Recep Tayyip Erdoğan mutlak muktedir olabilir mi ?

Türkiye Kapitalist bir ülke. Kapitalist bir ülke olarak uluslararası kapitalist /emperyalist dünyanın bir unsuru. Türkiye’de herhangi bir yeni burjuva devlet kapitalist sınıfın çıkarlarına ve onun uluslararası bağlaşıklarına rağmen kurulabilir mi. Yeni bir devletin inşası; kapitalist üretim tarzının reddi olacak bir üretim tarzının inşasına ve bir başka sınıfın iktidarının kurulmasını gerektirir. “Yeni bir devletin kurulması; toplumsal bir devrimle mümkündür.

Ancak milli nitelikte bir “burjuva devlet”; uluslar arası kapitalist sisteme rağmen kurulabilir. Bu istisna durum; emperyalizme karşı ulusal burjuvazinin katılacağı halk devrimiyle gerçekleşebilir. Ulusal devlet kurmak ulusal burjuvazinin varlığını gerektirir ki; sömürge ülkeler dışındaki ülkelerde devrimci ulusal burjuvaziden söz etmek mümkün değil.

Bu alternatifler dışında kapitalist bir ülkede; burjuva devlet biçimleri dışında “ Yeni devlet kurmanın maddi koşulları yoktur.

Sınıf çatışmalarının özgün koşulları üzerinde istisnai olarak; görünürde sınıflar üstü tek adam iktidarlarının ifadesi olan devletler kuruldu. Ancak bu devletlerin ve kurucusunun sonu felaketle noktalandı.

RTE ve AKP kurmayı; Türkiye burjuvazisine ve emperyalist sisteme rağmen, kapitalistlerin maddi ve ideolojik hükmünü hiçe sayarak yeni bir devlet kuracaklarını iddia ediyorlar. “Yeni Türkiye’yi kuracağız” sözleri bu amacın ifadesi.

Maddi gerçekliği reddederek “yeni devlet” inşa işine yönelen RTE, maddi zemini reddedişiyle yitirdiği toplumsal desteği ideolojik argümanlara sarılarak elde etmek istiyor.

Toplumun “Allah inancını” kullanmak

İslamcı siyasilerin hepsi; elde ettikleri statünün egemen üretim tarzının bağışı olduğu gerçeğini reddederek elde ettikleri maddi varlığı ve siyasi makamı “Allah’ın” verdiğine inanır ve onların arkasına düşenler de liderin o makama Allah tarafından oturtulduğunu teyit eder. Zurnanın zırt dediği nokta da burasıdır. İslamcı bir siyasetçi, sınıflar arası çatışmanın vardığı noktanın siyasi hayatı dağıttığı, yıktığı durumda halk, politikacıyı şu veya bu yolla koltuktan indirirse; Onu oraya getiren Allah’ın oradan indirdiğini kabul edeceğini sanırsınız, ama öyle olmaz. Erki yitiren politikacı Halkın “Allah’ın” iradesine karşı geldiğini iddia eder.

Tayyip Erdoğan mutlak muktedir olmak istiyor ve bugüne kadar ulaştığı makamların kutsal bir irade tarafından kendisine verildiğine inanıyor. Kuşkusuz çoğu yandaşı da bu kanaate sahiptir. Bu nedenle RTE, bu noktadan sonra amaçladığı hedefe ulaşmasını da kutsal iradenin istediğini var sayıyor ve toplumun da bu durumu kabullenmesini arzuluyor. Tam da bu noktada, inancına paralel olarak dini argümanları, dizginsiz ve akıl dışı ögeler uydurarak kullanıyor.

Referandum sürecinde Erdoğan bir toplantıda gençlere; 15 temmuz sürecini anlatırken “Bizden önce meğerse Dalaman’a gelmişler, bizim uçağı incelemişler. Fakat çok ilginç şeyler oluyor ve uçağa girmişler, bakmışlar çıkmışlar. Bizim bunlardan haberimiz yok. Biz indik, hemen uçağa geçtik daha sonra öğreniyoruz. Ki bunların gelip gitmesi hani Nur Mağarası’ndaydı değil mi? Hani geliyorlar sevgili peygamberimiz Ebubekir Sıddık ile orada ama mağaranın kapısını örümcek örüyor ve gelip bakıyorlar ki örümcek ağ örmüş, ‘Burada örümcek ağ ördüğüne göre herhalde buraya kimse girip çıkmış değildir’ diyorlar  ve kapıdan müşrikler dönüp gidiyor. Şimdi bunlar da gelip bakıyorlar filan kimseyi görmeyince uçağın içinde dönüp gidiyorlar” dedi.

Bu anlatının meali ne?

“Şeyh uçmaz mürit uçurur” sözlerine binaen; Erdoğan diyor ki; “ ben uçmam ama siz beni uçurun.”

Tayyip Erdoğan’ın tevatürlere sarılması bir gereksinim. Politik amacı doğrultusunda dini kullanma gereksinimi duyan politikacı; dini önder vasfa da haiz değilse ‘uydurma argümanlar’ kullanmaya mecburdur.

Recep Tayyip Erdoğan dini önder vasfına sahip değil. Örneğin eline kağıt kalem verip 3 sayfa İslam dini üzerine makale yazın deseniz yazamayacak bir kişinin “dini önder” olması mümkün değildir.

Bir kişinin dini önder olması için İslam dini konusunda “alim” olması gereklidir. Dini önder olmak ezberlenmiş metinleri tekrar etmekle olunmaz. Dini önderler, mensubu olduğu dini analiz eder, içselleştirir ve o dine düşünsel katkıda bulunur ve bu nedenle kalıcılaşır. Ama RTE, bu misyondan yoksun. Dini önder olacak yeterlilikte olmadığı için Erdoğan tevatürler yoluyla Kutsal sıfat edinmek istiyor. RTE’nin, AKP yöneticilerinin kendisini peygamber sıfatıyla anması karşısında suskun kalmasının gerekçesi de budur.

 RTE İslami şeriatçı mı ?

Recep Tayyip Erdoğan, tüm konuşmalarında, ulaştığı statüyü Allah’ın hükmüyle elde ettiğini iddia etti.

Bu söylemi nedeniyle; RTE, şeriat devleti amaçlıyor görüntüsü yarattı. RTE göğsüne yapıştırılan bu etiketten yararlandı.

Tayyip Erdoğan göğsüne yapışan bu etikete karşın iktidar fikri şeriat devletini içermedi.

Çünkü Erdoğan; İslami şeriat devletinde mutlak muktedir olamayacağının farkındaydı. RTE siyasi ve dini önder kabul edileceği bir İslami şeriat devletinin inşasını arzulardı. Fakat fikri anlamda dini önder olması mümkün olmadığı gibi maddi ilişkilerde Erdoğan’ın dini önderliğine olanak tanımıyor.

Şeriatçı örgütlerin önemli bir kısmı, RTE şahsında AKP’nin İslam dinini; iktidarı ele geçirmek için kullandığı ve revize ettiği ve TC devleti ile uzlaştırdığını yazıp söylüyor. Bu hal dikkate alınırsa; şeriat devleti amaçlayanların Erdoğan’ ı Belediye Başkanı dahi yapmayacakları gerçeğini görmek mümkün. RTE Şeriat devletinin başı olmasına izin verilmeyeceği gerçeğini, en sarih biçimde Fetullah’la Gülen’ le birlikte yürürken kavradı. IŞİD liderinin “RTE bana biat etsin” dediğini de hatırlayalım.

Türkiye ‘de Tek muktedir olmak isteyen o kadar çok şeriatçı tarikat lideri var ve bu adamlar o denli savaşkan ki; RTE onların gücünü kullanmasına karşın, şeriat devleti kurma düşüncesine mesafeli durdu. Erdoğan’ın, devleti dinin hizmetinde kullanmak amacı yok; Dini devletin bekası için kullanmak amacı var.

Tayyip Erdoğan, “Demokrasi bir tren, amaca vardığınızda üzerinden ineriz “ dediğinde bazıları onun Şeriat devleti inşasında demokrasiyi araç olarak kullanacağı kanısına vardı. Ama onun amacının şeriat devleti kurmak olmadığı işin başından beri belliydi. Yani RTE cumhuriyet içerisinde iktidar olma yolu açılınca, o yolda yürüdü. Bu yolda yürürken şeriatçı örgütleri de, halkın dini inançlarını da araç olarak kullandı.

RTE milliyetçi mi ?

Dinler ümmetçidir ve millet olmayı, dolayısıyla milliyetçiliği reddeder. Eğer RTE, dindar olduğunu iddia ediyorsa milliyetçi olamaz.

Erdoğan’ın “milliyetçilik” derdi olmadığı gibi milliyetçilik konusunda da bütünlüklü fikri yok. Milliyetçiliğe ilişkin fikir sahibi olmak için bir çabası da yok. Çünkü Erdoğan için milliyetçilik olgusu da, iktidar amacı için kullandığı diğer olgu ve değerler gibi bir araç / bir argüman.

Örneğin, milliyetçiliği ırkçılık düzeyinde diline dolayan Tayyip Erdoğan’ın öte yandan; Kürt sorununun demokratik çözümünün gündeme getirilmesine cevaz vermesi; amacına ulaşmak için her yol mubahtır düsturundan kopuk değildi.

Mutlak muktedir olma amacı öylesine gözünü döndürdü ki; RTE, nefret ettiği Kürt kimliğini diline doladı. Kürtlere sahte bir el uzattı. Milliyetçi yandaşları kaybetme endişesi galebe çalınca ve yeteri kadar kürdü yanına çekme süreci de tamamlandığı için Kürt sorununun çözümü sorununu reddetti. O güne kadar atılan adımları inkar etti. Amacı için Kürtlerin özgürlükleri sorununu araç olarak kullanması; sorunun çözümü konusunda tutarsızlığın dibine batmasını getirdi. .

RTE, Askeri vesayete ve askeri darbelere sözde karşı oldu. Bu tavrıyla anti- darbeci burjuva liberalleri yanına çekti; siyasi iktidara çöreklenme sürecinde, anti- darbecilerin politik gücünü kullandı. Askeri darbeciliğe karşı “Demokrasi” çığlıkları atarak; burjuva demokratların iradesini teslim aldı. Demokrasi çığlığının rengi; politik manevrayla Sendikaların elini kolunu bağlayıp ve İşçilere “ne verirsem onunla yetin” dediğinde açığa çıktı.

Erdoğan, sunni bir militan/ efendi tavrıyla Alevilere haklarını kullanmalarına izin veriyor rolü oynadı. Alevi yurttaşların bir kısmı RT. Erdoğan’ın açtığı mayınlı yola girdi. Mayınlı yola giren aleviler AKP iktidarının destekçisi oldular.

Erdoğan, birbirine benzemezlerin savunucusu ve retçisi

Recep Tayyip Erdoğan; ümmetçi, milliyetçi, cumhuriyetçi ve yerine göre demokrasi taraftarı. Ama bu olguların hiçbiri onun varmak istediği hedefi tanımlamıyor. Yani Erdoğan; benzemez argümanların savunucusu ve aynı zamanda retçisi. RTE homojen bir fikre sahip değil ve duruma göre bir fikri ve olguyu öne çıkarak ötekileri tali plana atıyor. RTE için tüm bu ideolojik /politik olgular kullanılan bir araç. Tüm olgular ve ideolojiler; RTE’nin mutlak muktedir olma amacının araçları.

Oysa İdeolojik tutarlılık; savununun homojenliğini gerektirir. İdeolojik olarak savunduğunuz amaç her durumda merkezdedir, diğerleri tali noktadadır.

RTE ise duruma göre manevra yapıp manevraya uygun argümanları kullanırken; daha ilk adımında yaptığı manevranın getireceği olumsuz durumda, onları nasıl ekarte edeceğinin de hesabını yaptı. Muktedir olma yolunda yeteri kadar kullandığı argümanları terk etti ve hatta inkar etti. Bu manevralar esnasında, hasım ilan ettiği topluluğun karşısında duran topluluğun iktidarının destekçisi olmasını sağladı. Her manevra sonunda, RTE, kullandığı argümanların yanında kullandığı kadroları da harcadı.

Mutlak muktedir olmak isteyen insanın kardeşi, arkadaşı/ yoldaşı, kutsalı, değeri, ilkesi yoktur; amacına ulaşmak için kullandığı kutsal değer, insan ve kurumlar vardır. 

Tek adam olmanın zeminini oluşturmak

12.01.2017 tarihli Muhtarlara sesleniş konuşmasında, Recep Tayyip Erdoğan; “orada Anayasa değişikliği yapılıyor. Bu kardeşinizi için değil” (…) “Ben tek adam olacakmışım. Ne tek adamı.” dedi; ama arzusunu da gizlemedi. “Mustafa Kemal’de tek adamdı” vurgusuyla RT. Erdoğan kendini M. Kemal ile kıyaslarken; “O olduysa ben niye olmayayım.” Amacını açık etti.

Erdoğan, ‘Türkiye’yi kurtaran önder’ sıfatının, mutlak muktedir olması için gerektiğini bilerek hareket ediyor.

15 temmuz sonrası RTE özellikle FETÖ ‘nün Türkiye’yi işgal ettiğini her konuşmasında vurguladı. RTE , “15 temmuz darbesine karşı hareketin” “Kurtuluş savaşı olduğu “ algısı yaratmak için aşırı çaba sarf etti. Recep Tayyip Erdoğan; milli seferberlik ilan ederek de bir “savaş hali “ olduğunu kabul edilmesini amaçladı. Ülke işgal altındaysa, işgali sona erdirme, bastırma hareketi de “Kurtuluş savaşıdır” fikri yaygınlaştırıldı. “15 temmuz sonrası millet yeniden var oldu.” söylemi de bir kurtuluş savaşı olduğu kanısı yaymanın fikri altyapısıydı.

“Kurtuluş savaşı önderi olduğu” algısı oluşturmak için AKP kurmayı “15 temmuz direnişinin” Erdoğan öncülüğünde yapıldığını önemle vurguladı. 

Anayasa taslağı “kişiye özel” hazırlandı

Recep Tayyip Erdoğan’ın Başkanlık arzusu; Cumhurbaşkanı olduktan sonra yeşerdi. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı iken; Başkanlık sistemini ağzına almayan ve hatta Cumhurbaşkanının yetkilerinin “çok” olduğunu açıklayan RTE; Cumhurbaşkanı olduktan sonra Başkanlığın gerekliğini savunmaya başladı.

Anayasa değişikliğinin Erdoğan için yapılmak istendiğini “AKP kurmayı” da biliyor.

Değişiklik tasarısının temel maddeleri Recep Tayyip Erdoğan’ı mutlak muktedir olmasını sağlamanın yolunu açacak. Araya konulan Milletvekili seçilme yaşını 18’e düşürecek yasa tasarısı gibi yasa tasarıları esas amacın cilası.

Erdoğan’ın “özel” ilgilendiği yasa tasarılarından biri de; Başkan’ın seçilme süresini belirleyen maddedir.

Var olan Anayasa’ya göre; 2019 yılında Cumhurbaşkanının ilk 5 yıllık dönemi sona erecek.

Başkanlık sistemi inşa edilirse RTE 5+ 5= 10 yıl daha Cumhurbaşkanı olmayı garantileyecek.

RTE için süreklilik gerekliyse 10 yıl yeterli olacak mı? Sorusunun yanıtı da yeni Anayasa teklifinde halledilmiş. Başkan 5 yıl dolmadan önce istifa ederse, yeniden seçime girebilecek ve 1 dönem daha seçilebilecek.

Türkiye’de sağ oyların toplamının, %60 üzeri olması durumu Erdoğan’ın, ömür boyu başkan olma umudunu besliyor. Başkanlığa aday kişi sayısı 2 ye indiğinde, bu oy oranının RTE için avantaj sağlayacağı hesaplanmış.

Bu hesap; Yeni Anayasa ile Erdoğan’ın sürekli başkan olabilmesinin maddi temeli.

Tayyip Erdoğan’ın amacı mutlak muktedir olmak. Kendisi öldükten sonra Anayasa yeniden değişirmiş ya da siyasi kıyamet koparmış, Erdoğan’ın umurunda değil.

Tekelci burjuvazinin ve uluslar arası bağlaşıklarının çıkarlarını zora sokacak bir siyasi krizin müsebbibi olacak “tek adam iktidarını”, bugünkü koşullarda kapitalist sistemin bünyesi kabul etmez; kusar. Bu nedenle denilebilir ki tek adam iktidarına giden yolun önemli bir aşaması olan referandumda; temel hak ve özgürlükleri tırpanlanan halkın hayır tavrı AKP ‘ye atılan can simididir.

Diktatörlük sınıfsaldır ; “kişiye özel” diktatörlük olmaz

Tayyip Erdoğan Mutlak muktedir olmak istiyor. Ancak olamaz.

Tayyip Erdoğan, sınıf egemenliğinin de üzerine çıkarak diktatör olunabileceğini sanıyor.

Erdoğan’ın kavramadığı sınıflı bir toplumda iktidarın sahibinin egemen sınıf olduğu ve diktatörlüğün de sınıfa ait olduğudur. Türkiye‘ye ve Dünya’nın büyük kısmına egemen olan sınıf burjuvazidir ve tüm kapitalist devletler / hükümetler sermaye diktatörlüğünün araçlarıdır. Tüm sistem içi parkurda “at koşturan” politikacılar; sınıf diktatörlüğünün ürünü; sınıf diktatörlüğünün unsuru ve hizmetkarıdırlar. Kapitalist bir toplumda burjuva politikacı, burjuva sınıfa rağmen politik varoluşunu gerçekleştiremez.

Bir kişi bu gerçekliği yok sayarak mutlak muktedir olmağa çalışırsa akıbeti; sınıf diktatörlüğüne rağmen “diktatör olabileceğini” zanneden tüm politikacıların sonu gibi olacaktır.

Kapitalist rejimde burjuva sınıfa rağmen “kişiye özel” devlet kurulamaz.

“Kişiye özel yeni devlet” kurmaya teşebbüs edenlere, tarihçi, Prof. İlber Ortaylı’nın yanıtı açık; “Yeni Türkiye’yi b.k kurarsınız !”

Kurulursa ne olur ? Yanıt, insanlık tarihinde var.

 

BABÜR PINAR

KİŞİ DİKTATÖRLÜĞÜ MÜMKÜN MÜ ?
4.5Puan
Okuyucu Puanı: (4 Votes)

Pin It on Pinterest