İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini ilçe seçim kurullarının yasaya uygun oluşturulmadığı ve bu kurulların bazı “usulsüz şeyler yaptığı” gerekçesi ile iptal eden YSK günler sonra açıkladığı gerekçe ile aslında seçimin neden yinelenmemesi gerektiğini açıklamıştı.

Bu açıklama sonrası; YSK; haklarında soruşturma açılan ilçe kurulu başkanları ve sandık seçim müdürlerinin görevine devam kararı aldı. Bu karar için; “ne perhiz ne lahana turşusu” sözü ‘cuk’ oturdu.

İstanbul Belediye Başkanlığı seçimini iptal eden YSK; açıkladığı son kararıyla seçimin yinelenmesinin gerekçesini kendisi yadsımış oldu.

YSK’nın bu iki icraatının birbiriyle çelişmesinin nedeni açık; YSK’nın seçimin yinelenmesi kararı, kendi kararı değildi; doğrudan Siyasi iktidar sahibinin kararı idi ve dolayısıyla YSK ‘nın seçim iptal kararı hukuki olmadığı için Sandık kurulunun atanmasına ilişkin kararında hukuka uygun iş yapmaya kalkışınca; iki icraat arasında çelişki kaçınılmaz olarak gerçekleşti.

YSK’nın iki icraatı arasındaki çelişki; YSK’nın 7 üyesine suçüstü olmakla kalmadı; bu çelişki, AKP iktidarına da suçüstü oldu. Duruma ilişkin AKP ve payandası MHP liderlerinin telaşı da suçun açığa çıkmasını örtme çabasıdır. Ama bu kolay üstü örtülecek bir durum değil.

Aslında YSK’nın 4 üyesinin karşı yazısı, gerçekliğin anlatımıydı. RTE, Binali Yıldırım ve AKP’nin yönetici kadrosu; 4 üyenin karşı yazısına sırt dönüp, görmezden gelirken; talimatla hareket eden 7 üyenin kararını alkışladılar.

Ancak AKP yöneticilerinin YSK kararıyla edindikleri mutluluk; “31 mart gecesi kabusundan” çıkmalarını sağlamadı.

Binali Yıldırım 31 mart 2019 gecesi saat: 11 30 da seçim aleyhine döndüğünde; İstanbul Belediye Başkanı olacağı konusunda kesin güvence verilmiş olmasına karşın tersine bir durumu görmenin şaşkınlığını yaşamıştı. Binali Yıldırım’ın “güvendiği dağa” kar yağmıştı. Bu ruh haliyle verilen talimata uyarak düzenlenen oyunu sürdürdü; Anadolu Ajansı seçim sonuçlarına ilişkin veri akışını durdurmasına koşut olarak Binali Yıldırım’da kendini seçilmiş ilan etti. Plan daha önceki seçimlerde yapıldığı gibi uygulanacak ve çalma işi tamamlanınca RTE ile beraber “atı alan Üsküdar’ı geçti” diyecekti. Ama iş umduğu gibi olmadı. Millet ittifakı adayı Ekrem İmamoğlu ve ittifak yanlısı parti kadroları çetin ceviz çıktı ve seçim sonuçlarına sahip çıkarak iktidar blokunun oyununu frenlediler.

AKP kadroları ve RTE ve Binali Yıldırım seçim gecesi sonunda durumu kabullendi. RTE balkon konuşmasında  durumu açık etti. Ancak ilk şok etkisi geçince, RTE; İstanbul’da yönetim değişiminin vahametini fark etti. AKP yan kuruluşu tarikat ve vakıfların beslenme alanı olan İstanbul Belediyesi’nde yönetim değişimi AKP için kıtlık döneminin başlangıcı olacaktı. Bu kıtlığın siyasi sonuçları RTE’nin tahtını sarsacağı kesindi. AKP kadrolarının çığlığıyla şoktan çıktı Erdoğan. Farkında olduğu muhtemel “kıyametin” endişesiyle RTE’nin; YSK’yı da yasadışılığa sevk ettirecek kadar gözü karardı. YSK ya itiraz edilirken, AKP kadroları tarafından seçim öncesi tezgahlanan “organize işler” de açık edildi. Ölülere dahi oy kullandırmışlardı. Evlere seçmen yığılmıştı.

YSK seçimi iptal kararının gerekçesi AKP’nin organize ettiği işler üzerine inşa edildi. Zaten seçimi kazanmak için kurulan tezgaha ilişkin hileli işler organize edilirken; seçim aleyhte olunca itiraz gerekçesi yapılması planlanmıştı.

YSK seçimi iptal edinceye kadar dile getirilmeyen bir yargı; YSK talimatla, kanunsuz şekilde seçimin yinelenmesi kararı verince dile getirildi; “çaldılar”. Binali Yıldırım bu iddiayı sırıtarak söyledi.

Bu sırıtma; Binali Yıldırım’ın İstanbul belediyesindeki görevine son veriliş nedenini ve bakanlık ve başbakanlık döneminde oğullarının şirket filosuna gemiciklerin nasıl katıldığını ve siyasi iktidarı ele geçiren AKP kadrolarının nasıl servet sahibi olduklarını bilenler için anlamlıydı. Daha sonra Yıldırım; ” çaldılar demek gerekliydi. Mecburdum söyledim ” diye açıkladı ve gülerken aklından geçenin ne olduğunu açık etmiş oldu.

Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali AKP kadroları iftira kampanyasını süreklileştirdiler.

İftira gerçeği inkarı üzerine kuruldu.

Binali Yıldırım’da Recep Tayyip Erdoğan’da “çaldılar” sözünün hukuki değil siyasi olduğunu açıkladılar. Bu yaklaşımıyla AKP lideri RTE ve B. Yıldırım; “siyasette yalan ve iftira zorunludur” yöntemiyle hareket ettiklerini itiraf etmiş oldu. Demek ki; AKP’liler için “siyaset; yalan, dolan” dı.

 

SİYASİ İKTİDAR ÇALDI !

Seçim sandıkları başında AKP li MHP li müşahitler vardı ve müşahitlerin yanı sıra görevli kişilerde mevcuttu. AKP li görevlilerin sandık başkanları üzerinde kararlarını etkileyecek kadar erk sahibi oldukları da bilinen bir durumdu. Bu durum siyasi iktidar muhaliflerini “seçimin sonucuna ilişkin tereddüde” sürükleyecek kadar çetrefildi.

İstanbul’da beklenmeyen oldu. Muhalif partilerin görevlendirdiği kadrolar AKP ve MHP görevlilerin etkisini azalttı. Sandıklar açıldıktan sonra ıslak imzalar partilere verildi. Her parti merkeze iletti tutanakları. Partilerdeki tutanaklarla YSK organlarındaki tutanak aynıydı. Bu olgu, “sandık sonuçları, “taşınma sürecinde değiştirildi” iddiasını çürüttü.

Kendi oluşturduğu ilçe seçim kurullarını ve sandık görevlilerini “suçlaması” AKP’ nin çıkmazıydı. Sandıkta organize bir hırsızlık yapıldığı iddiası; esasında, AKP’nin işin içinde olduğunun ispatıydı.

Aslında “YSK seçimi çaldı” iddiası da eksiktir. YSK kararıyla gerçekleşen “çalma” işinin gerçek faili, YSK üyelerinin doğrudan emir aldığı ve parçası olduğu, siyasi iktidardır.

Çalma iddiasını haklı kılacak bir gerekçe yokken ve YSK’nın gerekçeli kararı; sandık başkanlarının kamu görevlisi olması gerekir kuralımın ihlali üzerine kurgulanmışken; YSK’nın haklarında soruşturma yapılan İlçe seçim kurullarının görevine devam kararı; AKP kurmayının iftira kampanyasının absürtlüğünü belgeledi.

Yapıldığı iddia edilen tezgah işini, FETÖ organize ettiyse; organizasyon yalnızca İstanbul Büyükşehir Belediye başkanını değil; İstanbul ilçelerinde seçilen AKP’li Belediye başkanları ve meclis üyelerini de kapsıyordu. Bu demektir ki; AKP yönetimi, kendi etiketini taşıması kaydıyla, FETÖ elamanlarının belediye Başkanı ve Belediye meclis üyesi olmalarına rıza gösterecek kadar çıkmazdadır.

Demek ki; Her duruma ilişkin siyasi tavırda AKP önderinin ve kurmayının tercihinin merkezinde; olgunun kendi yararlarına olup olmaması var.

Anlaşılan o ki; AKP’liler ve “Cumhur ittifakı” liderleri, kurmayı için siyaset; alavere, dalavere.