Son günlerde Bengaldeş’e sığınmak isteyen Müslüman topluluk olarak Dünya gündemine yeniden giren Rohingya ( Arakan) lılar; 19 Ocak 2009 tarihinde de, Burma ile Tayland arasında, açık denizde, motoru olmayan teknelerde,  aç ve susuz terkedilince gündeme girmişti.

Peki bu Rohingya Müslümanları kim?

ROHİNGYA (ARAKAN ) DAKİ MÜSLÜMANLAR

Burma’nın, ya da şimdiki adıyla Myanmar’ın Bangladeş’e komşu olan kuzeybatısındaki Arakan bölgesinde yaşayan Rohingyalar, etnik köken olarak Burmalı değiller. Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanların üçte biri etnik Burmalı. Geri kalanı ise çoğunlukla Arap, Hint ve Fars kökenli. Bölgede az miktarda da Panthay ve Huizui Çin Müslümanı da bulunmakta. Bu halk dini inanış olarak Sünni ve Genel olarak Burmalı Müslümanlardan farklı kültüre sahipler. The Economist’in verdiği bilgiye göre Burma’nın tamamında 3 milyon Müslüman yaşıyor. Burma’daki Müslüman Nüfus konusundaki rakamlar ülkedeki taraflara göre ise farklı . Burma hükümeti; toplam nüfusun yüzde 4′ünün, yani yaklaşık 2 milyon kişinin Müslüman olduğunu iddia ediyor. Bölgenin bağımsızlığı için faaliyet gösteren örgüte göre ise sürgündekiler (1,5 milyon) hariç olmak üzere bölgede 4 milyon Müslüman var diyor.

Rohingyalar anadilleri de Rohinga dili. Myanmar Hükümetinin (Burma Hükümetinin) sürdürdüğü baskı ve asimilasyon politikaları sonucu bölge halkının çoğunluğu Burma dilinin bir lehçesi olan Arakan dilini konuşuyor. Arakan bölgesindeki Maungdaw, Buthidaung, Rathedaung, Akyab, Sandway, Tongo, Shokepro, Rashong Island and Kyauktaw şehirlerinde ikamet ediyorlar.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) ne göre 203 bin Burmalı, mülteci konumunda. Bu rakam sadece mülteci kamplarında kalanlar. Mültecilerin bir kısmı UNHCR’ye bağlı, Bangladeş’teki mülteci kamplarında kalıyor. Ayrıca Malezya, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Pakistan ve Tayland’da da Burmalı mülteciler bulunmaktadır.

ROHİNGYA HALKI NEDEN MÜLTECİ

Budizmin Burma’nın resmi dini ilan edilmesi sonrası , başta Müslüman topluluk olmak üzere tüm etnik ve dini azınlıkları üzerinde baskı başladı.  Örneğin Budistlerin, Hac için Nepal ve Sri Lanka’ya gidişlerinde bir engel yaşanmazken, Müslümanların Hac ibadetini yerine getirmesine bürokratik engel çıkarılıyordu.

1962′deki Burmada askeri darbe yapıldı. Darbe sonrası Müslümanlar ve diğer azınlıklar askeri yönetimin baskısını Budist halktan daha fazla yaşadılar. Budist çoğunluğa uyum sağlayan müslümanlar ve azınlıklar dışındaki topluluklar toplumdan tecrit edildiler.

1978 yılında gerçekleştirilen “Dragon King Operasyonu” sürecinde 200 bin ile 300 bin arasındaki Müslüman komşu ülke Bangladeş’e zorunlu göçe tabi tutuldu. Bangladeş’le imzalanan mültecilerin geri dönme anlaşması ise hemen hiç uygulanmadı. Geri dönen mülteciler ise 1982 yılında kabul edilen vatandaşlık kanunu nedeniyle Burma vatandaşı olamadılar.   Bengaldeş’ten Arakan’a geri dönen Müslüman topluluk, Burma vatandaşı statüsüne sahip değil. Dolayısıyla Arakan bölgesinde yaşamlarını sürdüren Müslümanlar tüm vatandaşlık haklarından yoksun bir biçimde yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadır. Uluslararası Af Örgütü’nün bildirdiğine göre, süregiden insan hakları ihlalleri arasında; seyahat kısıtlaması, haraç, aşırı vergilendirme, toprak gasbı, zoraki göç ve ev yıkımı var. Ayrıca, Hükümetten izinsiz evlenenlerin birbirlerinden ayrılmağa zorlandığı iddia edilmektedir.

Bölgenin etnik olarak Rakhinelerle takviyesi ve halkın Budist dinine geçmesi için çalışmaların yapıldığına ilişkin iddialar yaygın.

Burma’nın bağımsızlığını kazanmasından sonra Burma hükümeti Rohingyalara karşı 19 kez askeri operasyon düzenlemiş. Bu operasyonlar sonucu 1,5 milyona yakın Rohingya Müslümanının ülkeden ayrılmak zorunda kaldığı bilinmekte.

Rohingyaların mücadele etmek zorunda olduğu bir başka sorun da mülteci kamplarındaki yaşam. Bangladeş’teki mülteci kamplarında yaşayan Rohingyaların Bangladeş hükümetince istenmedikleri bilinmektedir. Bangladeş hükümeti, mülteci kamplarına destek vermemekten imtina ediyor. Mülteci kamplarında açlık, susuzluk ve salgın hastalıkların yaygın olduğu BM raporlarınca da saptanmış. Sınır Tanımayan Doktorlar Örgütü (MSF), Rohingyaların yeryüzünde tehdit altındaki 10 halktan biri olduğunu açıkladı.

ÖRGÜT VE GÖÇMEN HALK İLİŞKİSİ

1991-92 yıllarında yapılan operasyonlarda da 250 bin civarında Müslüman komşu ülkelere göç etti. 2000’ li yıllarda diğer ülkelerdeki Müslümanların gerçekleştirdiği birçok eylemi gerekçe sayan Burma devleti, ROHİNGYA Müslümanları üzerindeki baskıyı arttırdı. Bu baskı tepkisel bir halk isyanına neden oldu. 2012’de lokal ve küçük ölçekte bir halk isyanı gerçekleşti.

Bu süreçte Burma Müslümanları üzerinde artan baskılar dolayısıyla Müslüman halkın kurtuluşunu amaç edinen örgütler ortaya çıktı. Müslüman halkın bir kısmı da silahlı direniş gruplarına katıldı. Bu örgütlerden ismi öne çıkan Rohingya Kurtuluş Ordusu (ARSA).  ARSA 2013 yılında kuruldu.

Rohingya Kurtuluş Ordusu (ARSA), Arakan halkının tümü için mücadele ettiğini iddia etse de esas olarak Müslüman topluluğun temsilcisi durumunda. Harakah el-Yakin gibi farklı isimlerle bilinen ARSA Müslüman topluluğun çoğunluk oluşturduğu Myanmar’ın kuzeyindeki Rakhine (Arakan) eyaletinde faaliyetini sürdürüyor.

 19 Ocak 2009 tarihinde,Rohingya Müslümanları, motoru olmayan teknelerde, Burma ile Tayland arasında, açık denizde aç ve susuz terkedilmiş halde uzun süre mahsur kaldılar.

2015 yılında da Arakan Bölgesinden botla Malezya’ya kaçmaya çalışanlar, Malezya donanması tarafından engellendi. Malezya devleti göç yolunu kapatınca, binlerce kişi deniz ortasında mahsur kaldı. İnsanların grup olarak komşu ülkelere kaçış girişimleri Burma devletinin Arakan bölgesindeki baskısını artırmaya gerekçe oluşturdu.

25 Ağustos 2016 tarihinde ise, Rohingya Kurtuluş Ordusu, Arakan eyaletindeki polis noktalarına saldırı düzenleneyerek sesini duyurdu. ARSA; bu saldırısında 12 kişiyi öldürdü. Bu eylem üzerine, Myanmar ordusu Arakan eyaletinde büyük bir operasyon başlattı. Hükümet, 25 Ağustos’taki saldırının bıçaklar ve ev yapımı bombalarla gerçekleştirildiğini açıkladı.

Ekim 2016’daki saldırıda ise ARSA 9 polis yetkilisini öldürdü. Arakan’da silahlı çatışma sürecinde, ARSA, 20’den fazla güvenlik gücü yetkilisini öldürdü. Kuşkusuz bu süreçte örgütte önemli ölçüde zayiat verdi.

Hükümet, ARSA’yı bir ‘terör örgütü’ olarak nitelendiriyor ve liderlerinin yurtdışında silah eğitimi aldığını söylüyor. Uluslararası Kriz Grubu (ICG) raporuna göre; ARSA’nın kullandığı Silahlarının çoğu amatörce yapılmış değil; son model  silahlar. Örgütün, Afganistan da dahil olmak üzere çatışmalara katılmış kişilerden yardım aldıklarına dair kanıtlar mevcut. (ICG) 2016’da yayımladığı raporunda; ARSA militanlarının yurtdışında eğitim aldığını kaydediyor ve grubun Suudi Arabistan’da yaşayan Arakanlılar tarafından yönetildiğini belirtiyor.

Kriz Grubuna göre; ARSA’nın lideri, Pakistan’da doğan, Suudi Arabistan’da yetişen Ata Ullah.

Ancak bir ARSA sözcüsü; The Asia Times gazetesine yaptığı açıklamada, ARSA’nın cihatçı gruplarla bir bağının olmadığını ve sadece Arakanlıların bir etnik grup olarak tanınması için savaştıklarını söyledi.

Kuşkusuz çatışmanın yalnızca Hükümetle örgüt arasında sınırlı kalmaması kaçınılmaz gerçekleşti; Etnik gruplar arasında da zaman zaman çatışmalar patlak verdi. Bölgedeki etnik gruplar arasındaki çatışmaların da göçlerin başlamasında önemli bir faktör olarak rol oynadığı bir gerçeklik.

ICG; tüm bu gelişmelerin, halkın ARSA’ya katılımını artırdığını söylüyor.

Burma devleti ile savaş başlatan örgütlerin halkla ilişkilerinin olması; devletin örgütle savaşı gerekçe sayarak bölge halkına baskısını artırdı. Operasyonlar başladıktan sonra  yüz (100) binden fazla Arakan’lı köylerinden kaçtı ve sınırı geçerek mülteci kamplarının dolup taştığı Bangladeş’e sığındı.

SORUNUN ALTINDA SORUN VAR

Dünya kamuoyu gözünü bölgeye çevirdi.

Dünya’dan önce, yıllardır Burma (Myanmar) ile yakından ilgilenen iki devlet var; Çin ve ABD.

Çin Burma devletiyle siyasi ve ticari alanda yakın ilişkiler kurmuş durumda.

ABD’nin ise Rohingya Kurtuluş Ordusu (ARSA) ile yakın ilişki içerisinde olduğu konusunda güçlü kanaat mevcut.

Sorun yalnızca Burma devleti ile ARSA arasındaki bir sorun olmaktan çıkmış durumda.

ARSA; Bangaldeş sınırına dayanan Arakan Müslümanlarının geride bıraktığı köyleri, Budist rahiplerce desteklenen ordunun, yakıp yıktığını ve göçe katılmayan sivilleri de öldürdüğünü iddia ederken; Burma Hükümeti ise bölgedeki Budistlerin ve Hinduların da ARSA saldırılarından kaçtığını söylüyor.

Ancak; Şiddet olaylarının yaşandığı Arakan eyaletine basın mensuplarının girişi son derece sınırlandırılmış durumda. Bu da bölgede gerçekte ne yaşandığını anlamayı daha da zorlaştırıyor.

Örgüte ve özellikle Burma Hükümetine; çatışmayı durdurma çağrısı yapan Nobel Barış ödüllü Malala Yousafzai; daha önce Aung San Suu Kyi’ye,( Myanmar‘ın fiili lideri, tanınmış düşünce mahkumu, Myanmar Ulusal Demokrasi Birliği lideri, demokrasi savunucusu ve şiddetsiz direniş taraftarı.) karşı bölgede “çok fazla düşmanlığın” olduğunu söylemiş ancak etnik temizlik ifadesinin “çok güçlü bir terim olduğunu” ifade ederek bu yöndeki suçlamaları reddetmişti.

Dünya devletleri ve Özellikle Türkiye Hükümeti, gündeme oturan göç sorununu; iktisadi, siyasi, ideolojik  çıkarlarına uygun  biçimde ele alıyor. Sorunun somut durumdan kopuk; ele alınması bölgede yaşayan halkların yararına olmayacağı da açık. Sorunun Müslüman/ Hindu çatışması olmaktan öte bir karakteri olduğu görülerek soruna nesnel bakılması; sorunun çözümü için gereklidir.

Rohingya Kurtuluş Ordusu’nun , amacına ve varlığına olumlu ya da olumsuz bakmanın dışında;  göçmenlere yardımın, esas olarak ; ARSA’yı güçlendirici bir etkisi olacağı da yadsınamaz bir durum.

Kendi bölgelerinde, ulusal kurtuluş amaçlı mücadele veren ya da özgürlük hareketi olduğu iddiasıyla mücadele sürdüren örgütleri terörist ilan ederek “yok etmek için” elinden geleni ardına koymayan devletlerin; Burma devletine karşı Arakan halkının ( ARSA’nın) yanında olduğunu açıklaması ve fiili yardım etmesi;  açıklanmaya muhtaç bir harekettir.

Bölge de yaşananlar ve güçler dengesi iyi anlaşıldığında, Kimin, hangi niyetle bölgeye ilgi gösterdiği daha doğru anlaşılmaktadır.

 

Pin It on Pinterest