“Cambaza bak” operasyonu, yalnızca ülkemizde değil tüm ülkelerde, genelde burjuva politikacıların sık başvurduğu bir pratiktir. Özellikle ülke sorunları açmaza girdiğinde devlet iktidarını ele geçiren politikacılar halkın dikkatin başka noktaya çekmek, toplumsal çoğunluğun gündemdeki soruna odaklanmaktan uzaklaşmasını sağlamak için farklı bir sorunu gündeme sokar ya da meseleye farklı tarzda bir yaklaşım sergilerler.

“Cambaza bak” pratiği esnasında milliyetçilik ve din türünden fetiş değerler araç olarak kullanılır. Zora düşen iktidar sahipleri, öteki devletlerle ve dinlerle ilişkileri gündeme getirir ve öyle yaygara yaparlar ki; yüksek tonda esip gürlemenin oluşturduğu rüzgarın havalandırdığı kül ülke içi meselelerin gündeme alınmasının önünü tıkar.

Cambaza bak yöntemini kullanmakta usta isimlerin başında gelir RTE.

RTE İÇİN ÇARK ETMEK OLAĞAN

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Muş İl Kongresi’nde konuşurken özellikle üstüne bastırarak konuşmasına şu cümleyi yerleştirdi:

“Bazı haberler alıyorum, bazı sinyaller alıyorum. Bazı iş adamlarının varlıklarını yurt dışına kaçırma gibi gayretlerinin olduğunu duyuyorum. Buradan sesleniyorum, önce kabinemize sesleniyorum, bunların hiçbirine çıkış için asla izin vermemelisiniz. Çünkü bu adımlar ihanet-i vataniyedir. Bu ülkede kazanıp bu ülkenin varlıklarını yurt dışına kaçırmaya çalışanlara biz asla iyi nazarla bakamayız.”

Man adası belgeleri ortaya serilince; gerçeğin üzerini örtmek nedeniyle Erdoğan’ın hamle yapacağı beklentisi vardı ve bekleneni yaptı.

RTE kurduğu cümlenin meali Şu; “Ben bu işleri yapmıyorum ha! Dışarı para kaçırma işi yapılıyorsa, vergi kaçakçılığı yapılıyorsa, yolsuzluk yapılıyorsa benden habersiz yapıyorlar.”

Bu söylemin esas hedefi; “Benim haberim yok para kaçırma işinden” intibaı yaratarak “işin içinden sıyrılmaktır”.

RTE’nin vaazı; “iman tazeleyen” AKP cemaati üzerinde yeterli etkiyi yaptı. Ancak RTE “bir tarafı onarırken diğer tarafı yıktı.”

Kapitalist sistemde söylenmemesi gereken şeyi söyleyen Erdoğan’ı danışmanları “ baltayı taşa vurdunuz “ diye uyarınca; geç kalmadan hemen ertesi gün işadamlarına da göz kırpmayı gerçekleştirdi.

Erdoğan; “Dün bazı sinyalleri aldığımı belirtim. Önce orayı düzeltelim. Malvarlığını başka ülkelere kaçıranların bulunduğunu söylemiştim. Farklı değerlendirmeler yapıldığını gördüm. Türkiye serbest piyasa ekonomisine sahip bir ülkedir. İsteyen herkesin yurt dışına parasını çıkarma hakkı vardır. Yurtdışından yatırımcı çekmenin yanında yurtdışına yatırım yapan da bir ülkeyiz. Benim söylediğim, ekonomik olarak da baskı alınmaya çalışıldığı şu dönmede yerli ve milli duruş sergilenmesi gerektiği” dedi.

RTE’nin esip gürleyip ve sonra çark etmesi “normal” bir durum sayılır oldu. Bir politik manevra fiyaskoyla sonuçlandığında işin günahını başkasına yıkarak “aldatıldım” demesine şaşıran kalmadı.

Bir gün önce söylediğinden sonraki günlerde çark etme tavrının, RTE’nin karakteristik özelliği olduğu konusunda toplumsal çoğunluk hemfikir.

Erdoğan’dan beklenmeyen tavır; “cambaza bak” demeden; doğrudan ülke sorunlarına ilişkin çözüm önermesidir.

ZARRAP HALKIN DEĞİL AKP’NİN YARATIĞI

Konuşmasına devamla RTE, Reza Zarrap’ın ABD’deki yargılanma meselesine değinerek ; “mahkemeler asla benim ülkemi mahkum edemez. Güya benim ülkemi yargılıyorlar, boşuna uğraşmayın” dedi.

RTE’nin vatan savunucusu pozuna girerek esip gürlemesine karşın gerçek şu ki; ABD mahkemelerinde Türkiye Cumhuriyeti devleti değil yolsuzluğa katılan kişiler ve kişilerle bağ kuran AKP üyesi bakanlar yargılanıyor. RT. Erdoğan’ın, “Ülkemiz yargılanıyor ” sözleriyle gerçeğin üzerini örterek halkı yanına çekme çabasının amacı, AKP iktidarının düşeceği durumdan sıyrılmasını sağlamaktır.

Yargılanan AKP’nin gerçekleştirdiği kirli ilişkiler olduğunu gizleme taktiği nedeniyle RTE esip gürledi, gürleyecek. Erdoğan ve avenesinin sürekli konuşarak gerçekleştirdiği; halkın çoğunluğunu gerçeklerden uzak kılan algı oluşturucu pratiktir.

Bazı “solcu” müsveddelerinin, RTE’nin bu manevraları karşısında geri vitese takıp, AKP’nin kirli ilişkilerini bastırmak için “ABD karşıtlığı” yalanına kanmaları da (!) ; AKP’lilerin bukalemun gibi renk değiştirip, yalan söyleme cesaretine ve pratiğine katkı verdi.

RTE halkın çoğunluğunun kuşkulu bakışlarını üzerinde hissettiğinde; içerisine saplandığı bataktan kurtulmak için birkaç küçük ticari figüranı yakalayıp halkın önüne yem diye atması da şaşırılmayacak bir davranış olacaktır! Erdoğan Sıkışırsa, 17/25 Aralık operasyonunda suçüstü yakalanan bakanları ve oğullarını daha da sıkışırsa Başbakan’ın oğullarını bile yem olarak kitlenin önüne atabilir.

O kadar da değil diye düşünmeyin.

RTE kendini kurtarmak için her şeyi yapacak karaktere sahiptir. İktidar insanı zıvanadan çıkarıcıdır. Ki; zor durumda kalırsa RTE tıpkı padişahlar gibi “oğlunu’ da atabilir “istemezük” diyerek figan edenlerin ortasına.

KULAĞINDAN TUTUP BANA GETİRİN

Toplumun büyük çoğunluğu biliyor ki; İhalelerde yolsuzluk ve “iş yaptırma” sürecinde rüşvet, AKP döneminde zirveye çıktı.

Rüşvet ve yolsuzluk kokusu ve kirlilik her tarafa saçılınca, partisinin grup toplantısında RTE; “Adımı kullanarak size kim geliyorsa benden bir telefon almıyorsanız bana sorun. Ne demek adımı kullanmak? Bu bizim siyaset etme anlayışımıza terstir. Bunu yapanlar hepsi sahtekardır, dolandırıcıdır. Bunlara yol vermeyin. İsmimi, unvanını kendi yanlışına alet etmeye kalkan hiç kimseyi affedemem. Meclis’teki, partideki, Cumhurbaşkanlığındaki özel kalem görevlileri ile şahsıma iletmelerini rica ediyorum.” Diye bağırdı.

Erdoğan; Mahkemelere başvurun demedi; “şahsıma iletin” dedi. “Siyasi iktidar da benim, yargı da benim o halde kazançta benim olmalı” vurgusu bu cümlenin ana fikridir.

Bu cümleye yüklenen iki görev var.

Birincisi; AKP’ iktidarının bürokratlarına ve bakanlarınadır.

“Bazıları, iktidar gidici deyip telaşa düşerek kendi başına iş çevirmeğe kalkabilir.” “Gözüm üzerinizde!” imasıyla uyardı .

Cümleye yüklenen İkinci görev; yolsuzluk durumunun kendisiyle bağlantısının alenileşmesinin önünü kesmektir. “İşler” benim haberim olmadan gerçekleşiyor havası yaratmaktır.

Cümlenin bu meali de halka atılan yemdir.

Halkın önüne daha fazla yem atmak gerekirse; bazı devlet görevlilerinin “yolsuzluklardan” sorumlu tutulacağına, mecazi anlamıyla bazı başlar düşüp, koltukların boşalacağına ilişkin işaret de cümlenin içerisindedir.

TRUMP’UN UZATTIĞI İP

ABD’nin İç sorunlarının ağırlığı zemininde oluşan boğucu havayı dağıtmak için Trump; Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma manevrası yaptı. Konu “yeni” bir şey gibi gündeme sokulunca esip gürledi RTE.

Erdoğan da ve onun her dediğine evet diyen ve her hamlesinin altını doldurma işçisi olan zevat da biliyordu ki; Trump seçim sürecinde, büyük destek aldığı ABD Yahudi lobisine; Kudus’ü İsrail‘in başkenti ilan edeceğine dair kesin söz vermişti. Kaldı ki, ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı yeni ortaya çıkmış da değildi. Bu tanıma devlet kararıydı ve Trump’a kadar ABD başkanları tarafından uygulanması ertelenmişti. Trump verdiği söze binaen kararlı davrandı ve kararı uygulamaya soktu.

“Tanımanın”  Trump’ın Seçim programında yer aldığını bildiği halde Trump’ın seçilmesine alkış tutan AKP’li zevatın; Trump’un söz verdiği yönde “tanımayı” gerçekleştirmesine şaşırmasını anlamak mümkün; çünkü AKP önderi ve avenesi gerçekleşen her olguyla yeni karşılaşıyormuş gibi yapması, yeni bir durum değil. AKP önderinin Trump’a esip gürlemesi; Zarrap ve FETÖ konusunda “hoşlanmadığı” sonuçların ortaya çıkmasından kopuk değildir.

AKP iktidarının Filistin konusunda duyarlılığı gösteriden ibarettir ve bu tavır tamamen iç politikada Filistin meselesini kullanma hamlesidir. “Bir gece ansızın gelebiliriz” dedik ve girdik diyerek Suriye topraklarının işgalini övünç duyarak ilan eden bir politikacının; İsrail’e “işgalci devlet” diye köpürmesi, “kişi kendi yaptığından bilir işi” sözünü teyit edicidir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğu NTV’de katıldığı programda; ‘Afrin’e istediğimiz zaman gireriz’ dedi. Tabi ki İsrail devleti işgalci; ama Çavuşoğlu yanıt vermelidir; “ siz İyi niyet elçisi olarak mı Afrin’e gireceksiniz ?” Öteki halkların ülkesine giren tüm işgalcilerin normu farklı olsa da gerekçesi aynıdır.

ABD Başkanı Donald Trump; içerisine düştüğü zor durumun üzerini örtmek amacıyla “cambaza bak” diyerek gündeme soktuğu “Kudüs meselesi ile RTE’ye fırsat yarattı. Trump’un uzattığı “ipe sarılan” Erdoğan; aynı zamana rastlayan Yunanistan gezisinde ipi güçlendirecek tavrı, “iç sorunların üzerini örtmek için milliyetçiliği ve dini kullanma” pratiğine ekledi.

Politik, ideolojik etki alanında hareket eden kitlenin, milliyetçi iç güdülerini gıdıklamak için her zaman gerçekleştirdiği diklenme tavrını RTE Yunanistan Cumhurbaşkanı’na ve Başbakanı’na karşı gerçekleştirdi. Yunanistan Cumhurbaşkanı, “Hukuk profesörü olduğunu vurgulayarak” mealen Erdoğan’a “Burası Türkiye değil ve karşında sana sorgusuz itaat eden üniversite hocası yok !” hatırlatması yaparak konuyu uzatmadı. Aynı tavrı Başbakan Aleksis Cipras da gösterdi ve RTE’nin çıkışının, Türkiye’deki iç meselelerin üzerini örtmek amacıyla yapıldığının farkında olarak konuyu geçiştirdi.

Kuşkusuz Yunanistan’ında iç meseleleri vardı ve gerek Cumhurbaşkanı ve gerekse Başbakan “olgun” tavır göstererek kendi halkına “Bakın işte görün ve dua edin ki böyle bir devlet başkanına sahip değilsiniz” imasıyla RTE’nin kendilerine bahşettiği tavrı iç politikada lehlerinde kullandılar. 65 yıl sonra bir TC. Cumhurbaşkanının Yunanistan’ı ziyaret edişi; iki ülke arasındaki sorunların halli amacı dışında, “ İki ülkenin burjuva iktidar yöneticilerinin zor durumda oluş durumundan sıyrılmak için kullanması” uğruna harcanmış oldu.

Çok uzun bir zaman geçmeden, burjuva siyasetçilerin, iktidarın selameti için araç sayarak kullandıkları bu vakalar da; tarihin tozlu sayfalarına terkedilen diğer vakalar gibi unutulacağı açıktır.

Ancak unutmamak gerekir ki; bu iki vakayı iç sorunların üzerine örtme noktasında fırsata çevirerek değerlendiren RTE; sempatizanlarına bir süre daha idare edecek ara gazı verdi.

 RTE’nin ATTIĞI YEM YENİR Mİ

Ülkemizde bir toplumsal kesim RT. Erdoğan’ın her attığı yemi yemeğe hazır ve nazır haldedir.

Yapılması suç olan bir eylemi, çoğunluğun, “normal iş” gibiymişçesine görmezden geldiği bir toplumda; siyasi iktidarı elinde bulunduranların ve yakınındakilerinin gerçekleştirdiği maddi ve siyasi tahribatın üstünü örtmek için başvurduğu yalanlara inanılmamasını beklemek ve en önemlisi suçlu kişilerin toplum tarafından “aforoz” edileceğini ummak, yalnızca avuntudur.

Bir soruna ilişkin en fazla esip gürleyenlerin o sorunun gerçekleşmesinde rolü olanlarla sıkı siyasi ve ticari işbirliği yapıyor olduğu gerçeğini deneyimleriyle öğrenen halkın, “kurtuluş umudu” veren idealist pratik alternatifi duyumsamayınca, toplumsal sorunlara “adamsendeci” yaklaşması “normaldir”.

Yalana inanmak; yalan söyleyenin becerisinden daha çok, toplumun yalana ihtiyaç duyuyor ve avunmak için yalancıyı dinlemeğe hazır olmasıyla ilintilidir.

Halk çoğunluğunun sorunlara “edilgen” yaklaştığı ve siyasi iktidarın attığı yemi yeme potansiyeline sahip olduğu yerde; Yalan üzerine inşa edilen saltanat uzun süre ayakta kalır.

Bu nedenledir ki Kudret-i Külliye’nin başı; halkın, “bu kaçıncı aldanmadır” hesabını yapmayacağından emin biçimde yalan üzerini inşa edilen kurguları söze dökerek konuştukça, konuşuyor.

AKP’li güruhun yüksek sesle konuşarak oluşturduğu algısal yanılsamadan kurtulan halk çoğunluğu “yeter artık” deyinceye kadar da AKP Başkanı, “cambaza bak” taktiği üzerinden kurguladığı konuşmayı sürdürecek.

 

BABÜR PINAR

 

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar