“Yerini hiçbir şey tutamaz bu dünyada

Zincirsiz kelepçesiz yaşamanın.”

-Tevfik Fikret-

Bu sabah sağlık ocağından dönerken bir duvarda, üzerinde “Hür doğdum, hür yaşarım / Sana ne, sana ne?” yazan bir afişe rastladım. Bu, beni gençlik dönemimizin bir şarkısına götürdü.

Gezi Başkaldırısı zekâsının ürettiği şu sloganı da hiç unutamam: “Kahrolsun ‘bağzı’ şeyler!” Ben de hürriyetlerimizi gasbetmek isteyen burjuvaziyi, onun çapsız, birikimsiz ve özgürlük düşmanı politik temsilcilerini düşünüp gezinin bu güzel sloganını kopya ederek: “Kahrolsun özgürlük düşmanı bağzı insanlar!” dedim.

Sonra da aklıma Afrikalı bir kadın yoldaşın, beyaz bir gazeteci tarafından kendisine sorulan “Ekmek mi istersin, özgürlük mü?” sorusuna verdiği olağanüstü çarpıcı cevabını anımsadım: “– Özgürlüğüm olmazsa, ekmeğimi çaldıklarını nasıl haykırabileceğim.”

Özgürlük, yalnızca liberal küçük burjuva aydınları için soyut, çok güzel ve büyüleyici bir kavramdır. Oysa bir işçi, bir emekçi, devrimci bir aydın için HÜRRİYET(Özgürlük); ekmek gibi, su gibi, nefes alıp vermek gibi çok somut bir kavramdır ve ondan da öte, olmazsa olmaz, en vazgeçilmez, en zorunlu ihtiyaçtır. Örneğin tüm işçi, emekçi ve kamu görevlileri için örgütlenme, sendika seçme özgürlüğü, grev ve toplu sözleşme silahlarıyla donanmış sendika, iş güvencesi, daha insanca yaşayabilme ve çalışma koşulları, düşüncelerini özgürce dile getirebilme, inancını korkusuzca yaşayabilme ve halkların kendi kaderlerini özgürce belirleme hakkı demektir.

Şimdi de birileri kalkmış bizim yaşam kaynağımız, onurumuz olan özgürlüklerimize el koymak istiyorlar. OHAL’in baskı koşulları altında ve ahlaksızca eşitsiz bir yarışma ortamında, halkın parasını ve devlet olanaklarını en utanmaz biçimde kullanarak, bunlarla da yetinmeyip -getirdikleri kölelik yasasının içeriğinden hiç söz etmeden- devletin ve milletin bekası diyerek vatan için, devlet için, millet için diyerek, dinî inançları en ahlaksız biçimde gerici politikalarına alet ederek, yalan, dinci-faşist demagoji ve küçük sadakalarla milyonlarca yoksulu uyuşturarak “Evet” sonucunu almak istiyorlar. Alabilecekler mi? Hiç sanmıyorum. Uyguladıkları, uygulayacakları zorbalık; bu zalimlerin siyasi ömürlerini uzatacak mı? Bence tam tersi daha da kısaltacak. Tarihin hiçbir döneminde zorbalar aklı ve vicdanları ilanihaye susturamamışlar ve kanlı idrarlarının ömrünü pek fazla uzatamamışlardır. Bunlar da sürdüremeyecekler. Ne kadar sürdürebilecekleri de onlardan çok, bizim ne kadar ve nasıl mücadele edeceğimize bağlıdır.

Bu düzenin geçmişine de, bugününe de, geleceğine de “HAYIR!” diyen emek ve özgürlük güçleri, bizler, üç ay önceki bizler değiliz artık. Üzerimizdeki karamsarlık ve çaresizlik hissini, baskının yol açtığı korku ve sinmişliği yırtıp attık. Önce yavaş yavaş, sonra da çok daha coşkulu ve kitlesel olarak meydanlara, sokaklara çıktık. Dahası farklı siyası görüşten, farklı düşünceler taşıyan ve çok farklı orijinlerden gelen BİZLER, birlikte mücadele etmeyi, aynı “Hayır meclisleri”nde birlikte çalışmayı öğrendik. Bu kampanyayı en erken başlatıp kesiksiz ve gittikçe yükselterek sürdüren Maltepe merkez ve mahallerindeki çalışmalar bu sürece iyi birer örnektir.

Dost düşman herkes şunu iyi bilsin ki biz birlikte mücadele ederek, sokaklara, meydanlara çıkarak umutsuzluğu, umuda dönüştürmeyi öğrendik. Bu kampanya sırasında geliştirdiğimiz birlikteliği daha da pekiştireceğiz. Hayır meclislerini dağıtmayacağız ve onları genişletip çoğaltarak, bize yönelen her türlü saldırıya karşı koyacak güçte birer mahalle meclisi düzeyine yükselteceğiz. Bütün direnişleri en enerjik biçimde destekleyeceğiz. Kentlerimizin yoksul mahallerindeki 80 darbesinden sonra baş gösteren çürümeyi durduracağız; oralarda cemaatlerin, uyuşturucu ve din baronlarının hakimiyetini kıracağız.

Şimdi bu kampanyadan aldığımız güçle 1 MAYIS 2017’y -dünya işçi sınıfının evrensel BİRLİK-MÜCADELE-DAYANIŞMA GÜNÜ’nü- düşman sınıfa inat daha büyük bir direnç ve coşkuyla kutlamaya yoğunlaşalım. 1 Mayıs, referandumun gölgesinde kalmamalı, tam tersine birlik ve mücadele çıtamızı daha yükseğe taşımalıdır. Unutmayalım; ne zaman ki devrimci hareket ile işçi ve emekçiler hareketi buluşup kitlesel olarak alanlara bir sel gibi akarsa ve ne zaman ki bu hareket etrafında bütün mağdurlar ve mazlumların mücadeleleri birleşirse işte o zaman ufuk ağarmaya başlayacak ve bugün çok güçlü ve yıkılmaz sandığımız burjuva hakimiyetinin gerçekte çok güçsüz ve muhteris ve zalim politikacılarının gerçekte birer zavallı olduklarını göreceğiz.

 

 

YUSUF ERDEM

 

ÖZGÜRLÜĞÜM OLMAZSA…
0.0Puan
Okuyucu Puanı: (0 Votes)

Pin It on Pinterest