AKP iktidarı MGK bildirisiyle buyurdu: “Kuzey Irak referandumu gayrı-meşrudur, kabul edilemez.”

Bir ulusun evrensel hukuka göre meşru sayılan bir hakkı kullanılmasını devletlerin meşru kabul etmemesi “yok” hükmündedir.

Öncelikle belirtmek gerekir ki; referandum hakkında söz söyleme ve karar hakkı Irak devleti sınırları içerisinde yaşayan halklara aittir.

Irak Merkezi Hükümeti ile Kürdistan özerk yönetimi arasında ele alınacak, tartışılacak ve çözüme ulaştırılacak bir soruna; Türkiye Cumhuriyeti ve İran İslam Cumhuriyeti Hükümetlerinin fiili müdahale tehdidi ile karışması gayrı-meşrudur.

AKP hükümeti ve İran Hükümeti; Irak devletinin dahi önüne geçerek,” referandum yapılırsa müdahale ederiz” diyorlar. Neden? Bu Hükümetler Mahallenin kabadayısı mıdır?

Değildir.

AKP Hükümetinin, TC devleti sınırları dışında oluşan bir duruma ilişkin fikir belirtmenin ötesinde bir fiili müdahaleye soyunma hakkı yoktur.

Fiili duruma ilişkin karar bölgede ki halka sorulacak. Bölgede ikamet eden Kürtler, Türkmenler, Araplar, Ezidiler, Asuriler nasıl yol izleneceğine karar verecek.

Söz söylemek ve Karar vermek onların evrensel hukuktan gelen hakkı.

Evrensel hukuka göre “ulusların kendi kaderini tayin hakkını“ birçok ulus Dünya’nın her yerinde kullandı.

Peki o halde mesele ne ?

Bölge halkları çocuk mu ki; “emperyalistler onları kandırır” derdine düşüldü. Halklara akıl vermenin ötesine geçerek “haddini bildirmek” hangi vasfına binaen AKP iktidarına düştü.

Bu komşu kafası değil hegemonyacı burjuva kafasıdır. Bir ulusun kendi haddini belirlemekten yoksun saymak ve onun haddini bildireceğini beyan etmek, halkları aşağılamanın ifadesidir. “Büyük ulus” kafasıyla halkları aşağılama sömürgeci pratiğin tezahürüdür.

Hem komşu bir devlet sınırları içerisinde varlığını sürdüren ulusa kardeşim diyeceksin ve hem de kardeşinin ev kurma hakkını inkar edeceksin!

Bu inkarcı niyet ve tavır; Ayrı ev kurmanın kardeş halka iktisadi siyasi getirisi hakkında eleştiri yapmanın ötesinde; ev kurma hakkının gasp edilmesidir. Ki bu abilik değil ağalıktır.

AKP iktidarının kendi zihniyetiyle bağlantılı olarak inkar ve gasp kararına imza atması normaldir.

Normal olmayan; bölge devletleri ve Irak devleti sınırları içerisinde siyasi arenada boy gösteren ve kendilerini ezilen halkların savunmanı ilan eden demokrat ve sosyalistlerin; devletlerin gasp niyetine yakın durmasıdır.

Referandum karşıtlığını, müdahale edilmesi gerekir noktasına vardıran kimi sosyal şovenler, tavırlarına gerekçe babından buyuruyor; “Kürtler ulus değil.”

Kürtlerin ulus olmadığına ilişkin tez; bölge devletlerinin tarihi/siyasi uydurmasıdır. Bu iddiaya sarılmak devletlerin sömürgeci politikalarının peşinden sürüklenmektir.

Kürtler bir ulustur.

Evet ! Kürtler, Ortadoğu’daki tarihi çok eski dönemlere dayanan bir ulustur.

Devlet kurmakta geç kalmış ulustur Kürtler.

Bölgedeki çoğu ulus, devlet kurarak ulus olma durumlarını siyasi zeminde tescil ederken; Kürtler siyasi sınırları belirlenmiş evlerini kurmakta geç kaldılar.

Unutmayın ki Türkler de devlet kurmakta geç kalmış ulustu ve ancak devlet kurarak ulus olduğunun siyasi tescilini gerçekleştirdi.

Önemlidir; Osmanlı devleti, Türk ulusunun varlığının siyasi tescili olmadı. İddia edildiğinin aksine Osmanlı devleti Türk ulusunu aşağıladı ve varlığını önemsemedi, dilini, kültürünü kayda değer saymadı.

Ezilen, sömürülen ulusların siyasi sınırları belirgin evini kurmakta geç kalışının birçok nedeni var. Ulusların her zaman kendi kaderini tayin etmesi mümkün olmadı.

Kürt milletinin yaşadığı bölge; Emperyalist sömürgeci devletlerin oyun alanı. Oyun içerisinde etkin rol alan emperyalist devletlerin Kürtleri görmezden gelmesi belirleyici oldu. Bölgede kurulan ulus devletlerin de Kürtlerin kendi kaderini tayin hakkını kullanmasına karşı çıkması ve emperyalist devletlerinde bu durumu kendi çıkarlarına uygun görmesi, Kürtlerin devlet kurmakta gecikmesinde önemli rol oynadı.

Bugünde, bölgede ve Dünya’nın başka bir yerinde ulus devlet kurmak sadece söz konusu ulusun arzusuna bağlı değil. Bölgedeki her duruma, toplumsal pratiğe fikri ve fiili müdahale ediyor tüm devletler. Uluslar kaderini tayin etme hakkını kullanırken; devletlerarasındaki çatışmanın üzerine oturduğu zeminde oluşan dengenin boyutu ve şekli önemli rol oynuyor.

Bugün, bölgedeki güçler dengesi ve merkezi Irak Hükümetinin durumu; Kürtlerin devlet kurma yönünde adım atmasına olanaktır.

Irak Anayasa’sı da bu adımı atmaya cevaz veriyor.

Kürtlerin kendi kaderleri hakkında karar verme gücüne ulaşması; en çok da bölge devletlerini endişelendirdi ve en çok bölge devletleri karara saldırdılar. Bölge devletleri sırtını emperyalist ülkelere yaslayarak mahallede racon kesmeğe soyundular.

Devlet kurma günü gelip çatmış bir ulusa ve siyasilerine; hiçbir devletin “had bildirme hakkı ve yetkisi olmadığı halde; hem Irak devleti, hem bölge devletleri ve hem de emperyalist devletler Kürtlere had bildirme konusunda yarış halindeler.

Çünkü emperyalist devletler ve bölge devletleri kendi iktisadi ve siyasi çıkarlarını gözetir halde soruna yaklaşıyorlar.

Bazı devletler Bölge halkının devlet kurmasına göz kırpar görünse de bu yaklaşımın samimi olmadığı açık. Soruna müdahil olan her devlet, bir devlet kurulacaksa; kurulacak devletin kendi kontrolü altında bir sömürge (uydu) devlet olması hesabı içerisinde. Hiçbir burjuva Hükümetin Kürtlerin kaşını gözünü sevdiği yok.

Çatışma büyük. Kürdistan’daki enerji kaynakları iştahı artırıyor. Bu enerji kaynaklarının kontrolü devletleri yakından ilgilendiriyor.

Hangi devlet, kendisi için Kürtlerden “olumlu” bir işaret alırsa kuşku yok ki Kürt devletine göz kırpacak.

Şimdi emperyalist kapitalist devletler, çıkarlarına çanak tutacak işareti almadıkları için referanduma karşılar.

Onun için başta ABD olmak üzere bazı Emperyalist devletler “şimdi zamanı değil” diyor. Peki referandum ne zaman yapılırsa “uygun zamanda” yapılmış olacak?

Kürt siyasileri “uydu devlet olma” taahhüdüne imza attıkları zaman; “Bağımsızlık” günü gelmiş sayılacak.

Peki Kürtler bu türden bir taahhüde imza atar mı?

Bölgede öne çıkan siyasilerinin sınıfsal yapısına baktığımızda bu ihtimalin gerçekliğe dönüşmesi mümkün. Sosyalist olmayan bir ulus devlet kurarken Kürtlerin bölge de hakim bir güce sırtlarını dayamaları zorunlu ve kaçınılmaz. .

Bu olmadan olmaz.

 

ULUSAL MESELEDE DEVRİMCİ SOSYALİST  TAVIR

Şimdi denilebilir ki; ayrı ev kurma konusunda adım atma girişimi, Barzani’nin kararı. Barzani’nin başında olacağı devlet içerisinde halklar özgür olmayacak. Halkların iktisadi siyasi konumu Irak devletinde ne ise ayrı devlet inşasında da aynı kalacak. Kölelik sürecek; efendi değişecek yalnızca. Hepsi Tamam; Ancak Barzani şu anda Güney Kürdistan ulusal hareketinin fili lideridir. Tarih boyunca halklar kendi siyasi önderlerinin öncülüğü ve iradesine tabi oldular ve kendileri hakkında kararı, siyasi önderlerinin öncülüğünde gerçekliğe dönüştürdüler.

Bir ulus devletin kapitalist olması ve kapitalist bir devlet olarak emperyalizmle içli dışlı olması kaçınılmazdır.

Tarihe bakılmasını salık veririm; TC devleti de dahil birçok ulus devlet kurulurken ulusal hareket önderleri, kapitalist sistemin tercihleri olduğunu açıkladıkları andan itibaren, emperyalist kapitalist bir tarafça desteklendiler ve ulus devlet kurulur kurulmaz burjuvazi emperyalist bağlaşıklarını kurdu ve sürdürdü.

Emperyalizmin güdümünde ve bir burjuva kliğin öncülüğünde ulus devlet kurulmasından sosyalistler haklı bir endişe duyacaktır ve halkların yeni bir devlet çatısı altında da sömürülmesine karşı çıkacaktır. Bu kaçınılmaz duruma ilişkin kardeş halkların temsilcisi sosyalistlerin eleştiri hakları var ve hareketin sınıf yapısını ve burjuva bir devlet kurulmasının Kürt halkı için özgürlük ve kurtuluşu sağlamayacağını söylemek yükümlülüğüne sahipler.

Ancak bir ulusun varlığını teyit edecek siyasi duruma geçişini engelleyecek tavra sürüklenmeden yapılmalıdır eleştiri. Eleştiri burjuva sömürgecilere yöneltilirken, halkların birbirini aşağılamasına yol açmamak devrimci sosyalist tavrın gereğidir.

Dostça eleştiri yapmak dışında; Hiç kimsenin Kürt ulusunu aşağılayıcı müdahalelere varacak yerme hakkı yoktur. Tersi de doğru Kürtlerin de öteki halklara, “kendi burjuva hükümetlerinin dilini konuştukları” gerekçesiyle küfretmesi ‘hak’ kabul edilemez.

Nalıncı keseri gibi kendine yontarak yapılan politika; halkların dostluğu altına konulacak bir dinamittir. Sakınılması elzemdir.

Gri nokta yok

Ya evet ya da hayır!

Bir ulusun haklarını kullanmasına saygı göstermeyenlerin yarın kendi ulusal haklarının kullanması engellediğinde söyleyeceği şey yoktur.

Uzun uzun gerekçeler de sıralamak mümkün ama bahaneler üreterek “Ulusların Kendi kaderini tayin “ ilkesinin üzerinden atlamak sosyalistlerin tavrı olamaz. Esas mesele; Yani, ama, ancak kelimeleriyle başlayan iddialı cümlelerle bir ulusa karşı işlenen suça ortak olmak ya da olmamaktır. Cafcaflı sözcüklerle inşa edilen cümle; yalın gerçeklikten kaytarışı aklamaz.

Kürt bağımsızlık hareketine sosyalistler öncülük edinceye kadar Kürtler bağımsızlık yürüyüşünü ertelesin demek, somut durum analizinden uzak bir tezdir.

Bir durumu, başka bir durumun gerçekleşmesine bağlı bekletme istenci; eşyanın tabiatına aykırıdır. Bir halkın kaderini bir siyasi durumun gerçekleşme sürecine bağlamak; Toplumsal ilerleme diyalektiğine aykırıdır.

Kürtler referandum yapmağa karar verdi.

Karara itirazı olanlar referandumun sonucunu etkileyecek şekilde propaganda yapıp; karar verecek halkların karara ilişkin yaklaşımını etkileyecek eleştiri yapabilir. Bu mümkün. Ama bir adım ötesi zorbalıktır.

Bugün Kürtler ve bölgedeki öteki halklar Irak’tan ayrı devlet kurma yolunda önemli bir aşamaya geldi. Bu aşamada; bölge halkları kendi kaderini belirleme hakkını kullanma şansına bir kez daha erişti.

Emperyalistlerin ve bölge devletlerinin hakimi kapitalist hükümetlerin Ezilen bölge halklarının yanında olması sınıf vasfına aykırıdır. Kapitalist devletler karakterlerine uygun düşeni yapıyorlar.

Ancak Kürtlerin ulusal ayağa kalkış yönünde somut bir adım attığı dönemde sosyalistlerin alacağı tavır; toplumsal karakter belirleyicidir.

Tarih uyarıcıdır.

Sosyalistler en çok sömürge ulusların bağımsızlık savaşı ve ayrı devlet kurma girişimleri sırasında sosyal şovenizm rüzgarına kapıldılar ve bu rüzgar sosyalistleri götürüp kendi burjuva devletlerinin kucağına oturttu.

Aman dikkat!

Burjuva devletlerin kucağına oturmak; başka tür bağımlılıklara gebe olmanın da başlangıcıdır.

 

BABÜR PINAR

Pin It on Pinterest