RTE; Diyarbakır Van ve Mardin Belediye Başkanlarını keyfi olarak görevden aldı ve yerine yandaş memurları kayyum olarak atadı. Eğer iddia edildiği gibi Belediye Başkanları “suçlu” ise bu kararı ancak yargı verebilirdi ki; böyle bir yargı kararı yok. Farz edelim ki gerekçe var; neden Başkanların Belediye Başkanlığı seçimlerine girmelerinde sakınca görülmedi. Bu bağlamda açıktır ki; bu uygulama doğrudan hak gaspıdır. Bu yalnızca siyasi hak gaspı değil; insani toplumsal ekonomik kültürel yok etme muhtevası olan gasptır.

İktidarı kaybetme korkusuyla “aklı selimini yitirmiş” durumdaki RTE; halkın tüm toplumsal haklarını gasp ederek gerçekleştirdiği her yasa dışı pratikle içerisine düşeceği çukuru derinleştiriyor.

Kuşkusuz RTE’nin kendi çukurunu kazması bize dert değil; hatta iyi yapıyor dahi diyebiliriz. Ama RTE; etrafındaki güruhla birlikte içerisine düşecekleri çukuru kazarken vurduğu her darbe ile halkların birbirine düşman edilmesinin ve dolayısıyla ülkenin felaketinin de temelini kazıyor.

Siyasi erkin eyleminin; halkın ve ülkenin bugünü ve geleceği için felaket demek oluşu; sorunun bizi ilgilendiren yanı.

Dolayısıyla siyasi erkin; Kürt halkının toplumsal hakkını gasp etmeye yönelik her eyleminin halkların ve ülkenin bugünü ve geleceği için felaket olduğunun farkında olan her birey ve grubun kayyum darbesine karşı durması zorunludur.

İnsanlar/ gruplar; kendi geleceği ve yurdunun geleceğini tehdit eden saldırıya karşı yaşam haklarını kullanma mücadelesi içerisinde yer alır. Bu doğaldır ve gerekliliktir. Varlığını tehdit eden saldırıya karşı savunma hakkını kullanmak meşrudur. Bireylerin ve halkların; toplumsal yaşamının felaketi demek olan saldırı karşısında direniş hakkını kullanması; ne diğer insana/ gruba ve ne de halka borç vermek ve ne de diğer insandan grup ve halktan borç almak halidir.

Toplumsal sistem içerisinde “borç ödeme sırası sende” ya da “sıra sana da gelir” diyerek;  insanların veya grupların savunma cephesine katılma çağrısına olumlu yanıt verip/vermemesini, birey ve grubun demokrat olup olmamasıyla ilişkilendirmek; konuya ilişkin yanılsamalı bakışın ürünüdür.

Her birey ve sınıf; kendi yararına olduğu için hak arama mücadelesi içerisinde yer alır; birey ve grubun kendi yararına gerçekleştirdiği mücadele “başka gruplara borç vermek” olarak tanımlanamaz.

Borç ödeyip / ödememek; insanın dürüst olup olmamasına ilişkindir. “Sıra bana gelir” diyerek hasmın olası saldırısına karşı insan ve grubun tedbir alması da; bireyin ve grubun kendini savunmasına ilişkindir.

Demokratlık Sözle Olmaz

Demokrasi; toplumsal düzenleniş formudur. Toplumsal düzenleniş formunun demokratik biçimlendiği bir toplum düzeninde yer alan insanların grupların ve sınıfların yasayla tanımlanmış hak ve ödevleri vardır.

Toplumsal düzenlenişin demokratik olduğu iddiasındaki bir toplum içerisinde birey ve grupların demokrat oluşu; birey ve grupların kendi haklarını kullanmakla kalmayıp; tüm birey ve grupların haklarının gaspı karşısında dik durmasına doğrudan bağlıdır. Çünkü diğer insan ve grubun hak gaspına uğramasıyla toplumsal düzenin tahrip olması; o toplumdaki tüm birey ve halkların yaşam hakkının da tahrip olması demektir. Ötekinin yaşam hakkının gaspı; Sıranın sana gelecek oluşunun değil; senin de saldırıya uğradığının pratik ifadesidir.

Ötekine karşı gerçekleşen hak gaspına karşı çıkış; ‘borç ödemek’ ya da ‘sıra bana gelecek’ kaygısı ile değil; diğerinin yaşam hakkının gaspının gerçek anlamda kendi hakkının gaspı olduğu bilinciyle mücadele etmekle ilişkilidir. Halkların; sömürü sistemine karşı birlikteliğini kırmaya yönelik saldırıya karşı yürütülen yaşam mücadelesi sürecinde yer almak; demokrasi sınavından alnının akıyla çıkmak için gereklidir. Çünkü demokrat olmak; söylemle değil pratikle gerçek ifadesine kavuşur.

 

BABÜR PINAR