Piyasada dolaşan tefsirler arasında kasaba vaizi seviyesinin ötesine geçen pek yok. Kuran’da ne olup bittiğini anlamak için asıl okunması gereken bence onlar değil, 7. yy’ın hemen öncesinin Hıristiyan ve Yahudi literatürü. Çünkü burada, o devirde revaç gören bir dizi fikir akımına karşı canhıraş bir polemik var. O polemiğin karşı tarafını bilmeden, siyaktı, sebaktı, esbabı nüzuldü diye kendince yorum yapmaya kalksan yanlış yola düşersin. “Müşrik” dediği şeyin çok-tanrıcı paganlar olduğunu sanırsın. “Kitab” sözcüğü ile neyin kastedildiğini anlamazsın. “Tahrif” derken sanki editör hatası yapmışlar gafletine düşersin.

Mekkeli “müşrikler” hiç şüphesiz o devirde yaygın olan Hıristiyan ya da İsa-Mesihçi Yahudi mezheplerinden biri. Bunu kavramadan polemiği takip etmek zor. Çünkü sürekli olarak Kutsal Kitap’tan, peygamberler tarihinden de güncel Hıristiyan-Yahudi kalıp-sözlerinden örnek vererek karşı tarafı alt etmeye çalışıyor. Yani iki tarafın ortak bir kitap ve terminoloji altyapısı var. Ortak doktrinin anlamını tartışıyorlar. Tıpkı “siz Müslüman değilsiniz” diyen bugünkü tekfirci selefiler gibi, onları kendi oyunlarıyla mat etmeye çalışıyor.

Düşün ki, islam tarihinin kesin tarihlendirilebilen ilk yazılı metni, Kubbetü Zahra seramikleri, Hıristiyanlık-içi bir polemiği dile getiriyor. – Meryem bakire miydi, oğlu tanrı mıydı, çarmıhta ölen kimdi, bedenen mi göğe çıktı, vb.. 400’lerden 600’lere dek on binlerce Hıristiyan birbirini kesti bu mevzuular yüzünden. Rumla Ermeni, Süryani Keldani halâ birbirine küstür o sebeple.

“Kitab”dan kasıt hiç şüphesiz yazılı bir metin değil, “öğreti”, “doktrin”. Belki “Yasa” diye de çevrilebilir. Muhammed zamanında yazılı bir metin yoktu ki başka türlü olsun? Hele Mekke döneminde sözlü bir kanon dahi oluşmuş olamaz ki “kitab” adı ona işaret etsin?

“Benim öğretim, eski peygamberlerin öğretisidir, siz onu anlamıyorsunuz, yanlış yorumluyorsunuz” diyor. Gayet mantıklı bir şey söylediği. “Tahrif ettiniz” derken kastedilen “sizin elinizdeki metinler bozuk, sahte” değil. Çünkü bariz bir şekilde Hz. Muhammed’in yazılı metinlerden pek haberi yok. Kutsal Kitab’ın ne Yahudi ne Hıristiyan versiyonunu görmemiş; görse bile okuyabilecek hali yok, ümmi olduğunu ısrarla vurgulamış. Yahudi kitabının Musa yasası olduğunu zannediyor, İsa’nın “İncil” diye bir şey yazdığına inanıyor, Zebur’u ayrı kitap sanıyor. Görmediğin, bilmediğin kitapta editoryal hata nasıl bulursun?

İbrahim’in o tartışmadaki önemi burada. Karşı taraf diyor ki “bizim elimizde kitaplar var, senin dediğin yanlış.” Elcevap: “İbrahim’in elinde ─ yazılı metin anlamında ─ kitap yoktu, ama İbrahim haklıydı; demek ki sizin yazılı metinlerinizin hükmü yok.” Şah ve mat. Parlak bir cevaptır. Eğer İbrahim’in salih olduğunu kabul ediyorsanız, demek ki ümmi olan, sizler gibi tarih ve törece kutsanmış metinlere sahip olmayan ben de muslih olabilirim. Bitti.

 

SEVAN NİŞANYAN

 

KAYNAK:

Sevan Nişanyan/En Son Yazıları

Tarih, dil, din ve (biraz) siyasete dair yazılar.

http://nisanyan1.blogspot.com.tr/

Kitabiyat
0.0Puan
Okuyucu Puanı: (0 Votes)