“Yetmez ama evet” şiarıyla AKP iktidarın ipine sarılan liberaller büyük tafrayla toplumun özgürlüğü uğruna ilkelerinden fedakarlık ettiklerini açıklamışlardı.

AKP iktidarının ilk döneminde liberaller, sözde “vesayete karşı mücadele” politikasının emireri oldular. Üstü ustaca örtülmüş gerekçeleri de vardı; AKP iktidarının icraatının kendi girişimleri lehinde olduğu kanaati, burjuva liberallerin hükümete destekçi olmalarına yetti.

Liberaller, ”bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ilkesinin hayat bulmasını; soluk alacakları bir dünyanın kurulması için gerekli görüyorlardı. AKP iktidarının devletçiliğe şiddetle karşı olduğu görüntüsü; küçük burjuvaların ruhunu okşadı ve bu görüntü özellikle liberallerin bedenini yeni iktidarın yoluna sermesi için gerekçe oldu.

Özgürlük  şemsiyesi altında yer tutan “yetmez ama evet” şövalyelerinin, devlet karşıtlığı aslında,” istediğini yapabilme özgürlüğü” idi. Liberallerin, demokrasi savunuları ise istediklerini yapabilme noktasında yönetenlerle eşit olma amacının ifadesiydi.

Liberaller, burjuva devleti reddetmediler ama devletin bireysel girişimciliğin önüne çıkmasından, kapitalizm tarihinin her aşamasında rahatsız oldular. Tüm ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de küçük burjuva liberallerin devlet karşıtlığı görünürde bir reddedişti.

Bu gerçekliğin bilinmesine karşın; liberallerin devletçilik karşıtı söylemi; zaman zaman bazı toplumsal kesimler için cazibe oluşturuyordu.

Yine öyle oldu.

Hemen her dönemde burjuva saflarından çıkan anti devletçi muhalif damarı önemseyen Sosyalistler ve Kürt Özgürlükçüler, liberallerin özgürlük çağrısını da önemsediler ve liberallerin anti devletçi harekatına katıldılar.

Sosyalistlerin ve Kürtlerin, devlet karşıtı söyleme sahip kesimleri siyasi iktidara karşı kullanma hevesi; burjuva liberallerin başlattığı hareketin peşine takılmalarının esas gerekçesiydi. Liberalleri burjuva saflarındaki ajan yapma hesabıyla harekete geçen sosyalistler ve Kürt özgürlükçüler, ideolojik/siyasi zeminde liberalleri öne çıkartacak hamleler yaptılar. Liberalleri aydın ilan ederek muhalif kitlenin sempatisini kazanmaları için onlara politik katkı vermekte bu hamlenin parçasıydı.

LİBERALLERİN AKP AŞKI

Kuşkusuz Sosyalistlerin ve Kürt ulusalcıların liberallerle teması AKP hükümetinin gözünden kaçmadı. Sosyalistlerin ve özellikle Kürt siyasileri nezdinde itibar gören liberal kimlikleri Truva atı olarak kullanabilme olanağı bulduğu hesabıyla AKP önderliği de burjuva liberallerle dirsek temasını güçlendirdi.

Yetmez ama evet bayrağıyla yola düşen tüm liberaller; AKP’nin devlet karşıtlığını kendi amaçlarını gerçekleştirmeğe yetmediğini ama ilk adım olarak yeterli saydıklarını açıkladılar. O dönemde burjuva basın tarafından egosu şişirilen liberalizmin şövalyesi baylar/bayanlar, televizyon ve gazete köşelerinde afili kavram ve sözlerle “devletçilik arkasında sürüklenen” halkı, ezik ilan ederek epeyce patakladılar. İlginçtir ki Tekçi ve mutlak iktidar yolundaki AKP Hükümetinin destekçisi bu baylar/bayanlar, “demokrat ve özgürlükçü” olduklarını ilan etmişlerdi.

“Aydın” etiketini yakalarına takan liberaller ve artıcısı sosyalistler, Kürt ulusalcılar siyasi iktidarın sınırlarını belirlediği sahnede boy gösterdiler.

AKP hükümeti kendi varoluşunu sağlamlaştırmak için ilk dönemde devlet karşıtı adımlar attı. Pratikte devlet karşıtlığının anlamı, küçük, orta, büyük girişimcinin devlet kural ve yasaları takmaksızın hareket etmesiydi. Örneğin yandaş girişimcilerin imar yasasına uymaması, Belediyeler kanunun hiçe sayması, fabrikasını istediği yere yapması, devlet bankalarından kredi musluğundan payına düşeni alması, istediği yerde rant elde etme özgürlüğüne sahip olması gibi.

Ethen Mahpuçyan liberallerin esas amacını şu cümleyle özetledi; “Bir işadamının servetini demokratlaşma ve özgürleşme gibi amaçlara hasretmesi dünyanın hiçbir yanında kolay değil. Bu tür ‘hevesler’ kişiyi hem kendi camiası içinde hem de devlet nezdinde tehlikeli kıldığı ölçüde, ticari faaliyetinin de baltalanmasına neden olur. Ne var ki [George] Soros bir Macar göçmeni… Geldiği dünyanın bütün aksaklıklarını bilme yanında, şimdi içinde yaşadığı dünyanın zafiyetinin de farkında. Belki de hayat ona hayatın anlamını bilme fırsatını daha çok tanıdığı için, o da bu bilgiyi hayatı değiştirmeyi hedefleyen bir cesaretle kullanabilmekte.” [1]

Küçük ve orta burjuvazi eylemlerini gerçekleştirirken yasal engelleri aşmak için toplumun değerlerini kullandı. Eğitim, kültür gibi değerler kullanılarak kurulan vakıf, dernek aracılığıyla çok sayıda kamu arazisi gasp edildi.

Liberaller; AKP iktidarının yandaş tarikat mensuplarına açtığı gedikten içeri girdi. Liberallerin aynı gedikten giren Fetullahçılarla temas kurmaları da bu süreçte gerçekleşti.

Burjuva liberaller, rant hürriyetini kullanma sürecinde yol alırken aynı gasp hürriyetini kullanan Fetullahçılarla tanışmaları kaçınılmazdı..

AKP iktidarı sayesinde, “Devletin mali deniz yemeyen keriz! ” sözlerinin gereğini yapan tarikatlarla aynı yolun yolcusu birçok özgürlükçü birey ve grupta bu sözlere anlam katacak eylemi lokal formda gerçekleştirdi.

Kuşkusuz burjuva liberallerin bazıları iktisadi girişimci olmadılar ama onlar ideolojik siyasi sahnede rol kapma amaçlarını gerçekleştirdiler. E. Mahpuçyan bu rolü “bilgiyi hayatı değiştirmeyi hedefleyen bir cesaretle kullanabilmek” olarak açıklıyordu.

KİM KİMİ KULLANDI

Her iki taraf da burjuva liberalleri kullanma hesabı içerisinde iken Liberaller de hesapsız değildi. Liberaller bu süreçte, sosyalistlerin ve Kürtlerin desteğini AKP nezdinde itibar edinmenin aracı kılarken; AKP iktidarıyla dirsek teması sayesinde de özel girişimciliklerini gerçekleştirme olanaklarına sahip olmuşlardı.

Liberalleri kullanma aşkıyla yanıp tutuşan sosyalistlerin ve Kürt özgürlükçülerin bir kısmı yürüyüşün AKP ye açılan kapısından içeri daldı ve AKP’nin kendilerine açtığı kucağa oturdu.

Kuşkusuz bu süreçte bazı sosyalist kimlikler de kucağa oturmadan AKP iktidarına katkılarını sundular. AKP iktidarına desteğini açıklamaktan çekinip utangaç şekilde AKP hükümetine “hayırhah” destek sunan “sosyalistler” de bu süreçte en az kucağa oturanlar kadar AKP kadrolarının iltifatına nail oldular.

AKP iktidarıyla temas iyodu açığa çıkardı. Burjuva liberallerin ve onların ardına takılan sosyalistlerin, özgürlükçü Kürtlerin de asıl derdinin halkın özgürlüğü olmadığı açığa çıktı. Küçük burjuvaların asıl derdi bireysel özgürlüklerini olabildiğince kullanabilmek için gereken erki edinmekti. AKP iktidarı, istedikleri statüyü sununca burjuva ve sosyalist liberallerin “halkçı” yağları eridi ve siyasi iktidara tam anlamıyla teslim oldular.

Ancak teslim olurken dahi cafcaflı özgürlük laflarına sarılmaktan vazgeçmediler.

Herkes durumdan hoşnuttu.

Gasp kervanında birlikte yürüyenler; AKP iktidarının sağladığı olanakları özgürce kullanarak heybelerini tepe tepe doldurdular.

Ancak gün dönmüş, AKP devlet olmuş ve Recep Tayyip Erdoğan “devletçilerden” daha devletçi olmuştu.

RTE “İktidar benimse mülk benim” deyince kıyamet koptu.

Kavga büyüdü. Dün dost olanlar pasta tükenince hasım oldular.

AKP ve FETÖ kavgası, burjuva ve sosyalist liberaller cephesinde de çatlak oluşturdu.

Saflar belli olmuştu. Burjuva ve sosyalist liberaller de AKP ve FETÖ saflarında yer alarak “saf” belirlediler.

Tüm olup bitene rağmen liberallerin kibri akıllarını yönetiyordu. Tükürdüklerini yalamaktansa, herkes yer tuttuğu cenahta; kimisi AKP iktidarının ve kimisi ise FETÖ’nün kılıcını sallamayı sürdürdü.

Bu süreçte FETÖ ile dirsek teması olan burjuva /sosyalist liberaller ve Kürt özgürlükçüler çatışmanın yarattığı yıkıntının altında kaldı. Çoğunluğu sesini kesip köşelerine çekildi.

AKP’nin 12 yıllık hükümet etme süreci sonunda gerçek niyetinin ortaya çıkmasına karşın; AKP cephesinde kıyam hareketini aşkla sürdüren “Yetmez ama evet” şövalyeleri , tavırlarının doğru olduğunu ısrarla tekrarladılar.

“Tabii ki ‘Yetmez ama evet’ diyecektim. Ben doğrusunu yaptığıma inanıyorum. Bugün olsa bugün de aynısını derim. İnsan haklarını ayaklar altına alan saçma sapan bir sistem vardı… Ülkeyi bir iç savaşa sürükleyecek kadar saçma… ‘Yetmez ama evet’ diyerek belki de ülkeyi bir iç savaştan kurtardım! Sistem değişmeliydi,” [2]

Minareyi çalan kılıfını hazırlar misali, Burjuva liberaller, durumu izah ederken; “ ülkeyi bir iç savaştan kurtardım “ türü uydurma, cafcaflı savlara sarıldılar.

Bu hafifmeşrep eylem sürecinde liberaller, AKP iktidarını despot gören karşıtlarına saldırılarını öfkeyle sürdürmekten geri kalmadılar.

AKP iktidarı, eskisinden daha despot devlet kurarak , “rejim değişti” iddiasının altını doldurmasına karşın; küçük burjuva liberaller, AKP’nin “ devlet olamadığı” yalanını “özel” vesilelerle ısıtıp önümüze koydular.

“Şirince hadiselerinde hükümetin ve AKP’nin tavrı baştan beri genellikle olumlu idi. Kalıcı çözüme yönelik bir irade koyamadılar veya koymak istemediler gerçi; ama bürokrasi kaynaklı hücumları birçok kez yumuşattılar, ciddi birkaç saldırıyı önlediler, kısık sesle de olsa zaman zaman bizi teşvik ve tebrik ettiler. İnkâr etmek nankörlük olur. Hayır, şu ana kadar en ufak bir maddi veya siyasi menfaat ilişkimiz söz konusu olmadı: aksini iddia veya ima eden namerttir. Ali’nin de benim de partiye muhalif ve onun temsil ettiği değerlere çok uzak insanlar olduğumuzu gayet iyi biliyorlar. İsteseler ezip geçerlerdi. Yapmadılar. Karşılığında (bizim farkına vardığımız) hiçbir talepleri de olmadı. En namussuzca saldırılar, en çirkin hakaretler her zaman diğer cihetten geldi. Ne kadarı yerel bürokrasinin içgüdüsel nefretiydi, ne kadarı TC devletinin azınlıklar politikasını belirleyen derin mihrakların eseriydi, kesin bilmek mümkün değil. Fakat tüm belirtiler, şaşmaz bir şekilde, ikinci ihtimale işaret ediyor. Nişanyan Evleri’ni ölümcül bir nefretle yok etmeye çalışırlarken Matematik Köyü’ne dokunmamalarının sebebi de, sanmam ki Ali’nin benden birazcık daha diplomatik bir yol izlemesi olsun. Soyadında “yan” olsaydı görürdük olanları.” [3]

Nişanyan bir konuda haksız sayılmaz. AKP siyasası, bürokrasisi de girişimcilerin özgürlüğüne karşı çıkmadı; çıkmıyor da. Bürokraside rüşvet ( pardon hediye) çarkının dönmesi sayesinde sermaye işini yürütüyor ve arzuladığı kamu malını götürüyor.

Ancak Nişanyan’ın imar yasasına aykırı iş yapmasının  AKP tarafından engellenmemesinde “rüşvetin” olmaması normaldi. Kuşkusuz bazı durumlarda ideolojik politik destek, maddi katkıdan daha önemli rüşvettir.

Halkı yönetecekleri güruh sayan burjuva ve sosyalist liberallerin toplumcu oldukları savı büyük bir yalandır. Onlar, çıkarları olmasa yaralı parmağa işemez vasfa sahiptirler. Burjuva ve sosyalist liberallerin önemsediği yalnızca kendi özgürlüklerini olabildiğince kullanmalarıdır. Kendileri dışındaki insanların özgürlüğü umurlarında değildir. Onların “kurtarıcılığına” sığınan ve onların öncü ulviliğini kabul eden halktır onlar için mubah olan.

Daha ötesini RECEP Tayyip Erdoğan açıkladı; “ OHAL sayesinde iş adamları rahatladı. “

Reis, devlet olmuş; tek başına ülkeyi yönetiyor. Ordu, yargı, bürokrasi RTE’nin akşam verdiği emri sabah geciktirmeksizin yerine getiriyor. Ama liberal aymazlar diyor ki; AKP yönetimi bir şey yapmıyor; yapan/eden devlettir.

AKP borazancılarından biri diyor ki “biz yeni devlet kurduk; Kurucu başı da Erdoğan’dır”

Yani adamlar diyor ki; “Kemalist devleti yıktık, yeni devlet kurduk.”

Liberaller ısrarla tekrar ediyor; “Bize engel olan; Kemalist devlet zihniyetine sahip bürokrasi.”

AKP Hükümetinin mutlak emir eri, bürokrasinin, yargının toplumsal hayattaki baskın ve yönlendirici/dayatıcı pratiğini  görmezden gelenler; sanki başka bir “devlet” varmış gibi göstererek suçu onun üzerine yıkmakta mahirler.

Hatta bu sözde devlet düşmanlığı; faşist ve dinci güruhun gerçekleştirdiği katliamları dahi “devlet yaptı” diyerek failleri aklamanın gerekçesi oldu.

Kuşkusuz toplumsal durumu düzenleyici olarak devletin toplumsal vakalardan sorumlu olduğu açıktır. Ancak devletin karakteri ve zorba niteliği; faşist ve dinci güruhun katliamları gerçekleştiren katiller sürüsü olduğu gerçeğinin üzerini örtemez. Bu örtme işini yapanlar, katliamları gerçekleştiren faşist ve dinci güruh sayesinde iktidar olan ve iktidarını sürdürenlerin gemisinde yolculuk ediyor demektir.

LİBERALLERİN POLİTİK SEFALETİ

Yıllardır AKP kadroları, hükümet olduklarını ama iktidar olamadıklarını söylediler ve hala bu zırvayı dillendiriyorlar. AKP şürekası, tam iktidar olmak için “tek adam iktidarının” kurulması gerektiğinden dem vuruyor.

“Yetmez ama evet” bayraktarlığını sürdürenler, hala Tayyip Erdoğan’ın mutlak hükümran olma yürüyüşünün destekçisi olmaktan vazgeçmediler.

AKP lideri RTE ye destek için liberaller olağanüstü çabayla akıl zoru düşünce üretiyorlar.

Sevan Nişanyan; “15 temmuz darbe girişiminin bir oyun olduğunu” açıkladıktan sonra, Oyunda RTE’nin rolünü saptarken külyutmaz bir dedektif tarzıyla açıklıyor;

Ha, bu planın ne kadarı RTE’nindir, ne kadarı başkalarınca yapıldı, o henüz meçhul. Beş on sene içinde anlaşılır. Benim tahminim, kendisine ve ailesine dokunulmaması karşılığında bu oyunda yer almayı kabul etti.”[4]

RT. Erdoğan’ı aklama çabasının bu noktaya ulaşması; aklını iktidarın hizmetine veren küçük burjuva liberallerin politik sefaletine örnektir.

Burjuva liberaller, her   durumda AKP iktidarını aklama işinde özgür akla sahipler. . Küçük burjuva liberaller, AKP ‘yi aklamak için her çetrefilli olayı hayali aygıtlara yükleme ve AKP karşıtlarını “ bir kaşık suda boğma“ girişimine katkı sunma konusunda özgürlükçüdür. İktidar karşıtlarının kendilerini ifade etme ve en azından saldırılara yanıt verme hakkını reddeden burjuva liberaller, iktidar karşıtlarını “devletçi” diye damgalayarak yermekte de ustalaştılar

Bugün, artık “RTE karşıtı olduklarını” ilan eden sosyalist liberallerin bilinen taktiği ise; bulundukları noktadan; gerçek anlamda demokrat ve özgürlükçülere saldırı kampanyalarına güç katmak.

Burjuva liberallerin anti devletçi salvolarının artçısı sosyalistler; bugün, neo faşist ilan ettikleri AKP iktidarına eleştiri yöneltirken eski huylarını terk etmediler ve öncelikli olarak iktidar karşıtı cepheyi yerin dibine sokma işini başarıyla gerçekleştiriyorlar. Bu taktikle sosyalist liberaller, dün olduğu gibi bugün de Recep Tayyip Erdoğan’ın parlamenter sistemi yıkma isteğinin hıkçısı rolünün gereğini yapıyorlar.

Öte yandan AKP iktidarının, anti-devletçi yalanına kanarak utangaç şekilde burjuva liberallerle dirsek temasına geçen “sosyalistler” de; AKP iktidarının gerçekliğine ayıkınca, rotayı 180 derece kırıp, burunlarından kıl aldırmaksızın yeni döneme uyum sağladılar. Bu sosyalist kimlikler, Dün kendilerini AKP iktidarının hedefine ve sınıf karakterine karşı uyaranları dahi geride bırakarak bugün, “Neo faşist tırmanışı durdurmak” için harekete geçip uyarıcı kahraman rolünde reçete önermekte gecikmediler.

Yeni duruma ayak uyduran; Burjuva ve sosyalist liberaller, radikal görünmek için özel çaba sarf ederlerken AKP iktidarının karakterini biçimlendiren unsurun, İslam dininin tekçi (şefçi/ tek adamcı) ve mutlakçı niteliğinin olduğunu vurgulamaktan uzak duruyorlar. Liberallerin, meselenin bu yanını gözden uzak tutması; AKP iktidarına karşı duruşu zaafa uğratmak istencinin ifadesidir. AKP iktidarına örtülü desteğin bir göstergesi de budur

Liberallerin dün olduğu gibi bugün de örtülü yada açık biçimde AKP iktidarının yanında olmalarının gerekçesi; siyasi iktidarın, hala onların yollarını açma gücünü elinde tutuyor olmasıdır. AKP iktidarı bittiği anda tüm liberallerin AKP muhabbeti bitecek ve gemiyi ilk terk edenlerin başında olacaklardır. Bu hafifmeşrep tavır liberallerin sınıf karakterleri gereğidir.

Hükümran takımın algı yönetimine boyun eğenler ile doğrudan diktatöre yandaş olanlar arasındaki fark; yandaşların, dikta hükümetinin kendilerine sağladığı maddi / psikolojik getiri nedeniyle diktatörün “kıçının kılı” olduğunu açıkça dile getirmeleri; Ötekilerin ise egemen siyasanın sağladığı yaşam biçiminden rahatsız olmadığı halde, bu durumu, yakasına taktığı “demokratlık”, “özgürlük” yaftasına ters düşmemek adına “açıkça” ifade etmekten kaçmasıdır.

Sistem içi bir çatışma da, “keskin/aykırı duruş” gösterdiği yanılsamasıyla “nötr” kalarak, aslında güçlü olan diktatörün örtülü taraftarı olan, ama bu konumunu açıklama cüretinden yoksun sözde “özgürlükçüler”; egemen siyasanın boynuna taktığı halkasıyla övünen kölelerden daha kötü vasıfta ve durumdadırlar.

BABÜR PINAR

 

 

[1] [ Etyen Mahçupyan, “Bu Adamı Beğeniyorum Vesselam”, Zaman… http://derinsular.com/ )

[2] (“Ali Nesin: Yetmez Ama Evet Diyerek Belki de Ülkeyi Bir İç”, Birgün, 4 Haziran 2017… http://www.birgun.net/haber-detay/ali-nesin-yetmez-ama-evet-diyerek-belki-de-ulkeyi-bir-ic-savastan-kurtardim-162764.html)

[3] (Sevan Nişanyan) / 1 Ağustos.2017 tarihli Facebook mesajı

[4] Sevan Nişanyan/ 4.Eylül.2017 tarihli facebook mesajı.

Pin It on Pinterest