1980 yılı Mayıs, Haziran, Temmuz aylarında, organize edilen bir güruh, ülkenin her yanında olduğu gibi Çorum’da da halka saldırdı.

Derinleşen iktisadi ve siyasi kriz içindeki sistem “normal” yol ve yöntemle yönetilemez durumdaydı ve siyasi iktidar derinleşen krizi yönetmek için farklı araçları devreye sokarken bu süreçte devlet çiftliklerinde beslenen faşist ve dinci çetelerde sokağa çıktı.

Çorum saldırısından yıllar sonra bir MİT elemanı, sokağa salınan çetelerin, devrimci demokrat birey ve gruplara saldırılarına devletin göz yumma amacını şöyle açıkladı; “Gelişmelerin hepsinden haberimiz vardı. Ama biz özellikle müdahale etmedik. Bunların ne kadar militanı, sempatizanı var, öğrenmek istedik. Bütün bunları test etmek için bir prova yaptık”

Bu açıklama, Faşist ve dinci güruhun saldırgan pratiğinin siyasi iktidarın haberi olmadan gerçekleşmeyeceği olgusunun teyidi idi.

Saldırının öncül eylemi, 28 Mayıs 1980 tarihinde organize edilmişti ve aralarında görevli polis-ajan bulunan 300-400 kişilik güruh Çorum’un büyük caddesi olan Gazi’de gösteri yaptı. Gösteri süresince Gazi Caddesi üzerinde bulunan kitabevleri, eczane ve dükkanlar tahrip edildi.

Faşist güruh alevi yurttaşların çoğunluk oluşturduğu Milönü Mahallesine yöneldi; ancak ummadıkları barikat ve direnişle karşılaştı. O gün güruhun saldırısı, devrimci, demokrat, sosyalist unsurların direnişiyle durduruldu.

29 Mayıs günü de faşist çetenin saldırısı yine sürdü. Bu kez dinci faşist çetenin başını çektiği güruhun hedefi; Sanat Okulu ve Ticaret lisesi idi. Saldırı devrimci öğrencilerin direnişiyle püskürtüldü. Katliam saldırıları Haziran ve Temmuz aylarında sürdü ve her saldırıya halk direnişle karşılık verildi. Siyasi iktidarın gözetimi altında Dinci ve faşist çetelerin öncülük ettiği güruh, üç ay boyunca gözü dönmüş biçimde savunmasız insanlara saldırarak, bölgede seri katliam gerçekleştirdiler.

Faşist dinci çetelerin saldırısına Devrimci halk güçleri bir büyük direnişle yanıt verdi.

 

Üstü Örtülen ve Unutturulmak İstenen Halk Direnişidir

1980 yılının yaz aylarında Çorum’da gerçekleşen katliam ve direniş hareketi; Anadolu tarihinin belli dönemlerinde siyasi iktidarın kucağında büyüyen çeteler tarafından gerçekleştirilen katliamların ve karşı direnişin yinelenmesi niteliğinde idi.

Çorum da faşist dinci güruhun saldırdığı halkın alevi kimlikli oluşu şaşırtıcı değildi. Kuşkusuz alevi kimlikli halkın, devrimci, demokrat duruşla, devrimci, sosyalist örgütlerle birlikte direnişi gerçekleştirmesi de olağandı.

Anadolu coğrafyasında hemen her dönemde siyasi iktidara muhalif yaşayan alevi geleneği, o dönemin siyasi iktidarının güdümünde palazlanan mezhep tarafından yok edilmek istendi. Yaşam tarzından vazgeçirtilmek istenen aleviler; yok edilme tehditlerine rağmen direndiler, isyan ettiler ve ayakta kaldılar. Egemen iktidar sahipleri, dini/mezhebi, ideolojik iktidar argümanı olarak halk gruplarını birbirine kırdırma sürecinde kullandılar ve dinle yaratılan bilinç yanılsaması ile İslam/suni kimlikli halkları Alevilerin üzerine saldılar.

Doğal olarak aleviler her dönemde; çoğunlukla ezilen sınıflarla aynı cephede konumlanarak tarih sahnesindeki yerlerini belirlediler. Ezilen sınıflarla aynı cephede konumlanma durumu, Alevilerin, Anadolu coğrafyasında muhalif kimlik edinmesinin ve düzen karşıtı gruplarla aynı safta yer almasının maddi zemini oldu.

Her dönemde Aleviler; yaşam haklarını, hayat tarzını yok etmeği hedef seçen egemen sınıf ve dini grupların saldırısına ve katliam girişimlerine karşı devrimci sınıflarla birlikte direndiler; isyan ettiler. Egemen sınıf iktidarının ve hegemonyacı dinlerin saldırısı ve katliam eylemi; her zaman, ezilen halkların direniş bayrağı altında toplanmasına vesile oldu.

1880 yılı Yaz aylarında Çorum’da yaşananlar; Tarihsel geleneğin bozulmadığını gösterdi. Egemen sınıfın iktidar çiftliğinde palazlanan, ırkçı ve dinci çeteler; hegemonyacı ideolojik argümanlarla bezenen bayrağın altında ve savaş araçlarını kullanarak sosyalistlerin, devrimcilerin ve Alevilerin üzerine saldırdılar. Ancak bu saldırı karşılıksız kalmadı ve katliama karşı, yaz mevsiminde, Çorum sokaklarını bahar telaşı ve isyan coşkusu sardı.

Faşist ve dinci çetelerin saldırısına karşı direniş; azgın güruhun daha büyük katliam gerçekleştirmesi önüne barikat oldu. Halkın saldırılara karşı direniş deneyimi devrimci demokratik hareketin tarihine yazıldı.

Ancak Çorum’da yaşananlardan sözeden demokrat, sosyalist çevrelerin çoğunluğunun Çorum direnişinden hemen hemen hiç bahsetmeyerek ağırlıkla ve önemle olayın katliam boyutunu aktarmaları dikkat çekicidir. İnsanlık tarihinde gerçekleşen saldırı/ savunma olaylarını; egemen sınıf iktidarının katliamcı yanını göstermek amacıyla direniş eylemini örtecek denli ön plana çıkarmak; Bu niyette olunmasa da, halkın belleğinden direniş fikrini silme politikasına katkıdır.

Kuşkusuz tarih boyunca gerçekleşen her olay; halk için ağır fatura ödenerek elde edilen ve tüm boyutlarıyla ele alınması gereken deneyimdir.

 

Kurtuluşu için örgütlenmeyen halk, egemen sınıf siyasasına mahkumdur.

Dün olduğu gibi Bugün de siyasi iktidar bir korku yayarak süreci yönetiyor. AKP iktidarı, oluşturulan sivil silahlı güçlerin yaratacağı kargaşayı duruma müdahale tehdidi olarak kullanmaktan imtina etmiyor. Siyasi iktidar sınıf egemenliğinin çıkarı için üzerine düşeni yapıyor ve halkın sokağa çıkma ihtimaline karşı devletin silahlı gücünün teyakkuz halinde olduğunu önemle vurguluyor ve toplumun gözünün içine sokarcasına bu durumu gösteriyor. Siyasi iktidarın, silahlı ve silahsız kurum ve her tür iktisadi ve ideolojik (En önemli araç olarak din ve milliyetçilik gibi ) ve siyasi araçları kullanarak sindirme saldırısını gerçekleştirdiği ve süreci kendi lehine çevirecek biçimde sonuç belirlediği kanaatine hemen herkes sahiptir.

Siyasi iktidarın, ardı arası belli olmaksızın sürekli olarak gerçekleştirdiği saldırı karşısında ne yapılması gerektiği konusunda veri olmasına karşın gereğinin yapılmamasının esas nedeni halkın direniş örgütlülüğünden uzak duruşudur. Halkın direnişe “soğuk” oluşu ve bu halkın direniş potansiyelini harekete geçirme noktasında sosyalist partilerin acze düşmesi; meydanlarda boy gösteren burjuva partilerin, halkın muhalefetini kendi çıkarına ve salt mecliste yer alma hesabıyla kullanmasının önünü açtı. Halkın siyasi iktidara karşı muhalefetinin, burjuva partilerin öncülüğüne kalması; halkın direniş geleneğinin ve potansiyelinin üzerinin örtülmesi; direniş ruhunun dumura uğratılmasının siyasi, ideolojik zemine güç kattı.

Siyasi iktidarın “yok etme” tehdidi karşısında direnişi cephesini organize edecek sınıfsal örgütlülüğe ulaşılamaması; ne yapılması konusunda tereddüt yaşanmasının müsebbibidir.

Yaşanan Yenilginin nedenini; şu ya da bu burjuva partinin halkın muhalefetini direniş noktasına götürmemesine bağlamak; “burjuva partilerin, siyasi iktidarı, halk lehine değiştirebileceği” fikrine sahip olmanın sonucudur. Şu ya da bu burjuva partiden, yapması mümkün olmayan mücadele biçimine öncülük yapmasını beklemek gerçek anlamda abesle iştigaldir; aymazlıktır.

İnsanlık tarihinin bir evresinde gerçekleşen bir olayın oluş sürecinin ve süreç içerisinde sınıfların ve sınıf adına hareket eden güçlerin politik tavrının; aynı tür olaylarda benzeşik gerçekleşecek olmasının; izlenecek politikaların belirlenmesinde yol açıcı olması yaşamsal önemdedir.

Devrimci bilinç nereye bakılması ve nasıl bir ders çıkarılması gerektiğini algılama olanağıdır.

Doğru yere doğru yöntemle bakıldığında yapılması gereken malumdur. Siyasi iktidarın saldırısını püskürtmek için niyet önemlidir ama yetmez, niyeti gerçekleştirecek sınıfın örgütlü gücü olması elzemdir. Örgütlü güç olmayan halk örgütlü bir güç olan egemen sınıfın çizdiği sınırlar içerisinde, egemen sınıfın politikalarının izleyicisi ve sürdürücüsü olur.

Her sınıf, her grup ve her insan iradesini kullanabildiği ölçüde, yaşamını şekillendirebilme olanağı elde eder. Her halk iradesini kullandığı ölçüde gittiği yolun kurtuluş ütopyasına açılma olasılığını artırır.

 

BABÜR PINAR

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar