İngiltere’de yayımlanan Financial Times (FT), Türkiye’de cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin resmen başlamasıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinde toplanan güçlerin yatırımcıları ürküttüğünü yazdı.

Maliye ve Hazine Bakanı olarak atanan Berat Albayrak hakkında analize yer veren gazete; Albayrak’ın, Erdoğan’ın emirlerini harfiyen yerine getirecek kadar yakın olduğundan bahisle “Erdoğan ekonomiyi aile içi mesele yaptı” başlıklı bir analize ve başyazıya yer verdi. Gazetede yer alan analizde, Berat Albayrak’ın; Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanmasının “piyasaların en çok korktuğu hareket” olduğu yorumu yapıldı.

Financial Times: Erdoğan ekonomiyi aile meselesi yaptı

Yeni sistemle birlikte Merkez Bankası Başkanı’nın doğrudan Cumhurbaşkanı tarafından atanmasının, İç ve dış piyasa aktörlerinin güvenini sarstığını vurgulayan gazetede, üstüne üstlük damat Berat Albayrak’ın ekonomiden sorumlu kişi yapılmasının, mali piyasanın ve borsanın altüst olmasını harlayan faktör olduğu belirtildi: “Türk hisse senetleri dün yüzde 2,3, banka hisse senetleri ise yüzde 4 düştü Türk lirası da dolar karşısında kabinenin açıklanmasını izleyen saatlerde yüzde 3 değer kaybetti.”

“Rabobank’tan gelişmekte olan piyasalar para kuru stratejisti Piotr Matys ‘Türkiye’nin tam anlamıyla, birkaç ay önce kılpayı kurtulduğu bir döviz krizine girmesi riski yeniden ortaya çıktı. Damadı Berat Albayrak’a bu kadar hayati bir dönemde bu kadar önemli bir görevi vermesiyle Erdoğan, yönetiminin alışılmadık politikalar izleyebileceği mesajını vererek, piyasaların endişelerini yeniden alevlendirdi.” açıklamasına yer verilen analizde; Albayrak’ın 3 yıl önce siyasete girdiği andan itibaren sadece enerji konularında söz sahibi olarak kalmayacağının belli olduğu ve Erdoğan ile birlikte askeri operasyonlarla ilgili toplantılara ve yurtdışı gezilerine katılmasının bu durumun emaresi olduğu hatırlatıldı.

“Ancak buna rağmen kimse Erdoğan’ın koruması altındaki Albayrak’ı, ekonomik gidişat hakkındaki endişelerin zirve yaptığı bir dönemde ekonomiden sorumlu tek kişi yapacak kadar cüretkar olduğunu düşünmüyordu.” ” Yıllardır finansçı olan usta yetkililerin güvencesini alan yabancı yatırımcılar, Erdoğan ailesinden gelen ve büyük oranda bilinmezlik taşıyan bu ismin ellerinde ekonominin nereye gideceğine dair kaygı duyuyor.” yorumu analizin önemli kısmıydı.

Gazeteye konuşan Fidelity International’dan uzman Andressa Tezine’nin, “Yabancı yatırımcılar Berat Albayrak’ı iyi tanımıyor. Ekonomik modele dair önerilerini ya da bir önerisi olup olmadığını bilmiyoruz. Döviz kurları ve faiz oranları hakkındaki görüşlerini de bilmiyoruz” görüşünün yanısıra  söz konusu analiz yazısında, ismi verilmeyen bazı iş insanlarının Berat Albayrak hakkındaki görüşlerine de yer verildi “Bir iş adamı ‘Onunla iş yapmak çok zor. Kendisini çok önemli görüyor. Kendisini tahtın varisi olan prens olarak sunuyor.’ diyor. Çoğu kişi 64 yaşındaki Erdoğan’ın Albayrak’ı varisi olarak yetiştirdiğini düşünüyor. Albayrak hükümette de bazı bakanlarla yaşadığı atışmalarla biliniyor.”

Albayrak’ın, Cumhurbaşkanı ve milletvekilleri seçimi kampanyası sırasında Türk lirasının yaşadığı değer kaybından “dış güçleri” sorumlu tutan açıklamalar yaptığını hatırlatan Financial Times, “Bu gibi açıklamalar, Merkez Bankası’nın 24 Temmuz’daki toplantısında faiz artırımı kararı alması gerektiğini yüksek sesle dile getiren yatırımcılara güven vermiyor” yorumunu yaptı.

GlobalSource Partners danışmanlık şirketinden Atilla Yeşilada’nın gazetedeki sözleri; yakın gelecekte, Türkiye’de ekonomik durumun varacağı boyutu açıklayıcı niteliktedir.

“Erdoğan’ın piyasalara müdahale etmenin maliyetini öğrenmiş olduğunu tahmin ederdim. Görünen o ki, elindeki yeni güçlerle birlikte piyasayı düzeltebileceğini düşünüyor. Hepimize iyi şanslar.”

“Erdoğan karşısında uluslararası finans piyasalarını bulabilir”

Gazetede yer alan baş yazıda da analiz yazısıyla aynı doğrultuda görüşler dillendirdi.

Financial Times’ta yer alan baş yazıda da Erdoğan’ın; Berat Albayrak’ı Ekonominin başına geçirmesini sert bir dille eleştirildi.

“Erdoğan’ın tek adam yönetimi projesi tamamlandı” cümlesiyle başlayan yazı “Erdoğan, ülkenin büyüyen ekonomik sorunlarını çözebilecek uzmanları görevlendirerek, bu gücünü akıllıca kullanabilirdi. Ama bunun yerine ilk kararnameleriyle gösterdi ki gücünü kendisinin ve yakın arkadaşlarının yerini sağlamlaştırmak, kendine has ve çoğu zaman yanlış olan ekonomik yaklaşımını uygulamak için kullanacak” vurgusuyla sürdürüldü.

Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanı olarak atanmasının “piyasaların tam da korktuğu şey” olduğu belirtilen yazıda; Türk lirasındaki dalgalanma ile hisse senetlerindeki düşüşün Erdoğan için bir uyarı olduğu ifade edildi.

“Geçmişte görev verilen teknokratlar, tam da Türkiye’nin aşırı ısınmış ekonomisini ve makroekonomik dengesizlikleri dizginlemesi gerektiği bir dönemde, artık yoklar. Bu dönemde Erdoğan’ın sevdiği büyümenin aksine ekonominin biraz soğumasına izin verilmesi mantıklı bir strateji olur.”

Yazı Erdoğan’ın geleneksel olmayan ekonomi politikaları izlemesi halinde karşısında en güçlü baskı mekanizması olarak uluslararası finans piyasalarını bulabileceği yorumuyla sonlandırılıyor.

Financial Times Gazete yazarlarının atladığı mesele  ise Recep Tayyip Erdoğan’ın “devleti şirket gibi yönetme ” hayalinin yeni olmadığıydı. 15 mart 2015 tarihinde Balıkesir Ekonomi Ödülleri  Töreni’nde konuşan Erdoğan arzusunu şöyle dillendirmişti;Başkanlık sistemine karşı çıkanlara bakıyorsunuz, kendileri soğuk savaş dönemi artığı 27 Mayıs üretimi 12 Eylül darbesiyle tahkim edilmiş bir sistemle Türkiye devam etsin diyorlar. Bu sistemde ısrar etmek milletimize haksızlıktır. Benim derdim ne biliyor musunuz? Bir anonim şirket nasıl yönetiliyorsa Türkiye böyle yönetilmelidir.”

Erdoğan, Devleti nasıl yöneteceğine ilişkin fikrini açıkladığında finans çevreleri, “gerçekleşemez” gördükleri projeyi eleştirmediler bile. Şimdi Erdoğan’ın karşısına “en güçlü baskı mekanizması olarak uluslararası finans piyasalarının geçmesinin” gecikmiş (caydırıcı etkisi olmayan) bir hamle olacağı açıktır.

“Gemi buzdağına doğru gidiyor”

Kuşkusuz Erdoğan İktidarda kalmasında büyük katkısı olan Uluslararası Finans şirketlerini karşısına alacak girişimlerde bulunma cesaretini; belli bir kitlenin “ ne yaparsa yapsın” peşinden geleceğine” ilişkin kanaate sahip olmasından aldığı dillendiriliyor. Ancak “yarattığı fetiş kimliğe” mutlak bağlı kitlenin çoğunluk olmadığı ve Erdoğan destekçisi çoğunluğun, Erdoğan’ın kendilerine sağladığı az ya da çok miktarda maddi olanakla yönelimini belirlediği de bilinen bir durum. Ülke ekonomisinin içerisine girdiği krizden çıkış için karşısına aldığı Finans piyasalarının yardım etmemesi halinde maddi olanaklarını yitiren kitlenin büyük bir hoşnutsuzluk yaşayacağını AKP çevresi de biliyor ve bu hoşnutsuzluğun siyasi krizin fitilini ateşleyeceği endişesini taşıyor.

Erdoğan’ın, oynadığı oyunun büyüklüğü kadar tehlikenin de kapıda beklediğini görmeyecek kadar iktidarın büyüsüne iradesini teslim ettiğini vurgulayan “aklı başında” kadrolar, “Partili olmanın sağladığı çıkarlardan mahrum edilme korkusu” nedeniyle ağzını mühürlemiş durumda süreci izliyor. Birçok siyasi çevrenin önemle vurguladığı; “Gemi buzdağına doğru gidiyor” ama reis, “büyük burjuvazinin” batıyoruz uyarılarına  duyarsızlaşacak kadar dışa kapalı.

Kuşkusuz burjuva iktidarın hangi biçimde olursa olsun tüm uygulamalarına dur diyecek tek sınıfsal güç emekçiler; ancak emekçilerin kapitalist sistem dışı “sosyalist” alternatiflere duyarsız halde oluşu burjuva iktidarın izlediği yola katkı sunuyor.

Her halk, kendi iradesini kullanarak rotasını çizdiği yolun kendi lehine durum yaratma ihtimalini büyütür. Her sınıf, her grup ve her insan iradesini kullanabildiği ölçüde, yaşamını şekillendirebilme olanağı elde eder. Halkın, toplumsal gidişatın yönünü belirleyecek politikalara yön verecek yeterlilikte ve örgütlü rol almadığı yerde, toplumun yazgısının iktidar sahibi tarafından çizilmesi kaçınılmaz gerçekleşir.

Bir ülkede egemen olan sınıf, grup ve hatta kişi çoğunluğun iradesini hiçe sayarak salt kendi yararı doğrultusunda ve egemenliğinin sürmesi için karar alıyorsa; o ülkede kaderini, azınlığın iradesine bırakan halkın; egemen sınıfın, grubun ya da kişinin şölen sofrasından artan kırıntılarla beslenmesi kaçınılmazdır. Toplumun Çoğunluğunu oluşturan sınıfın, grubun payına, “sürünerek yaşamak” durumunun herhangi bir biçiminin düşme ihtimali, zengin sofrası artıklarının çeşitliğinin sınırı içerisindedir.

Bir toplumsal sistem; egemen olan sınıf, grup ve hatta kişinin yararı doğrultusunda inşa edilmişse ve o toplumda oluşturulan politikalar bu sistemin sürmesi içinse; o ülkede halkın yaşamının “iyi” olma ihtimali; çoğunluğun iradesini baskılayan maddi koşulların toplumsal ilişkileri sürükleme biçimine ve derecesine doğrudan bağlıdır.

Kaptanın, dizginleri boşalmış hırsının, gemiyi felakete sürüklemesi karşısında gemi halkı, kaderini itirazsız teslim ettiği kaptanın hırsının “geçici durgunluk” evresinde gerçekleşebilir “insafına” tabi yaşamını sürdürme olasılığına sahip halde “geleceği” bekliyor.

Kuşkusuz, egemen sınıf pratiğinin, yönetilen sınıfı, hangi “artık” yaşama sürükleyeceği ihtimali; iradesini “reise” teslim eden sınıf üyesi birey ve grubun şansını betimler.

Ahval böyle olunca;

GlobalSource Partners danışmanı Atilla Yeşilada’nın sözünü, vurgulayarak yinelemek gerekiyor;

“Hepimize iyi şanslar”