Tam 23 yıldır kayıp yakınlarının bulunması için Galatasaray Meydanı’nda toplanan Cumartesi Anneleri’nin 700.haftada yapacakları oturma eylemi; İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun talimatı ile Beyoğlu Kaymakamlığı tarafından yasaklandı.

Kaymakamlığın yasaklama kararına rağmen sabah erken saatlerden itibaren kayıpların akıbetini sormak üzere bir araya gelen yurttaşlar, Galatasaray Meydanı ve İstiklal Caddesi’nde toplanmaya başladı. HDP Eş Genel Başkanları Pervin Buldan ve Sezai Temelli; HDP ve CHP milletvekilleri, Emek Partisi MYK Üyesi Metin İlgün, ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş, DİSK Gıda-İş Genel Sekreteri Levent Gökçek de eyleme destek verenler arasındaydı. Eyleme DİSK, KESK, EMEP, CHP, HDP, ÖDP, TİP ve Halkevleri gibi çok sayıda sendika, siyasi parti ve kitle örgütü temsilcisi ile sanatçılar, şair ve yazarlar da katıldı.

Recep Tayyip Erdoğan, 2011 yılında Dolmabahçe’deki Çalışma Ofisinde 1995’ten bu yana her cumartesi Taksim’deki Galatasaray Lisesi önünde kayıp yakınlarının bulunması için oturma eylemi yapan ” ‘ Cumartesi Anneleri’ ni kabul etmişti. Yaklaşık 2 saat süren görüşmede Erdoğan’ın, Cumartesi Anneleri hakkında söylediği şeyin (Ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor) yanlış anlaşıldığını, böyle bir şey söylemediğini ifade ettiği açıklanmıştı.

RTE iktidarının Cumartesi Anneleri eylemini yasaklaması ve görevlendirilen polisin eyleme katılanlara saldırarak 47 kişiyi tutuklaması; RTE’nin  Cumartesi anneleri hakkındaki (Ne iş yaptıklarını bilmiyorum, Cumartesi Anneleri birileri tarafından kullanılıyor) kanaatinden vazgeçmediğini gösterdi.

Cumartesi Anneleri eylemi ve eyleme katılanlara uygulanan şiddet hakkında İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi bir basın açıklaması yaptı; Açıklamayı İHD Ankara Şube yöneticisi avukat Saliha Şahin okudu. Şahin, Türkiye’nin en uzun soluklu eylemini gerçekleştirdiklerine dikkat çekerek, “700 haftadır, gözaltına alındıktan sonra varlığı inkar edilen insanlarımıza ne olduğunu soruyor, onları kaybedenlerin adil bir yargılama faaliyeti sonucunda cezalandırılmasını istiyoruz” dedi. Şahin devletin bugüne kadar gözaltında kaybedilenlerin akıbetini açığa çıkartacak, onları kaybedenleri ve insanlığa karşı suç olan bu kaybedilmelerde sorumluluğu olanların yargı önünde hesap vermesini sağlayacak bir adalet sistemini devreye sokmamasına tepki gösterdi. 700 haftadır, yılgınlığa karşı inancı, umutsuzluğa karşı umudu, baskıya karşı direnci, inkara karşı hakikati hatırlattıklarını belirten Şahin, “Hakikati inkar eden, failleri hukukun üstünde tutarak cezasız bırakan devlet politikası, ülkenin demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve barışa gidecek yolu üzerinde barikat kuruyor. Bu barikatı aşmak için mücadele etmek yurttaşlık görevidir” dedi. Hakikat, adalet, vicdan ve insanlık onuru adına mücadeleden vazgeçmeyeceklerini ifade eden Şahin, “Kayıplarımızı unutmayacağız. Gözaltında kaybedilen insanlarımızı aramaktan vazgeçmeyeceğiz. Bu mücadelenin kazananı biz olacağız!” dedi.

‘BEN ÖLÜNCE TORUNLARIM BURADA OLACAK’

Gözaltına kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya da, “Biz kötü niyetle gelmedik. Biz kayıplarımızı arıyoruz. Ben gücüm yetene kadar burada olacağım. Ben öldüğüm zaman çocuklarım ve torunlarım devam edecek. Bizim içimiz yanıyor. Bu ilk değil. Biz çok bu gazları yedik, çok yakalandık. Ama devam edeceğiz. Çünkü bizim içimiz yanıyor. Biz herkesten destek istiyoruz” diye konuştu. Bütün haftaların kendileri için aynı olduğunu söyleyen bir diğer kayıp yakını İkbal Eren ise, “Ben bu hafta da oturacağım, haftaya da oturacağım. Taleplerimiz ne zaman karşılık bulursa ben o zaman kalkacağım buradan” şeklinde konuştu.

Anlaşılan o ki, siyasi iktidar, sürdürdüğü zulümle, cumartesi annelerine, “Ben, çocuğunuzu kaybeden devletin mirasçısıyım” diyor. Bu demektir ki; Devlet dün olduğu gibi bugün de zulmünü sürdürecek ve Cumartesi anneleri de “direniş tarihini” yazmaya devam edecek.

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar