Adam suçüstü yakalanmış. Tipik bir lümpen gibi kıvırtıyor.
Ona diyorlar ki, sen „Man“ adında, Türkiye’de hiç kimsenin bilmediği küçük bir ada devletinde yakınların aracılığı ile dümen döndürüyorsun.
Yakayı ele vermiş ya, kıvırtacak.
„Benim yurtdışında bir kuruşum olduğunu söyle istifa edeyim…“

Ne demek bu?

Şu demek: Elindeki muazzam devlet imkanlarını kullanarak „vergi kaçırma devletlerinde“ dümen üstüne dümen çevirtmiş. Ama paraları kendi üstüne almamış…

Paralar kimin üstünde?

Dünür’ün.

Dünür’den yakını mı olurmuş?

Başka?

Oğlu’nun… Eniştenin… Kalem müdürünün…

Kendisinin değilmiş. Bunlarınmış…

Halk Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı belgelerden sonra şöyle konuşuyor:

„Bu Erdoğan ‘FETÖ’cü’ diye hapse attığı polislerin, subayların eşlerini de tutuklatıyor. Polislerin, subayların eşleri elleri kelepçeli, kucaklarında bebeleri hapse tıkılıyor.

Neden?

„FETO’cünün yakını…“

„FETÖ’cü“ dediğinin yakını otomatikman „FETÖ“cü oluyor da, senin yakının neden senin suç ortağın olmuyor?

Halk bunu soruyor.

Az sonra Zarrab konuşacak. Daha şimdiden, konu şu ya da bu kişinin kişisel suçu olmaktan çıktı. Halk Bankası Genel Müdür Yardımcısının „kişisel bir yolsuzluğu“ yok. O, „kurumsal suçun“ altına imza atmış. Halk Bankası kime bağlı? O sırada Başbakan olan Erdoğan’a…

Şimdi Erdoğan yine kıvıracak: „Halk Bankasının yolsuzluk, hırsızlık, kara para aklama, ambargo delme, İran üzerinden terör örgütlerine para aktarma kağıtlarının bir tekinin altında imzam varsa ben alçağım, istifa ederim…“

Sana bağlı olanların imzası var deseniz, yine boynunu bükecek. Allah affetsin, yakınlarım yine beni kandırdı diyecek.

Gülen kandırmış. Davutoğlu kandırmış. İstanbul’a ihanet edenler kandırmış. Dünür kandırmış, enişte kandırmış, oğul kandırmış, kalem müdürü kandırmış, Halk Bankasında kendisine bağlı yetkililer kandırmış…

Şimdi yakasını işte böyle kurtarmaya çalışıyor.

Türkiye Erdoğan yüzünden ölümcül bir anafora kapıldı. Çıkış yok. Ya Türkiye kendisini Erdoğan’dan kurtaracak ya da onunla birlikte anaforun karanlık derinliklerinde kaybolacak.

Şu oyuna bakın siz?

Sanırsınız birileri Türkiye’ye karşı „balistik füze“ saldırısı yapmak üzere. Sanırsınız ki, ABD ve NATO’da bu saldırılar karşısında zavallı Erdoğan’ı yalnız bırakmış.

Siz böyle sandırıldığınız için, Erdoğan kendi suçlarını örtmek ve yakasını kurtarmak için içeride hasımlarını hapse atıyor, dışarıda kendisini suçlayan devletlere şantaj yapıyor.

Ne oluyor?

Erdoğan Zarrab işinden sıyrılabilmek için Rusya’yla, bir NATO ülkesi için çok tehlikeli oyunlara girişiyor, S.400 hava savunma sistemini bu şantaj amacıyla satın alıyor.

Malum, S.400 Türkiye’nin tepesinde uçuşacak tek bir Rus kuşunu bile tanıyamaz, Rusya’ya ait ne uçakları, ne de füzeleri vurabilir. Rusya’nın S.400’ü NATO uçaklarını ve füzelerini tanır.

Olan bu: Türkiye aslında NATO’ya karşı „silahlanıyor.“

Keyfi bilir. Biz eski NATO karşıtları durumu gülerek izleriz. Ama şunu da biliriz: Bu macera tüm Türkiye’yi, Kürdistan’ı tehlikeye sokuyor. Rusya’dan alınacak S.400’lerle ABD’yi teslim alamazsın. Alınsaydı, o füzelerin sahibi Rusya çoktan Washington’a Rus bayrağını dikerdi. Ama bu macera sonunda Türkiye yangın yerine döner.

Erdoğan, ayakta kalabilmek için hasımlarını içeride hapse atıyor; eski müttefiklerine dışarıda şantaj yapıyor ve aynı zamanda hiç birimizin duymadığı bir küçücük ada devleti „MAN’da“ paraları istifliyor.

Neden?

Çünkü Türkiye yanarken o kaçacak. Sarayın altı dehlizlerle dolu. Zırhlı araçlar hizmetinde. Gizli çıkış noktaları kamufle edilmiş. Saray’da Anında havalanacak uçakları var. Helikopterler 24 saat onun emrinde uçmaya hazır. Generalleri huzura aldığı zaman silahsızlandırıyor, silahlarının şarjörlerini, polislerine boşalttırıyor. Generallerini polis gözetimine almış.

Devlet bir çetenin eline geçti. Çoluğu çocuğu, dünürü, eniştesi, takımı taklavatıyla Erdoğan çevresinde bir suç ortakları güruhu örgütledi. Bunlar Erdoğan giderse biz de gideriz korkusuyla suç üstüne suç işlemek zorundalar.

Tehlike açık: Erdoğan baskıyı arttıracak. Tek bir kararname ile CHP’yi bile kapatabilir. Seçim filan yapmaz.

O nedenle CHP, Muharrem İnce’nin dediği gibi „HDP’yle yan yana görünmemek“ için boşuna enerji harcamamalı. „Yanyana görünürsem oy kaybederim“ saçmalığını bir yana bırakmalı. Sorun „oy kaybı“ değil. Ülkenin kaybı.

Ve seçimlerden önce „oya değil güce“ ihtiyaç var.

O güç nerede?

Ege’nin ve Kürdistan’ın halkında.

VEYSİ SARISÖZEN

 

KAYNAK : ÖZGÜR POLİTİKA