Çok hamaset yapan, çok konuşan ve her geçen gün daha çok ve daha yüksek ses bağıran politikacıları –ülkemizin ve emekçi mazlum halklarınızın bu baş belası zatları- izledikçe sık sık şu üç anekdotu anımsıyor ve onları sizlerle paylaşmak istiyorum:

-1-

Bir Fransız yoldaşın bir değerlendirmesini bu günlerde daha sık anımsıyorum. Konusu, aynen hatırımda; ancak anlatımını –aradan yıllar geçti- aynen aktaramayacağım. Aşağı yukarı şunu söylüyordu:

–Ne zaman ki biri bana yaklaşıp da “Kutsal Anamız, Yüce Babamız, Yüce Fransa,  Şanlı tarihimiz…” hamasetine başlarsa çok korkuyorum ve “Acaba şimdi benden yine neyimi çalacaklar? Ekmeğime mi göz koydular, özgürlüklerimi mi gasbedecekler? Yoksa bir avuç burjuvanın emperyal çıkarları için beni savaşa sürüp canımı mı almak istiyorlar? Belki de beni ekmekleri, özgürlükleri ve gelecekleri için mücadele eden işçi ve emekçi kardeşlerime düşman etmek, onların karşılarına dikmek istiyorlardır.

-2-

Ayrıca bu sıkıntılı günler bana bir başka sosyal bilimcinin bir tespitini de  hatırlatıyor: İktidardaki bir politikacı veya burjuva politikacıları ne kadar çok konuşuyorsa, ne kadar çok bağırıyorlarsa, sağ duyularını yitirip ne kadar çok saçmalıyorlarsa ve ne kadar çok din- iman, vatan-millet-bayrak, devletin bekası… hamaseti yapıyorlarsa o ölçüde sıkıştıklarını ve ayrıca  bu durum üç şeyi gösterir:

a) Üzerini örtüp gizlemeye çalıştıkları yolsuzluk, vurgunların ve işledikleri suçların ne denli büyük olduğunu,

b) Bu yüzden de o derece ölesiye korktuklarını ve iktidarı kaybetmemek için her türlü baskı, zulüm ve cinayetlere tereddütsüz yöneleceklerini,

c) Baskı ve zulümleri arttıkça da ittifaklarının giderek aşınıp dağılacağını ve buna bağlı olarak siyasi ömürlerinin daha da kısalacağını.

( Yeter ki baskı, zulüm ve soyguna uğrayan ve öfkeleri büyüyen işçi ve emekçi yığınlar, düzen içi burjuva muhalefetin üzeri şekerle kaplanmış zehirlerine kanmadan,  tuzaklarına düşüp onların peşine takılmadan,  devrimci evlatlarının yardımıyla bağımsız politikalarını üreterek, bütün ezilenlerin desteğini de kazanarak ve örgütlü biçimde meydanları doldursunlar, yaratıcı türlü itaatsizlik eylemleri geliştirsinler ve iktidarı hedeflesinler.)

-3 –

Ve Nazım’ın uzun destansı şiirinden (Taranata Babu’ya Mektuplar) konumuza cuk oturan bir bölüm:

“…TARANTA – BABU’YA  SEKİZİNCİ MEKTUP

Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU!

Tek başına yapayalnız

karanlıklara  bırakılmış bir çocuk gibi

bağıra bağıra  kendi sesiyle uyanarak,

korkuyla tutuşup korkuyla yanarak

durup dinlenmeden konuşuyor.

Mussolini çok konuşuyor TARANTA – BABU

çok korktuğu için

çok konuşuyor!.

…” (Nâzım Hikmet)

 

  Yusuf ERDEM

BÜYÜK SUÇLAR, BÜYÜK KORKULAR VE EN GADDAR ZULÜMLER
0.0Puan
Okuyucu Puanı: (0 Votes)