“İnsan hayata iki anlam yükler;
biri ağlarken, diğeri gülerken.”[1]

Sennur Sezer, “Mizah, her şeye dokunur,” derken; Aziz Nesin, “Mizah ciddi bir iştir!”; Cihan Demirci, de “Mizah bu akla ziyan ülkeye dayanma gücümdür!” diye eklerken; neyin ne olduğunu gayet iyi betimlerler…

Çünkü Rabelais’nin, “Gülümsemek insana mahsustur”; Edward de Bono’nun, “Mizah insan beyninin açık arayla en önemli etkinliğidir”; Mark Twain’in, “İnsanlığın tek bir etkili silahı vardır. Kahkaha”; Romain Gary’in, “Mizah vakarın onaylanmasıdır, insanın başına gelenler karşısındaki üstünlüğünün ilanıdır”; Mark Twain’in, “Mizah duyarlığından yoksun bir insan yaysız bir arabaya benzer. Yoluna çıkan minicik taşlarda bile sarsılır”; Georg Lichtenberg’in, “İnsanın karakterini hiçbir şey gücendiği şaka kadar açık seçik ortaya koyamaz”; Frank Moore Colby’nin, “İnsanlar ihanet ettiklerini, cinayet işlediklerini, hırsızlık yaptıklarını, takma diş ya da peruk kullandıklarını itiraf edebilirler. Ama mizah duyarlığından yoksun olduğunu kaç kişi kabullenebilir ki?”; Lewis Mumford’un, “Mizah, kendimizi dünyanın gülünçlüklerine karşı onları alaya alarak savunmanın bir yoludur”; Sidonie-Gabrielle Colette’in, “Mizahsız bir hayat hayatta çekilmez”; James Thurber’in, “Mizah ciddi bir şeydir. Bana sorarsanız, ne pahasına olursa olsun korunması gereken en büyük ve en eski doğal kaynaklarımızdan biridir”; Konrad Lorenz’in, “Mizah ve bilgi, uygarlığımızın iki büyük umududur”; Mohandas Karamçand Gandhi’nin, “Mizah duyarlığından yoksun olsaydım, şimdiye kadar çoktan intihar ederdim”; Pierre Beaumarchais’nin, “Her şeye gülüyorum, ağlamaktan korktuğum için,” notunu düştükleri mizah, toplumsal gerçekliğe gülünç, sıradışı, eğlenceli bir dille aktaran yaklaşımın adıdır…
Mizah, güldürürken sorgular ve bazen de düzenin kurallarını tiye alır. Mizahla yaşamın sınırlarının dışına çıkılır. Mizahın baskı altındaki toplumlarda oluşan korku, kaygı ve gerilimleri giderici, özgürleştirici bir işlevi de mevcuttur. Mizah toplumlara ve bireylere özgür bir yaşam sunar. Tüm baskılar gülünç duruma getirilerek, toplum bir nebze de olsa, o anda özgürlüğü yaşar. Mizahla büyüyen nesillerin yaratacağı yaşamda; bireyler yaşamın nesnesi değil, öznesi olacaklardır. Mizah; bireylere, olaylara tek yönlü bakmamaları gerektiğini, farklı bakış açılarının da değerli olduğunu öğretir. Bu anlayış da toplumun demokratikleşmesine ve özgürleşmesine büyük bir katkı sağlar.
Barry Sanders, ‘Kahkahanın Zaferi’ başlıklı yapıtında kuralın olmadığı bütünsel özgürlük hissinin ancak gülme eyleminde gerçekleşebileceğini ifade eder.
Ancak bu kadar da değil. “Mizah bir çıkış, tünelin sonundaki ışık”ken;[2] “Cesur olmayan mizah olsa olsa eğlenceliktir.”[3]
Ve Emrah Serbes’in ifadesiyle, “Mizahçı dediğin iktidara muhalif olur, yandaş değil” ve ekler Çetin Altan da: “Bir toplumda mizah varsa korkmayın, o toplum yaşar. Ama zekâsı bir tür damar sertleşmesine uğramış, mizah yaratamayan bir toplum hâline dönüşüyorsanız korkun. Mizahsız bir toplum esnekliğini kaybeder ve bazen çok acı biçimde kırılır.”
* * * * *
Aşkın Ayrancıoğlu’nun, “Bir eylemdir” olarak nitelediği karikatür,[4] “Gülmekten başka bir şey yapmayan sanattır. Bize bir anlamı tam bir yetkinlikte sunan her şey, her yeni şey sanattır. Sanat duygusallığın ve düşünselliğin tam bir bütünsellikte açımlandığı yerdir.
Karikatür çizenin birinci işi güldürmek değildir, o kişi birilerini ne yapıp yapıp güldürmek amacıyla çizmez. O yalnızca bir durumu belirlemektedir ki güldüren de işte budur, bu durumdur. Karikatür çizen kişi yalnızca bir çelişkiyi ortaya koymaktadır. Gülme bir sonuç olarak kendini gösterir, bir gereksinim olarak kendini göstermeden birdenbire gerçekleşir…
Bizi güldüren çelişkilerdir. İğne deliğinden geçmeye çalışan bir fil de, bir file batmış olan incecik bir iğne de bizi güldürür. Çölde zengin sofra düşlemleri kuran aç ve susuz adamın durumu da gülünçtür…
Hiçbir sanat, komedi sanatı da, karikatür sanatı kadar dolaysız değildir bu güldürme işinde. Karikatür gidimli düşünceye değil, tam tamına Descartes’çı anlamda anlık sezgiye açıktır. Birden bakar ve çelişkiyi görürsünüz. Karikatür sanatçısı bir vuruşta felsefe yapar.[5] Anlık sezgi böylece karikatürün temel niteliği olur… Karikatür özdeyiş gibidir, bir anlatır ama tam anlatır.”[6]
* * * * *
“Karikatür” deyip geçmeyin! Onun tarihi bizleri on binlerce yıl öncesine, mağara duvarlarındaki çizimlere kadar götürür. Taş, vazo, duvar, deri üzerine yapılan çizimler daha sonraları modern biçimler aldı. İnsanın söyleyeceğini en kısa ve en çarpıcı biçimde çekinmeden söylemesi karikatürü güçlü kıldı. İşçi sınıfının uyanış, başkaldırı ve iktidarı kendi eline alma yürüyüşünde adımların hızla atıldığı yıllarsa, daha özgün derslerle dolu. Bu yılların birikimi olan kültürel-sanatsal birikim hâlâ güncelliğini koruyor. Alman işçi sınıfının tarih sahnesindeki yerini geç almış olmasına rağmen teorik, pratik ve kültürel-sanatsal açıdan deney/birikim hazinesi oldukça dolu. İşte bunlardan biri de, Almanya’da sosyalizm mücadelesi ve karikatürlerin (karikatüristlerin) kavgada tuttukları yer.
1800’lü yılların başı, İngiltere, Fransa başta olmak üzere işçi sınıfı mücadelesinin şahlanış yıllarıydı. Hemen herkes işçilerin çok ağır yaşam şartlarından, egemen sınıfların, sınır tanımaz azgın sömürü koşullarından ve baskılarından söz ediyor; ufukta ise özgürlük, eşitlik, insan hakları ve sosyalizm güneşi görülüyordu. Çıkarılan her gazetede, dağıtılan bildirilerde, çekilen fotoğraflarda ve çizilen karikatürlerde bu ve konular işleniyordu.
1848 Devriminden sonra ise edebiyat ve sanatta sosyalizmin etkisi daha da belirginleşti. Bu dönem, kendini komünist olarak gören, sempati duyan, işçi sınıfı ve ezilenlerin davasında saf tutanların çoğaldığı yıllardı.
Sosyalist düşüncelerin sanat ve edebiyatta ağırlık kazanmaya başladığı bu yıllar, eleştirinin mizahla birleştiği karikatür sanatının da büyük ilgi gördüğü yıllar oldu. 1870’lerden itibaren ise Almanya’da, işçi sınıfı davasını konu edinen yüzlerce karikatür çizilir. Çizimlerin dile getirdiği gerçekler işçiler ve emekçiler arasında kışkırtıcı ve kendi sınıfının mücadele bayrağı altında birleştirici bir rol oynar. Egemen sınıflar gelişmelerden rahatsızlık duymaya başlarlar. Almanya Şansölyesi Bismark, bu rahatsızlığı, “antisosyalist yasa” çıkararak, sosyalizmin propagandasını yasaklamaya kadar götürür. Tutuklamalar, sansürler ve sürgünler dönemi başlar. Partiler ve dernekler kapatılır.
Sosyalizm fikrine ve sosyalistlere yönelik bu baskı döneminin sonuçlarından biri de, karikatür sanatının daha da ustalaşarak gelişmesi oldu.
XIX. yüzyılın sonlarında sosyalizm yanlısı dergilerle, sosyalizm karşıtı dergiler arasındaki temel fark; sosyalist sanatçıların, sanat için sanat demeden, toplumsal sorunlarla ve konularla iç içe olmalarıydı. Kimileri zaman zaman bu yaklaşımı kaba olarak görüyor, küçümsüyordu belki ama sosyalist karikatüristler bu tür eleştirilere rağmen gerçeklerden ve ezilenlerden yana sanatta ısrarlıydılar. Bu ısrarları sonucunda da, karikatürlerinin etkisi gün geçtikçe artıyordu. Tabii ki dünyada olup bitenler sanata yansımamazlık edemezdi. Sosyalizm mücadelesinde saf tutanlar arasındaki tartışmalar, sosyal demokratlar ve oportünistlerin tutumları da çizgilerde vücut buldu.
Örneğin, Rosa Luxemburg ve Karl Liebnecht’in savaş karşıtı tutumları, emperyalist savaşta ölen insanlar… Örneğin, Alman sermayesinin faşist Hitler’e verdiği destek veya Sovyet Devrimi’ni yansıtan çizimler. Barış, açlık, kadınlar… Yani, insana ve geleceğe dair ne varsa karikatür çizimlerinde görmek mümkündür.[7]
* * * * *
Ya coğrafyamız mı?[8]
Bu topraklardaki ilk Türkçe mizah dergisi ‘Diyojen’di. Teodor Kasap tarafından yayınlanıyordu. Saray’ın emriyle yasaklandı, 1873’te kapatıldı. Teodor pes etmedi, ‘Diyojen’ kapatılınca ‘Çıngıraklı’yı çıkardı. O da kapatılınca ‘Hayal’i çıkardı. O da kapatılınca ‘İstikbal’i çıkardı. Baktılar ki, adam olmaya niyeti yok. Teodor’u kapattılar! Tutuklayıp, hapse attılar. Yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. (İlk karikatüristimiz… Hapse girmesine sebep olan imzasız karikatüründe, Karagöz’le Hacivat’ı çizmişti. Karagöz’ün eli ayağı prangalıydı. Hacivat “nedir bu hâlin?” diye soruyor, Karagöz de “kanun çerçevesinde özgürlük” diyordu. Bunu çizdiği için üç sene yattı.)
Mizah bayrağını Jön Türkler devraldı. ‘Dolap’, ‘Beberuhi’, ‘Pinti’, ‘Tokmak’ gibi dergileri çıkardılar. Ama, Londra’da, Cenevre’de çıkardılar. Çünkü sürgündeydiler. Memlekete adım atmaları bile yasaktı. Zat-ı şahane Abdülhamid efendi döneminde, karikatür büyük suçtu. ‘Tokmak’ın ilk sayısındaki başyazısı, bu acıklı durumu şöyle izah ediyordu: “Dergimizden mizah beklemek, boşunadır, dergimizi ancak ‘hüngür hüngür gülmek’ deyimi açıklayabilir.”
Cumhuriyet döneminin mizahı, ‘Markopaşa dergisiyle başladı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rıfat Ilgaz, Mim Uykusuz tarafından çıkarılıyordu. Habire dava açılıyor, habire toplatılıyor, habire kapatılıyordu. Bu nedenle logonun altına “Toplatılmadığı zaman çıkar, yazarları hapishanede olmadığı zamanlar çıkar” ibaresini koyuyorlardı. Dağıtımları yasaklanıyordu, elden dağıtıyorlardı. O günün şartlarında 70 bin gibi inanılması güç bir tiraja ulaşmışlardı. ‘Markopaşa’ kapatılınca, ‘Merhumpaşa’ adıyla çıktılar, o kapatılınca ‘Malumpaşa’ adıyla çıktılar, o kapatılınca ‘Yedisekizhasanpaşa’ adıyla çıktılar. Neticede… Aziz Nesin’i diri diri yakarak öldürmeye çalıştılar bu memlekette… Sabahattin Ali’yi katlettiler. Rıfat Ilgaz’ı ellerini ayaklarını zincirleyerek, gözlerini bağlayarak sokaklarda dolaştırdılar, hapislerde çürüttüler. ‘Mim Uykusuz’u defalarca tutukladılar, ismini bile yasakladılar, karikatürlerini takma isimlerle çizmek zorunda kaldı.
Demokrat Parti döneminde “karikatürlerin çok partili demokratik nizamı zedelediğine” karar verildi iyi mi… Bu gerekçeyle davalar açıldı, karikatüristler demokrasiye zarar verdikleri gerekçesiyle hapse atıldı. Mizah dergileri hakkında henüz piyasaya çıkmadan toplatılma kararı veriliyor, henüz çizilmemiş karikatürlerde suç işlendiğine hükmediliyordu! En çok yargılanan isim, Turhan Selçuk’tu. ‘Abdülcanbaz’ karakteri, Demokrat Parti’nin toplumun üstüne karabasan gibi çöktüğü dönemde doğmuştu.
Kenan Evren, Karikatürcüler Derneği’ni kapattı, Mizah Müzesi’ni yıktırdı.
Ve Gırgır… Dünya çapındaydı… Oğuz Aral’ın heykeline 2006’da molotof kokteyli atıldı. 2007’de tekrar saldırıya uğradı, demir çubuklarla vura vura parçalandı. 2008’de tekrar saldırıya uğradı, balyozla yıkıldı. Dünya çapındaki zekâ’ya teşekkürümüz bu oldu.
Erdoğan “kedi” karikatürüne dava açtı… “Zürafa, fil, maymun, deve, kurbağa, yılan, inek, ördek” karikatürüne dava açtı… 17/25 Aralık’ın karikatürünü çizen Musa Kart’a dava açtı. Ayakkabı kutuları, yatak odasında para kasaları, kol saatleri aklandı, karikatüriste 10 sene hapis istendi. Karikatüristi içeri tıkalım derken, aslında “AKP adaleti”nin karikatürünü çizmişlerdi.
Ve, Paris’te mizah dergisi basıldı, karikatüristler katledildi. Dünyanın şoke olması normal ama… Kahkaha atanların iffetsiz sayıldığı memlekette, pek yadırganmıyor[9] ne yazık ki…
* * * * *
Galip Tekin’in, “Mizahçıya baskı yapamazsın, bir şekilde bitirir sizi,” uyarısına karşın; Ortadoğu’da mizahı ve mizahçıları mercek alan ‘The Guardian’ın yayınladığı haberde Türkiye’deki mizah dergilerinin durumu incelenirken, karikatüristlere açılan davalara dikkat çekiliyor.
Yine Türkiye’de siyasal karikatürün Sultan II. Abdülhamid döneminden beri baskı altında olduğu belirtilen haberde, 70’li ve 80’li yıllarda Oğuz Aral öncülüğündeki Gırgır mizah dergisinin, bugünkü çizer ve yazar kuşağının önemli bir bölümünü yetiştirdiğinin altı çiziliyor ki, bu da kesinlikle haksız değil!
Hızla birkaç örnek sıralayalım:
i) Mizah dergisi Penguen’de 3 Mayıs 2012’de çıkan yangınla ilgili itfaiye raporunda yangının kundaklama sonucunda çıktığı belirtildi![10]
ii) Erdoğan’ın şikâyeti üzerine çizer Musa Kart hakkında ‘Cumhuriyet’ gazetesinde ve internet sitesinde yayımlanan bir karikatürü nedeniyle “hakaret, gizliliğin ihlâli ve iftira” suçlamalarıyla dava açıldı… İstanbul Cumhuriyet Savcılığı Basın Bürosu, önce karikatürü “haber verme ve basın özgürlüğü kapsamında” değerlendirerek takipsizlik kararı verdi. Ancak Erdoğan’ın itirazı üzerine Bakırköy 14. Ağır Ceza Mahkemesi, “Eleştiri sınırlarının aşıldığı” gerekçesiyle takipsizlik kararını kaldırdı. Kart hakkındaki takipsizlik kararı kaldırılırken savcılık, Musa Kart hakkında iddianame düzenledi![11]
iii) Antalya’nın Serik ilçesinde yaşayan, yaptığı karikatürlerle Adnan Oktar’a hakaret ettiği gerekçesiyle 3 ay 3 gün Alanya Cezaevi’nde yatan ve geçen günlerde tahliye olan karikatürist Mehmet Düzenli, Türkiye’de düşünce özgürlüğünün olmadığını söyledi![12]
iv) Erdoğan’a hakaretten mahkûm edilen çizer Bahadır Baruter, “Seni sokağa çıkamaz hâle getiririz” noktasına vardı söylemler. Felaket bir katliam arzusu var… Oysa Mizahsız bir toplum ölür,” şeklinde özetliyor yaşanan süreci![13]
* * * * *
Bunlar böyleyken; gerçeğe sırtını dönenlerin, mesela Akif Beki benzerlerinin zırvalarını da “es” geçemeyiz…
“Mizahı çok satmaya zorlayacak raddeye varmış bir sansürden söz edilemez, orası açık…”
“Sansür kriterlerinden biri de mizah. Bir siyasi düzende kaliteli mizah üretilemiyorsa orada baskı yoktur. Sansürün yokluğuna kanıt mı istersiniz… Türkiye’de sansürün varlığı açık açık yazılıp çiziliyor, daha ne olsun! Hem, mizah dergileri ne kadar yırtınsa da satamıyor, yetmez mi?… Bir siyasi düzende kaliteli mizah üretilemiyorsa orada baskı yoktur…”
“Sizi gidi şakacılar sizi! Sansür varsa ve mizah yine de satamıyorsa, belki de o kadar komik değilsinizdir ha, olamaz mı? Şaka işlerinin pek yolunda gitmediğini yazmıştım. Demiştim ki; sansür varsa vasat müsait, gülmece satmak için her sebep mevcut demektir. Ama mizah dergileri bir türlü satmıyor, yırtınsalar da satamıyor…”
“Mizahın dişi çekilmiş, ısıramıyor. Maraza çıkaramıyor. Gürültüsü patırtısı çatapat… Ey karakaleminden kazurat akan karikatürist arkadaş! Muzırlık derecen gelecek vaat etmiyor. Mizah değil çöp üretiyor olmayasın!”[14]
Akif Beki ve benzerlerinin çarpıtarak unutturduğu, mizahın hayatla sınandığıdır, baskıyla değil…
Evet, “Panayır cambazlarına sanatçı dedirtmek sirk sahiplerinin buluşudur. Oysa sanatçı çadırların ipini sökendir. Bu anlamda mizah istibdatla yılmaz. Onun imtihanı hayatladır. Çünkü mizah yaşamın içinden doğmaktadır. Onu belirleyen umut ve idealdir. Sınıfta dersi kaynattıran bir teneffüs olasılığıdır. Bir ülkede mizah azalıyorsa bu her şey tıkırında olduğundan değil karamsarlıktan olabilir. Zira mizahın belası da yeisdir.”[15]
* * * * *
Evet Akif Beki ve benzerleri “es” geçse de AKP hükümetinin en büyük fobileri arasında yer alıyor karikatür! Sürekli davalar açılıyor karikatüristlere…
Kolay mı? ‘Charlie Hebdo’ saldırısının ardından Türkiye’deki mizah dergileri de hedef hâline geldi. Çizerler tehdit ediliyor, kendilerine “birileri” Charlie Hebdo katliamını hatırlatıyor ve daha pek çok şey…[16]
‘Charlie Hebdo’ saldırısından çok önce derginin Genel Yayın Yönetmeni Stephane Charbonnier’in, “Bazıları, karikatürlerinizde her şeyden önce İslâmı hedef aldığınızı söylüyor,” sorusuna verdiği yanıt çok önemlidir:
“Bunu söyleyenler bizi okumuyor. Biz bütün dinlerle eğleniyoruz. Biz 20 yılda 1060 sayı yayınladık. Bunlar içinde İslâm üzerine sadece 3 manşet sorun çıkarmıştı. Aynı süre içinde radikal Katoliklerle, dinleriyle dalga geçtiğimiz için 14 davamız vardı. Müslüman dernekleriyle sadece bir davamız oldu. Vatikan’da çocuk tacizi gündemdeyken kapakta Papa’yı bir köstebek gibi çizdik ve ‘Bu sefer kilise korosu çocuklarıyla olduğundan başka olacak’ dedirttik. Birkaç protesto e maili geldi o kadar.
Bizim derginin laiklik gibi bir kuralı var: Yani kilise ve devletin ayrılması. Bu, inanan ya da inanmayana, her şeyden önce özgür düşünme imkânı verir. Din temsilcileri siyaset üzerinde etkili olmaya çalışırsa biz buna karşı tutum alıyoruz. Örneğin bugün bizim Katolikler, eşcinsel evliliğinin yolunu açacak olan hükümet aleyhine, radikal bir dille baskı kurmaya çalışıyor…
Aşırı dincilerin saldığı korku mizahın ölmesine neden olmamalı. Dikkat etmek zorundayız. Küçük bir sansür yaparsak gelecek sefere daha da tehlikesiz karikatürler isterler. Karikatürist Hıristiyan ya da Yahudi’yi nasıl çiziyorsa Müslüman’ı da öyle çizebilmeli. Beni en çok rahatsız eden şey Fransız basının kendine uyguladığı otosansür. Birçoğu yaptığımız işleri onaylıyor ve bizi destekliyor ama radikal İslâmcıların tepkilerinden korkuyorlar ve gerekli olduğu biçimde yazmıyorlar.”[17]
Nihayet bilindiği üzere ‘Charlie Hebdo’, Fransa’da ‘68 hareketinin yarattığı fokurdama içinde ortaya çıkmış bir dergiydi, bu hareketin doğrudan veya dolaylı bir ürünüydü- ve ‘Charlie Hebdo’ genel yayın yönetmenliğini yapan Charb’ın, “Misillemeden korkmuyorum. Çoluk çocuğum yok, karım yok, arabam yok, borcum yok. Belki büyük söz etmiş olacağım, ama diz çökerek yaşamaktansa ayakta ölmeyi yeğlerim,” tutumu herkese örnekti…
Karikatüristi öldürmek kolaydır! Ama ya hakikâtle malûl vicdanı? Onu (ve karikatürünü) teslim almanız, diz çöktürmeniz mümkün mü?
Elbette değil ve siyasi mizah ile karikatür bunun için vardır ve var olacaktır!


4 Mayıs 2015 11:35:27, Ankara.


N O T L A R
[*] Kaldıraç, No:169, Temmuz-Ağustos 2015
[1] F. Dostoyevski.
[2] Ali Deniz Uslu, “Erdil Yaşaroğlu: Mizah Bir Çıkış, Tünelin Sonundaki Işık”, Cumhuriyet Pazar, No:1344, 25 Aralık 2011, s.7.
[3] Ataol Behramoğlu, “Mizah ve Zekâ”, Cumhuriyet Pazar, No:1400, 20 Ocak 2013, s.5.
[4] Aşkın Ayrancıoğlu, “Karikatür Bir Eylemdir”, Halkın Günlüğü, Yıl:2, No:29, 1-10 Şubat 2012, s.22-23.
[5] Çizimin bir nevi “Kafka”sı olarak anılan çizer, karikatür sanatçısı ve illüstrator Selçuk Demirel’i, Abidin Dino şöyle tanımlar: “Selçuk Demirel’in işi gücü, bir bakıma sürekli bir günlük tutmak… Sözcüklerden değil de çizgilerden bir günlük cinsi… Çizimleri onun sözleri.” (Melike Futtu, “… ‘Çizimin Kafka’sı: Selçuk Demirel”, Evrensel, 6 Ağustos 2014, s.12.)
[6] Afşar Timuçin, “Gülmek”, 31 Mart 2013, http://www.insanokur.org/?p=46576
[7] Ali Çarman, “Sosyalizm Mücadelesinde Karikatürün Rolü”, Evrensel, 6 Temmuz 2014, s.12.
[8] “… Karikatürümüzde bir Brecht tavrı eksikliği görürüz. Ağa, patron, hoca, genellikle çirkin çizilir. Tiyatroda da öyle değil mi? Alın Yaşar Kemal’in Teneke’sini. Oyunlarda ağa mutlaka, şişman, itici, çoğunca da ahmak biridir: Bir de Brecht’in Üç Kuruşluk Opera’sını düşünelim: sahtekâr kişiyi, dolandırıcıyı kendi sevimliliği içinde göstermekten korkmaz Brecht. Dolandırıcı sevimli olmasa dolandırabilir mi?” notunu düşer Cemal Süreya…
[9] Yılmaz Özdil, “Karikatür”, Sözcü, 9 Ocak 2015, s.20.
[10] “… ‘Penguen’ Yangınında Kundaklama Şüphesi”, Milliyet, 18 Mayıs 2012, s.16.
[11] “… ‘Kedi’yi Unutamadı Şimdi de Bu Karikatüre Dava Açtı”, Cumhuriyet, 16 Temmuz 2014, s.6.
[12] Sibel Bahçetepe, “Müebbet de Alsam Çizimlerimi Bırakmam”, Cumhuriyet, 15 Temmuz 2014, s.9.
[13] Aslı Uluşahin, “Mizah Bu Ülkeyi Bırakır”, Cumhuriyet, 29 Mart 2015, s.2.
[14] Akif Beki, “Mizahçı Egosu ve Budala Kibri”, Radikal, 9 Kasım 2011, s.11… Akif Beki, “Sansür Varsa Mizah Niye Satmıyor?”, Radikal, 3 Kasım 2011, s.11…Akif Beki, “Ben Neymişim Be Leman!”, Radikal, 12 Aralık 2011, s.10…Akif Beki, “Hadi Gülümseyin, Faka Bastınız!”, Radikal, 26 Kasım 2011, s.10.
[15] Başar Başaran, “Beki’nin Kuyuya Attığı Taşı Çıkarırken”, Birgün Pazar, 26 Kasım 2011, s.7.
[17] “Charlie Hebdo dergisi saldırısı yıllarca beslenen bir ötekileştirmenin sonucudur. Şimdi kökene değil, sonuca karşı çıkıyoruz. Yapılması gereken ‘her türlü’ terörizmi mahkûm etmek değil; hatta bu ‘özel’ teröre karşı çıkmak da yetmiyor; asıl olan bu tür dergilerin ifade özgürlüklerini (hele kriz anlarında) desteklemektir. Tabuları azaltmaktır. Ve bu, zamanında yapılmadı…” (Herkül Milas, “Bütün Batı Hep Oryantalist mi?”, Zaman, 13 Ocak 2015… http://www.zaman.com.tr/herkul-millas/butun-bati-hep-oryantalist-mi_2270526.html)
[17] Michael Neubauer, “Stephane Charbonnier: Aşırı Dincilerin Saldığı Korku Mizahı Öldürmemeli”, Birgün, 12 Ocak 2015, s.10.

 

“MİZAH İLE KARİKATÜR” DEYİNCE...
4.5Puan
Okuyucu Puanı: (1 Oy)