14 Aralık 2017 Perşembe

Yazmak yerine fotoğraflarını koymak yeterliydi. Tek sözcük bile eklemek gerekmeyecekti. Ancak öyle fotoğraflar var ki ben bakamıyorum, bakınca utanıyorum. Mideniz kaldıracak, insanlığa olan güveninizin zedelenmesini göze alabilecekseniz “Kanlı kule, İhanete bedel, özel harekât29, namlunun adaleti, koordine tepesi” gibi “anlamlı” adlar taşıyan internet sitelerinde bir tur atın. Kimileri kapanmış da olabilir. Ulaşılabilenleri yeterince fikir veriyor.
Bunlar PÖH (Polis Özel Harekât) ya da JÖH (Jandarma Özel Harekât) adlı, resmen var olup olmadıklarını bilmediğim birimlerde resmi görevlilerin özellikle “ölü ele geçirilen”lerin fotoğraflarını sıkça paylaştıkları siteler. Koparılmış kafalar, deşilmiş, bağırsakları dışarı çıkarılmış bedenler, gömülmeleri başına nöbetçi dikerek engellenmiş ve kurtlara kuşlara yem olarak açık alana terk edilmiş, çürümüş, kokmuş cesetler…
Ve bu marifetleriyle övünenler. Buram buram ırkçılık ve insanlık suçu belgeleri…
Bizim mesleğin berbat yanlarından biridir. Görmezlikten gelemezsiniz; zorlansanız da bakmak, “Nerede, kim yapmış, devletin ilgili kurum ve kuruluşlarının bunlardan haberi var mı, varsa herhangi bir girişimde bulunmuşlar mı, bulunuyorlar mı, bulunacacaklar mı” gibi sorulara cevap aramak zorundasınızdır.
Çoğu zaman da aşılmaz bir suskunluk duvarına toslarsınız…

Anayasasında bir hukuk devleti olduğu yazan bir devletin görevinin suç işleyenleri, mesela şiddeti siyasal mücadele yöntemi olarak seçmişleri yakalamak ve yasalarda öngörüldüğü gibi yargılayıp cezalandırmak olduğunu hatırlatmak istersiniz; yakalanmaktansa çatışmayı yeğleyip öldürülenlerin de artık cezalandırılmaları mümkün olmadığından cesetlerinin -varsa- ailelerine teslim edilmeleri ve geleneklere ve inançlara uygun olarak gömülmeleri gerektiğini savunmak istersiniz.
O aşılmaz suskunluk duvarı yine karşınızdadır.
“Bu da bizim mesleğin kaderi” dersiniz. İçiniz acır ama yine de hayat sürer gider…

***

Bir zamanlar varlığı asla kabul edilmeyen ama var olduğunu kendi yaşam deneylerinizle kesin olarak bildiğiniz JİTEM vardı. Şimdilerde de PÖH ve JÖH…
Şimdi buna bir de HÖH eklendi.
HÖH, Halk Özel Harekâtının kısaltması.
Siyasal literatürde buna paramiliter örgütlenme denir. Devletin ordu ve polis gibi yasal siyasal güçlerinin dışında bir örgütlenmedir. Sözlük anlamı da bunu açıklar. Para “uzak, dışındaanlamı veren bir ön ektir. Militer ise malum askeri güç, ordu demek. Yani paramiliter ordu dışı silahlı güçtür ve demokrasilerde, hukuk devletlerinde suçtur.
Dikkat suçtur demedim, demokrasilerde suçtur dedim. Bu ayrımcığı gözünüzden kaçırmayın.

***

Birkaç gün önce Cumhuriyet’te hem de fotoğraflı haberi çıktı. Bu HÖH resmen dernek olmuş. Yetmemiş, bizim haberde görüldüğü üzere Ankara’da bina kiralayıp alnına da koskoca bir tabela yarleştirmiş: Halk Özel Harekâtı Ankara İl Başkanlığı.
Yaşlandım mı ne, HÖH’ün varlığını bizim haberden öğrendim. Bizim haberciler -hafiften dalga da geçerek- bana bir internet turu attırdılar. Kaportasında nal gibi harflerle HÖH yazan otomobillerin, alacalı bulacalı gerilla üniforması giymiş HÖH’çülerin fotoğraflarını gösterdiler.
Ardından CHP İzmir Milletvekili Murat Bakan’ın İçişleri Bakanı’nın cevaplaması istemiyle verdiği çarpıcı ayrıntılar içeren soru önergesini okudum…
Ve ürktüm.
Birileri iktidarı demokratik yollardan kaybederlerse, sandıktan çıkmayı başaramazlarsa “bir şeylere” mi hazırlanıyor dersiniz?..
Bana sorarsanız: Galiba

 

AYDIN ENGİN

KAYNAK: Cumhuriyet Gazetesi

http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/885808/POH__JOH_ve_simdi_de_HOH….html#

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar