitle sayısı az olmasına karşın, “hayır” tavrını tüm engelleri aşarak sürdürdü.

“Hayır” tavrını sürdüren parti kadroları, üyeleri ve parti mensubu olmayan bireyler; kendi komşusuyla ve işyerindeki, sokaktaki, okuldaki, mütereddit durumdaki insanlarla “sıcak”, “samimi” ilişkiler kurarak; “hayır” tavrının hayati önemini anlattılar ve olumlu yönde etki yarattılar. Bu ilişki; elit insanların sıradan insanlarla buluşması biçiminde değil; son derece samimi ve ileri de yaşamı birlikte savunacak yurttaşların içtenliğiyle yapıldığında bu etki daha da arttı. Hayır tavrının önemli bir avantajı; Başkanlık tasarısının,  savunulamayacak kadar mesnetsiz oluşuydu. Bu avantaj kullanıldı; getirilmek istenen rejimin karakteristik vasfı üzerinden yapılan açıklamalar, “kararsızlığı” çözdü. Yanısıra, “tek adam rejimlerinin”; halkların birbirine düşman olmasının ve komşunun, iş arkadaşının birbirlerinin “ispiyoncusu” olmasının zeminini yarattığı gerçeği ekseninde yapılan açıklamalar uyarıcı oldu.

Önemlidir; ülkemiz insanının “inatçı” olduğuna ilişkin yargı bu süreçte aşındı. Halklar ve Emekçiler birbirinin bir adım ötesinde. Halkları ve emekçileri birbirinden uzak kılan mesafe değil, ilişki tarzı.

Toplumu “aptal” olarak nitelendirme gafletinden uzaklaşıp, kararsız yurttaşlarla tepeden bakıcı ve dayatmacı olmadan, konuyla ilgili sorular sorup, yanıtları dinlediğinde ve çıkışsız kaldıkları noktada açıklamalar yapıldığında; kararsızlığın, “Hayır” yönünde değişmesi mümkün oldu.

 

SOL GÖSTERİP SAĞ VURMAK

AKP kurmayının, yoğun propaganda bombardımanı; “kararlı” sürdürülen “hayır” tavrını geriletemedi. AKP kurmayı, yalan üzerine kurulu bir oyunu sürdürmenin güvensizliği, çaresizliği ve telaşıyla her yolu denedi ve deniyor da; AKP kurmayı, cepheyi içeriden yarma faaliyetini dışarıdan körüklemekten geri durmuyor; Kendini “sol” cephede sayan bazı yazarların, politikacıların ve takipçilerinin;  muhalif partileri yerden yere vuran  tavır ve söylemine  tam gaz veriyor.

AKP gemisinin yürümesine katkı veren bu “soldan saldırı”  tavrı, dün olduğu gibi referandum sürecinde de yoğunlaştırılarak sürdürüldü.

Bu unsurlar muhalif partilerin her eylemini ve sözünü yermeği iş edinmiş durumda. Bu absürt eylemi gerçekleştiren insanlar adeta yaptıklarından zevk alıyorlar.

Bu insanların ortak özelliği; “kendilerinden başka kuş” olmadığı saptamasıyla yaşamı analiz etme yöntemleri. Bu unsurların benmerkezci davranışı içselleştirdikleri barizdir. Bu müzmin eleştiricilerin tek ilkesi var; kendilerinin karar vermediği her pratik ve üretmediği fikir lanetlidir.

Bu tavırdaki insanlar için; istisnasız “tüm partilerin karar ve eylemi; işe yaramaz, basiretsiz, ‘kirli’ ve yanlıştır.”

Bu tavır, “sürekli boykot” tavrının ruh ikizidir.

Halkın devrimci gücüne inanmayan ve bu nedenle devrimden umudunu kesen küçük burjuvanın çaresizliğini örtmek için kullandığı vicdan avundurucu “keskin” çığlıktır; bu tavır.

“Eşitlikçi, özgürlükçü” sloganlar, diline pelesenk olsa da bu tavır; gerçekte, kendini kurtarıcı ilan eden ve ötekileri aşağı gören ve özgürlüklerin kendi özgürlüğü ekseninde gerçekleşmesi istencini mutlaklaştıran bir duruştur.

“Eşitlikçi, özgürlükçü yaftası ile dolaşan bu insanların yıllardır, istekli bir şekilde halkı aşağılayıcı, tepeden bakıcı, kurtarıcı, elit tavrını sürdürmesi; Devrimci, sosyalist hareketin halkla bağının kopmasına katkı verdi. Egemenlik sistemini güçlendirici bu türden her davranış tarzı da sınıf diktatörlüğünün hayat bulduğu toprağı suladı.

Sözde düzen muhalifleri, aynı müşteriye hitap eden esnafı yererek; müşteri edinmeğe çalışan esnaf tavrıyla hareket ediyorlar. AKP sempatizanı insanların kendisine “sıcak bakmayacağının farkında olan küçük burjuva unsurlar, CHP, HDP ve sosyalist partileri yerden yere vurarak hazır kitlenin “kendi ekseninde” toplanmasını istiyor.

Bu unsurlar; “Hayır” cephesindeki partilere saldırma enerjilerini AKP iktidarına yöneltmekten uzak duruyor.

Kendini Sol” cephede gören bu unsurların, AKP’yi eleştirirken, her fırsatta ve en küçük bir hata gördüklerinde, Sosyalist partilere, CHP ye ve HDP’ ye de tokat atmaktan geri kalmamalarının gerekçesi politik değil, psikolojiktir.

 Ancak Hayır cephesinin kararlı tavrı; “izafi muhaliflerin” etkili olmasını önledi.

Referandum sürecinde; “Hayır” tavrının güçlendiği belli olunca arızi bir tavır daha baş gösterdi.

Şimdi de bazı “her şeyi bilenler”; “Hayır çıkarsa ne olacak” vurgusu yapıyor. Bu cahillikten söylenmiyorsa; gizli “evet” taktiği uygulamaktır.

“Hayır” tavrının başarısı önemlidir. Öncelikle “Hayır” tavrının zaferi; Erdoğan’ın önünü kesecektir. İkincisi ve önemlisi; “Hayır” tavrı, siyasi alanda ve birçok toplumsal alanda “Tek adamcı” zihniyete sahip insanları frenleyecek bir hava yaratacaktır. Türkiye’de demokrasinin inşasının eksik gedik olması; önemli sayıda insanın (kadın, erke) tek ve muktedir olma arzusunda olması ve bu arzunun yönlendirdiği pratik sergilemesiyle ilişkilidir. Hayır tavrı bu zihniyeti gerileteceği için önemli bir eylemdir.

“Hayır” tavrı kazanınca ne olacak sorusuna yanıt arayanlar; “Evet” tavrını çıkarları için yaşamsal gereksinim sayan “takımın” söylediklerini dikkatle dinlediklerinde, gerçekten samimi iseler, sorularına yanıt alacaklardır.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başdanışmanı Burhan Kuzu; “Hayır çıktığında olacakları hiç düşünmek istemiyorum” (…) “CHP’nin Referandumda “Hayır” da çıksa hiç bir şey değişmeyecek dediklerine sakın aldanmayınız. Avrupa ile birlikte 2. Geziyi başlatacaklar” dedi.

AKP kurmayı; “Hayır” tavrından “2. Gezi” ölçeğinde ürküyorsa; o zaman, ateşi harlamak için durmak yok, yürüyüşe devam.

 

AKP’nin KURDU İÇİNDE
4.8Puan
Okuyucu Puanı: (2 Votes)