Ekonomik kriz, yalnızca siyasi iktidarda olan siyasetçinin değil diğer tüm siyasetçilerin de kendi cephesinde “durum kurtarma” derdine düşmesinin önünü açtı.

Kriz, ekonomik ve siyasi alanda, birkaç yıldır, adeta bağıra bağıra varlığını duyurdu. Krizin ayak seslerini öncelikle iktidarın duyması normaldi ve Erdoğan iktidarı, krizin getireceklerine karşı önlemini aldı. Krizin; siyasi iktidarı yitirmesine neden olacak bir depremi getireceğini farkeden Erdoğan, vakit geçirmeden gerekeni yaptı. Siyasi iktidar, MHP’nin içerisinde rol aldığı bir senaryo ile “Cumhurbaşkanı ve Parlamento üyeleri seçimi” tarihini erkene aldı. Seçimin neden öne alındığı ve nasıl organize edildiği gerçeği, AKP ve MHP kulislerinde dahi övünülerek dillendirilidi.

Seçimi öne alma planı yapılırken seçimin sonucunun AKP/ MHP ittifakı lehine nasıl biçimlendireceği de planlandı. Plan işletildi ve seçim tamamlanmadan önce, “cesareti olan sokağa çıksın“ tavrıyla sokağı kuşatan silahlı güruhun çığlıklarının güvencesi altında RTE kazandığını” açıkladı. “ Siyasi iktidar karşıtı cephede ise  umut ışığı olacak bir söz ve hareket beklenirken, “adaylarından” seçim sürecinde yapacaklarını söyledikleri “hareket” gelmedi. Sanki bir mihraktan herkese emir gelmişçesine konuşması beklenenler/istenenler sustu.

Gece yarısına yakın bir anda “adam kazandı” sözüyle Muharrem İnce “Erdoğan’ı teyit edince; “sonuç kabul edilmeyeck tereddüdü” sona eren RTE alelacele balkona çıktı ve zaferini ilan etti. “Perde kapandı.”

Muharrem İnce’nin ve yandaşı olan yazar çizer takımının; “Adam kazandı” cümlesiyle perdenin kapatılmasına ilişkin öne sürdüğü gerekçe, muhalif kitlenin büyük çoğunluğu tarafından kabul görmedi. Hatta AKP yandaşı ideologlar ve siyasiler dahi öne sürülen gerekçeleri bıyık altı gülerek dinlediler.

Muharrem İnce’ye oy veren cephede; “Adam kazandı” sözünün sarf edilmesinin altında yatan nedenin; büyük bir “korku”yaratacak kadar önemli olduğu dillendirilse de; İnce ve yakın çevresindekiler, bu gerçekliğin üstünü örtmek için; AKP ideologlarının ve siyasi kadrolarının takdirine mahzar olan bir pratiğe giriştiler. Parti içi muhalif gruplar, CHP içerisinde; dikkatleri, seçim sonuçlarından uzaklaştıracak kadar büyük bir “gürültü” kopardılar.

Dönemsel kriz, bir “depremle”, aleni “boy gösterince”; burjuva sistemin “muhalif” şövalyeleri, bugüne gelinceye kadar yaşanan süreçte üstlendikleri rolün “siyasi iktidara” katkısını örtme çabasını tamamlayıcı  “sert muhalif” tavrıyla siyasi iktidar “karşıtı konuşmalarını da sürdürmekten geri kalmadılar.

Sebep olandan derman beklemek

10 Ağustos’ta kriz kendini açıkça ortaya koyduğunda Muharrem İnce, kişisel sosyal medya adresi Twitter’dan, TOBB, TESK, TÜSİAD gibi STK’lara seslendi.

İnce’nin açıklaması şöyleydi:

“Sivil Toplum Kuruluşu olduğunu iddia eden yapılanmalar, neredesiniz? Öncelikle her fırsatta bir araya gelip açıklamalar yapan “çatı örgütlere” sesleniyorum.

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ni (TOBB) oluşturan ticaret ve sanayi odaları ile borsaların üyeleri içine sürüklendiğimiz krizden etkilenmiyor mu? Sanayicilerimiz ve tüccarlarımızın işleri yolunda mı? Onların ülke olarak karşı karşıya olduğumuz felaketle hiç mi ilgileri yok?

TOBB’un görevi üyelerinin haklarını savunmak ve sorunlarına çareler üretmek değil midir? Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu’nun (TESK) üyeleri olan esnaf ve sanatkarlarımız bu gidişten memnun mu? Konfederasyon yöneticilerinin edeceği tek söz yok mu?

Türk-İş ve diğer işçi sendikaları gelecek olan krizden en çok işçi, emekçi ve dar gelirlilerin etkileneceğini görmüyor mu? Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu neden sesini yükseltmiyor? İşverenler bu gidişle işlerini koruyabileceklerini mi zannediyorlar?

TÜSİAD, sanki normal bir dalgalanmadan geçiyormuşuz gibi başımızdaki felaketi gösterişli laflarla geçiştirmenin yeterli olduğunu mu zannediyor?

Hepimiz, uçuruma hızla yaklaşan bir gemide sessizliğe bürünmüş vaziyette, dümendeki bilgisiz ve çaresiz kaptanı seyrediyoruz. Gerçek olduğunu algılayamadığımız ya da algılamak istemediğimiz bir karabasan her yanımızı kuşatıyor, ülkemizin sonunu hazırlıyor.

Başta sivil toplum örgütleri olmak üzere, bütün vatandaşlarımız üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmek zorundadır. Hemen bugün korkularımızı yenmek ve gerçekle yüzleşmek zorundayız. Yarın çok geç olabilir.”

Kapitalizmin çıkmazını yanıltıcı tanımlamak

Çağrının; “Hemen bugün, korkularımızı yenmek ve gerçekle yüzleşmek zorundayız.” cümlesiyle bitmesi önemlidir.

Altını çizerek vurguladığı soru; Bay M. İnce’ye de sorulmalıdır. “Siz “korkularınızı yendiniz mi ve ‘geç olmadan’ gerçekle yüzleştiniz mi?”

İnce’ye oy veren çoğu insanın bu soruya yanıt beklediği açıktır.

İnce’nin seçim sonrası gösterdiği tavır ve izlediği yol “gerçekle yüzleşmediği” hakkında yeterli veri sundu.

Muharrem İnce; dün, “Erdoğan’ı tahtından indirmek” için kapısına gittiği ve bugün de ülkeyi felakete sürükleyen krizden çıkış için kapısına çağrı bıraktığı burjuva sınıftan, medet ummaktan vaz geçmediğini; vazgeçemediğini gösterdi.

Seçim sürecinde; sınıfsal tavrından bir an olsun sapmayan İnce; burjuva sistemin “felakete sürüklenmesinin önünde barikat kurmak” görevini üstlenmek istencini açıklamıştı. Durumu ve tavrı değişmedi; İnce, son çağrısıyla da sistemi felaketten kurtarmak noktasında sermaye örgütlerine “yol göstermeğe” aday olduğunu açıkladı.

Kuşkusuz, İnce’nin sınıfsal fıtratının kendine yüklediği sorumluluk gereği, sırtını yasladığı burjuvaziye çağrı yapması normaldir.

M.İnce’nin ya anlamadığı ya da üzerini örtmek istediği şu ki; Erdoğan iktidarı da, tıpkı kendisi gibi tüm gücünü burjuvazinin çıkarı doğrultusunda, kapitalist sistemin selameti için kullandı ve kapitalist sisteme hizmet etti. Kapitalistler de, AKP iktidarının hizmetinden memnuniyetlerini sıkça dile getirdiler ve son olarak “deprem ” sonrası, Berat Albayrak’ın “yeni ekonomik program” dinletisinden çıkarken  memnuniyetlerini bir kez daha ifade ettiler.

M. İnce’nin; ülkenin sürüklendiği felaketin müsebbibi kapitalistlerden, kendilerine hizmette kusur etmeyen siyasi iktidara karşı “korkularını yenerek” harekete geçmesini istemesi trajiktir.

M.İnce, kendi korktuğu olgudan büyük sermaye sahiplerinin de korkacağını sanacak kadar cahildir.

Anlamak istemeyenler için yinelemek gerekirse; gerçekleşen krizin müsebbibi, sermaye sahipleri ve burjuva siyasi iktidar ortaklığıdır.

Siyasi iktidarla burjuva STK ları arasında, görünürde çelişki olsa da ortak gerçekleştirilen bir yürüyüş var; kader birliği var ve gerçekleşen kriz, bu ortak yürüyüşün getirdiği sonuçtur.

Kapitalist sisteme zarar verecek bir durumun ortaya çıkması olasılığı, Muharrem ince’nin aklını ve pratiğini nasıl biçimlendirdiyse; aynı neden burjuva sistemin organize gücü olan STK’ların da aklını ve pratiğini biçimlendirmektedir.

Tekelci burjuvazi ile siyasi iktidar arasındaki ilişkiyi kavramaktan uzak olanlar, Muharrem İnce’nin “çığlığına“ önem atfedebilirler; ama bilinci dumura uğramamış insanlar için durum sarih. İnce’nin çağrısının, kapitalist örgütler için “hoş seda” olmaktan öte bir anlamı yok.

krizin müsebbibi bellidir

İnce’nin “Onların ülke olarak karşı karşıya olduğumuz felaketle hiç mi ilgileri yok!” sorusu onun yüklediği anlam dışında yanıtlanması gereken bir sorudur?

Evet var! burjuvaların felaketle doğrudan ilgileri var.  Kapitalistlerin aşırı kar hırslarını dizginleyememek gibi bir yapısal karaktere sahip olmalarıyla krizin doğrudan ilgisi var. Kapitalistlerin daha da zenginleşmeleri için, kapitalist sistemin ayakta kalması için cansiperane çaba gösteren siyasi iktidarla, büyük burjuvazinin, halkı süründürmek pahasına kol kola yürümesinin bu krizle yakın ilgisi var.

Kuşkusuz hem siyasi iktidar ve hem de büyük burjuvazi; krizin “depremle” sonuçlanacağını önceden biliyordu ve 10 Ağustos tarihinden önce büyük sermaye durumun bilgisine vakıf olduğu için gerekli tedbirini aldı. Bu krizi kendi lehine kullanma araçlarına sahip tekelci burjuvazinin, batan şirketleri “ucuza kapatarak” ekonomik krizden,  daha zenginleşerek çıkacaktır. İşçilerin, emekçilerin örgütsüz ve dağınık durumunun, Tekelci burjuvazinin, “krizi fırsata çevirmesini” kolaylaştıracağı da bilinen bir gerçekliktir.

Kriz halkı vurdu

Başına gelecekleri bildiği halde kriz sürecinde tedbir alamayanlar ise orta ve küçük sermaye sahibi burjuvalar oldu; Ki güçleri tedbir almaya müsait olmadığı, ya da denilebilir ki, yapısal olarak büyük sermaye sahiplerine bağımlı olarak ayakta durabildikleri için krize karşı tedbir alma olanağından yoksundular. 2017 yılı içerisinde 20,000 i aşkın şirket ve 4oo,000’ni aşkın küçük esnaf iflas etti. Fabrikaların kapatılması nedeniyle 1,500,000’den fazla işçi işinden oldu. 2018 yılında da iflaslar sürdü ve hala sürüyor. Kuşkusuz küçük ve orta ölçekli üretim yapan bir çok fabrikanın kapatılması kaçınılmaz gerçekleşecek; milyonlarca işçi aç ve açıkta kalacak.

Küçük burjuvazinin iflası ve milyonlarca işçinin ailesiyle birlikte daha da yoksullaşarak mağdur olması ise büyük burjuvazinin ve siyasi iktidarın umurunda değil. Bu nedenle Muharrem İnce’nin sermaye örgütlerine yaptığı durum kurtarma çağrısı abesle iştigaldir.

Krizin asıl mağdurunun işçiler, köylüler ve küçük mülk sahipleri olduğu anlamda, çağrının; krizin faturası yüklenecek olan emekçilere yapılması gerekirken; Krizin yükünü işçilere, emekçilere yüklemek için siyasi iktidardan tedbir almasını isteyen ve işçilerin, emekçilerin “hak” mücadelesini engelleyen politikaları alkışlayan burjuvaziye karşı mücadeleyi vurgulayan bir çağrı olması gerekirken; M. İnce ve onun gibi düşünen burjuva siyasiler; “krizden kurtuluş” çağrısını emekçilere yapmaktan özellikle uzak durdular.

Burjuva muhalif siyasiler, ideologlar, halkın burjuvaziye karşı mücadelesi için çağrı yapmadılar, yapamazlar da. Aksine işçilerin, köylülerin, burjuvaziyle uzlaşması için çağrı yaptılar. Çünkü emekçilere dayanarak mücadele pratiğini gerçekleştirmek burjuva muhalif siyasilerin sınıfsal fıtratına aykırıdır. Burjuva siyasiler; her zaman, kapitalizmin getirdiği felaketlerin müsebbibi burjuvazi ile felaket mağduru emekçilerin, “gemiyi kurtarmak” noktasında birlikte hareket etmesi için çağrı yapmayı yükümlülük saydılar. Belli ölçüde çabaları başarılı oldu. Burjuva düzenin ayakçısı olan “İşçi sendikaları” öncülüğünde, kapitalist sistemi “ kurtarma derdine düşen” işçiler, burjuva sisteminin krizden kurtuluşunun tüm faturasını ödedi.

Burjuvazi kazanan ata oynar

Açıktır ki, Muharrem İnce’nin, seçim sonrası “Adam kazandı” sözüyle “oyuna” son noktayı koymasının nedeni; halkı siyasi iktidara karşı direnişe çağırmanın,“sınıfsal fıtratına” aykırı olmasıydı.

M İnce’nin, bir burjuva siyasetçisi olarak dün olduğu gibi bugün de burjuva örgütlere seslenmesi normaldir. M. İnce ve diğer burjuva politikacıların tüm çağrılarının, bilinçaltını biçimlendiren; “Ben iktidar sahibi olursam, kapitalizme öteki burjuva siyasilerden daha iyi hizmet ederim.” bireysel  çıkar güdüsüdür.

Ama kapitalist sistemin önemli bir kuralı var; burjuva sınıf “kaybeden ata” değil, kazanan ata oynar. Burjuvazi için belirleyici olan; atın, nasıl kazandığı değil, hangi koşullar altında olursa olsun kazanmış olduğudur. M. İnce’nin ve çoğu muhalif siyasetçinin anlamamak için özel çaba sarf ettiği gerçeklik budur.

Muharrem İnce “ Adam kazandı” dediği andan itibaren burjuva sistemin etkin bir aktörü olma şansını yitirdi.

İnce; “kazandı” diyerek “iktidarını” kabul ettiği adamın, “ülkenin dümenini felakete çevirdiğine” ilişkin eleştirisinin, tekelci kapitalistler nezdinde kıymeti olmadığını geç de olsa öğrenecektir.

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar