AKP Başkanı sosyal hayatın her alanında tek adam vasfını doğrular pratik sergiliyor. RTE, Belediye Başkanları seçimi sürecinde de “tek adam” tarzı siyaset yapmaktan bir adım geri atmadı. Sahaya AKP Başkanı olarak çıktı ve tüm kentlerde erkini duyumsatır şekilde en önde kılıç salladı.

AKP’li Belediye Başkanlarının yerel iktidar olduğu tüm illerde; ama özellikle İstanbul’da, 25 yıldır tarikat- siyaset tezgahının kurulup işletildiği şehrin yönetimini kolayca terk etmesi beklenmezdi. RTE, şaşırtmadı; kendinden bekleneni yaptı. AKP’nin başı, siyasi iktidar olmanın sağladığı tüm olanakları kullandı ve İstanbul Belediye Başkanlığı seçimine iptal ettirdi. Ve öyle ki; AKP adaylarının çoğunluğunun seçimi önde bitirdiği ilçelere dokunulmadan yalnızca İstanbul Belediye Başkanına verilen oy tutanaklara yanlış geçirilmiş uydurma gerekçesi bahane edilerek absürt bir karara, 7 YSK üyesinin imza atması sağlandı. Bu durum şaşırtıcı değildi; Kuşkusuz 1 yıl öncesi YSK’nın üyelerinin görev süresinin uzatılması bu “günler” içindi.

Aslında İstanbul Belediye Başkanlığı seçiminin iptali için gerekçe sayılan usulsüzlüklerin; AKP kurmayı tarafından, seçimi kazanmak için gerçekleştirilen tezgahın parçası olduğu bilinen bir durumdu. Seçimi her ne olursa olsun kazanmak hedefiyle “tezgah” hazırlanırken kullanılan araçlar her duruma göre kullanılacak şekilde formüle edilmişti. Siyasi iktidar araçları kullanılarak kurulan tezgah; hem seçimlerin kazanılması ve hem de kaybedilme durumunda da işleyecek şekilde organize edilmişti. Öyle de oldu. Kurulan tezgah, seçimi kazanmak için kullanıldı ama aksadı. Bu kez B planı devreye sokuldu; tezgahta kullanılan dalavere araçları, seçimin iptali için gerekçe yapıldı.

Seçim gecesi; oylar sayılırken, erken saatlerde AKP adayı Binali Yıldırım’ın seçimi kazandığını ilan etmesi de kurgunun parçasıydı. Ancak CHP İstanbul kadrosunun, gönüllülerin ve Belediye Başkan adayı E. İmamoğlu’nun büyük gayreti ile oyun bozulmuş ve 31 mart seçiminden AKP’nin “zaferle” çıkması için kurulan tezgahın dişlileri arasına, “taş” konulmuştu.

AKP kurmayının güvendiği tezgah 31 Mart günü bozulduğu için; AKP kadroları yenilenen seçime girerken “güvencesizdi”. 23 Haziranda yinelenen İstanbul Büyükşehir Başkanı seçim kampanyası yürütülürken AKP kadroları; endişeli ve şaşkındılar. 5 Mayıs ile 23 Haziran sürecinde geminin dümeninde kimin olacağına dahi karar verilememişti. AKP ‘nin tezgahına güvenerek “mangalda kül bırakmayacak” kadar üfüren Ortak MHP kurmayı da “papucun pahalı” olduğunu görünce yan yattı. “İstanbul’a mitil atacağım” diye gürleyen MHP lideri Devlet Bahçeli tezgaha bağladığı umudu bitince; dişi dökülmüş kurt misali av alanını terk etti. AKP ve MHP kadrosu ellerinde kalan ve en iyi yaptıkları araca sarıldılar; küfür ve iftira. Ancak küfür, iftira da tutmadı. İstanbul halkının çoğunluğu kararını vermişti. Hakaret küfür, iftira salvoları Halkın çoğunluğunun oluşturduğu duvara çarpıp yere düştü.

Halkın çoğunluğunun oluşturduğu yürüyüşün renkliliği; yürüyüşe katılanların farklı siyasi eğilimlere sahip oluşuna bağlıydı. Farklı politik/sosyal eğilimleri olan kesimlerin bir araya gelişindeki temel neden ise demokrasinin ortak ihtiyaç oluşuyla ilintiliydi.

Seçimin gidişatını belirleyen, demokrasi ihtiyacı; halkın AKP iktidarından hoşnut olmayışıyla somut ifade bulan zemin üzerinde biçimlendi. Hoşnutsuzluk hali; İstanbul Büyük şehir Belediye Başkan adayı İmamoğlu’nun umut verici tavrı ile akacağı kanalı buldu.

Çoğunluğun demokrasi ihtiyacına binaen, umut bayrağını herkesin göreceği yere diken ve herkesin sahiplenileceği renkle donatan kadronun etrafında inşa olan cephenin gücü karşısında; “Halk nezdinde meşru olmak umurumda değil; iktidarı sürdürmek için her aracı ve yolu kullanmak mubahtır” diyen zihniyet “tökezledi”. Seçim sürecinde tökezleyen AKP kurmayı seçim sonucunda demokrasi tokadını suratında hissedince sendeledi.

Bir kez daha görüldü ki; “gericilik” karşısında mevzi elde edilmesi için halkın çoğunluğunun karşı duruşu; gereklilikti.

Bilinir; Demokrasi, iktidar sahibi sınıfların halka sunduğu bir siyasal sistem değildir. Halk; gücü oranında hasmını gerilettikçe mevzileneceği alanı kazanır. Güçler arasındaki çatışmamın denge hali üzerine oturan siyasi iktidarın niteliği de; hasım güçlerin öncüsünün sınıf niteliğiyle doğrudan ilintili olarak biçimlenir.

Durum şu ki; burjuva demokratik istenç merkezli şekillenen hareket tek adam rejiminin altını kazdı. Bu hareketin öncüleri sosyalist değil; burjuvadır ve kuşkusuz bu siyasi grup; sınıf vasfına uygun işler yapacak. Ama bu durum; gerçekleşen burjuva nitelikli siyasi biçimlenmenin önemini küçümseme lüksü tanımıyor.

“İstanbul’da tökezlersek Türkiye’de yıkılırız.” Diyen RTE’ nin öngörüsünün gerçekleşmesinin önü açıldı. Doğru yöntemle yürünürse; AKP iktidarının yıkılması kesindir. Kuşkusuz bu burjuva sistem içi bir değişimdir. Kapitalist sistem içi en iyi siyasa dahi gerçek anlamda “halkın kurtuluşu” olamaz. Kapitalist siyasi rejimin en iyisi dahi halk için dikta, burjuvazi için özgürlüktür. Bu doğru. AKP iktidarının çökmesini; kapitalist sistem içi değişim olduğu gerçekliğinden kopararak; bu değişimi vasfından farklı tanımlama gafletine düşmemek gerekir. Sistem içi bir değişim ile halkın özgürlük kazanacağı kanısı; ” özgürlük” pratiğinin içini boşaltmaktır. Bu tür söylem ve girişimlere sınır koyarak durumu gerçek vasfıyla kavramak gereklidir. Bu yaklaşım doğru ama bu doğrular “sosyalistlere” ; AKP gericiliğine karşı oluşacak siyasi şekillenmeden ” sosyalist uygulamalar” beklemek ve “burjuva demokratik girişimleri”, sosyalist uygulama olmaması nedeniyle eleştirerek; saçmalama noktasına varma hakkını vermez.

Kuşkusuz gerçekleşecek siyasi değişim; burjuva cumhuriyetin halkların lehine demokratik biçimlenmesi olanağını sunacaktır. Siyasi bir sistemin sağladığı olanak; onu kullanabilme yetenek ve gücünde olanların yararına bir zemindir. Rejim içi değişim, o rejimle biçimlenen topluluk içerisindeki gruplara fırsat sunar; ki; değerlendirirseniz yolunuzu açan olanak olur, Ya yoksa “değişim”, avuntunuzu büyütür; o kadar.

Her siyasi hareket gerçekleştirdiği pratik ölçüsünde “avunma” alanından çıkma hakkını elde eder. Harekete öncülük edenin niteliği gerekçesiyle varılan durumu küçümsemek farklı bir avunma biçimidir. Halkı yanına çekememenin getirisi olan durumun üstünü örtmek için olanı küçümsemek size avuntu verir ama öncülük edenin halkı uçuruma götüreceği öngörüsü; bu öngörü sahibinin fikir ve pratiğinin “öncü” olamadığı gerçeğini aklamaz.

İleri doğru atılan adımın önemini yadsımak; İki durum arasındaki farklılığı fark etmemek ve hatta “yeni “ durumu” tek adam iktidarından daha vahim durum saymak; “Yetmez ama evet” politikasının mirasçısı olmanın başka bir formudur.

Yıllardır “Baskı ve Zulüm” araçlarını kullanarak halkı yöneten tek adam iktidarının gerileten; ileri atılan bir adımın önemini yadsımak; kimseye “çok sosyalist” vasfı kazandırmaz.

İnsanlık tarihinin bazı dönemlerinde ileri atılan bir adım; halkların sömürüsüne son veriş olmasa da; hareketin halkın bilincinde yarattığı umut; halkın özgürlük yürüyüşüne “özgürlük söylevlerinden” daha fazla katkı koyar. Keskin slogan atarak, yerinde sayıp durmaktansa; ileri doğru yönelmiş yürüyüşü sürdürenlerin, duraksamadan ikinci adımı atması için çabalamak daha değerli ve gereklidir.

 

BABÜR PINAR