Her şeyi bildiğini söyleyen; Bilmiyorum demesini bilmeyen, her konuda ahkam kesen, ama en önemlisi, gerçekleştirdiği eyleme ilişkin sıfat kazanmış kişiden, sıfatına yakışır hareket beklemeyen; Maddi delillerle eylemi kanıtlanmış kişi, sıfatına layık eylem gerçekleştirdiğinde hayret eden bir toplumuz.

Hırsız, çalma eylemini gerçekleştirince; ”Ama bu da yapılmaz ki” diye hayıflanan bir toplumun başına, beklenmedik işler geldiği ve savunmasız kaldığı, sık tanık olunan bir durumdur.

Tayyip Erdoğan’ın diktatör, AKP hükümetinin de onun “hık”cısı olduğunu söyleyen insanların; Siyasi iktidarın; her demokratik hak arayışını , polis şiddetiyle durdurma istencine şaşırmaları abestir.

RTE demokrasi karşıtı bir politikacıdır. Sıfatına yakışanı yapıyor, yapacak da.

Bir diktatör; iktidarını sürdürme doğrultusunda önlemleri tespit eder ve eyleme girişir. Ancak gelecek tepkilerin etkisini en aza indirmek için de eylemine gerekçe uydurur.

Diktatörün eylemine ilişkin gerekçelerinin de ‘uydurma’ olması normaldir.

Emekçilerin birçok hak gaspına karşı eylem girişimi tehditle durduruldu. Örneğin; 1 Mayıs gününü Taksim’de kutlamak isteyen emekçileri; Evrensel İnsan hakları hukukunu ve Anayasa’yı çiğneyerek zorla engellemek; RTE Hükümetinin diktatörlüğünün teyidi idi.

Bu duruma şaşıranlar; AKP hükümetinin “vicdanına” seslenerek, “demokratlaştırılabileceğini” umanlardı.

Demokrasi toplumsal düzenlenişe ilişkin bir siyasi varoluş biçimidir. Ki bu varoluş biçimi doğrudan, o toplumsal formu gerçekleştirecek unsurların zihniyetiyle bağlantılıdır.

AKP ideolojisi demokrasiyi yadsır.

AKP kurmayları, demokrasiye taraf olamaz ve onların toplumsal düzenlenişe ilişkin demokrasi tasarımları yoktur.

Bu nedenle RTE hükümeti demokrasi kurallarını takmaz.

AKP’nin başından da,  militanından da, evrensel demokrasi ilkelerine uymasını beklemek; Hırsızdan hırsızlık yapmamasını beklemek kadar akıl dışıdır.

Hırsız, ev sahibinin durumunu gözetmez. Hırsızlık yaparken vicdanı sızlamaz. Çaldığında yakalanırsa ev sahibinin vicdanını harekete geçirmek için gerekçeler uydurur.

Ev sahibinin, kapısını kilitlememesinin kendisini tahrik ettiğini iddia ederek ve Hatta mağdurun kendine mukavemet etmesini gerekçe göstererek; kendini “aklayacak” kadar pişkindir.

Yalnızca o da değil;

Hırsız; kimin kendi hakkında ne düşündüğünü takmaz. Hırsız diye nitelendirilmesinden gocunmaz. Ancak gerekirse yandaşlarını, kendine tavır alanlara karşı kullanmak için fetiş argümanlara başvurur.

Hükümetin; anti demokratik tavrının, farklı devlet yöneticileri tarafından eleştirilmesine karşı, pişkin bir tavırla; “siz kim oluyorsunuz? Beni eleştiremezsiniz” diye yanıt vermesi nedeniyle “AKP hükümeti, uluslararası alanda itibarımızı sarsıyor. Bu ekonomimizi sarsar, yatırımlar azalır, istihdam düşer.” diye feryat edenler; diktatörün tam da bu durumun gerçekleşmesini istediğini kavramıyorlar.

Türkiye zaten yeterince batmış; ekonomi yerlerde sürünüyor; karnı aç yoksulu, gazla doyurmanın yolu, başka devletlere kabadayılık etmektir.

RTE ve avenesi, ”vasıflarına uygun” yapmaları gerekeni yapıyor.

Diktatörden demokratik pratik ummak; sürecin sonucunu belirleyecek etkinliğe sahip güç olmamanın ve aczin ifadesidir.

Erk sahiplerinden, yapmaları mümkün olmayan şeyleri yapmalarını bekleyerek taktik kurgulayanlar, onlara can suyu verirler.

AKP iktidarı “kaçınılmaz sona” yaklaşıyor mu?

Evet.

Kendilerine güvenselerdi, korunmak için ek yasal ve yasadışı tedbirlere başvurmazlardı.

Düne kadar kendileriyle yan yana konumlanan “yol arkadaşlarıyla” dişe diş bir savaşa girmezlerdi.

Korkuyorlar mı?

Evet.

Korkuları arttıkça daha yoğun saldıracaklar mı?

Evet.

Polis ve yargı gücünü savaş haline uygun olarak düzenlemeleri bunun kanıtı.

Peki demokrasi savunucuları ne yapmalı?

Öncelikle; AKP’nin tabiatına uygun şeyleri yapmasına şaşırmadan; Yapması mümkün olmayan pratiğe girmesini beklemek duygusallığına kapılmaksızın; Hükümetin anti-demokratik uygulamalarını geriletecek ve yıkacak politikalar üretilmelidir.

Demokrasi güçleri; RTE Hükümetinin belirlediği politik gündemin ardından sürüklenen figüran olmaktan çıkıp, gündemi belirleyen esas unsur olarak toplumsal arenada konumlanmalıdır.

AKP iktidarına haddini bildirecek güçte olunmadığı yerde, “yenilgi kaçınılmaz ama serde yiğitlik var” tavrından uzak durulmalı; RTE Hükümetinin her “savaş davetine” icabet edilmemelidir.

Böyle yapılmazsa ne olur?

Demokrasi güçlerinin her zaafının ve çaresizce savaş alanına girişinin getireceği yenilgi; halkın mücadele istencini zayıflatır ve dolayısıyla RTE hükümetine moral katkı sağlar.

Kullanım süresinin bitiş alametleri ayan olan iktidarın, kalan ömrünün uzun ya da kısa olması; muhalif kitle örgütlerinin ve toplumsal grupların pratiğine doğrudan bağlı olduğu açıktır. Ki bu nedenle siyasi iktidar; demokrasi güçlerinin pratiğinin kendini tehdit edecek şekilde ilerlemesini sabote etmek için her yola başvuruyor. Aslında hasmı sabote etme işi tam da RTE’den beklenendir ve o da yapısına uygun olanı yapıyor; başka şey değil.

RTE’nin,  diktatör vasfına  uygun pratiğini analiz etmek yeterli mi ?

Hayır!

Sürecin yönelimine damga vurmak isteyen güç; hasmın ne yapmak istediğini doğru kavramalıdır. Ama bu yetmez; gündemi de kendinin belirleyeceği bir pratik sergilemesi asıl gerekendir.

 

BABÜR PINAR

Pin It on Pinterest