RTE; muhtarlardan ve yargı mensuplarından sonra, din adamlarını da sarayda toplayıp kaygılarını anlattı ve “arkasında saf tutmaları için” talimat verdi.

Erdoğan toplumun hemen her kesimi ile toplantı yaptı; hemen her gün bir toplantıda konuştu. Bu toplantıların hemen hepsinde Erdoğan, toplantılara katılanlara, politik sürece ilişkin bilgi verdi. Bu bilgi verme esnasında kaygılarını da anlattı. RTE, kendini endişeye sevk eden konunun atlatılması için ne yapılması gerektiği noktasında talimat verdi.

Ancak, anlaşılan o ki; RTE; özellikle muhtarlarla yaptığı toplantılarından umduğunu bulamadı. Saraya davet edilen muhtarlar yediler içtiler, dönemsel şova katılıp gittiler. Ama artık muhtarların saraya çağırılmıyor olması ve bugün ki açıklamalarından; RTE’nin toplantılardan umduğu sonucu almadığı anlaşılıyor. Anlaşılan o ki; muhtarlar kendi mahallelerinde RTE’nin arkasında saf tutacak bir kitle oluşturamadılar.

Ama RTE, en büyük düş kırıklığını; 15 Temmuz vakasının bir “milli kurtuluş mücadelesi” olduğuna ilişkin kanaat yaratıp, bu milli mücadelenin önderi olarak da milletin arkasında saf tutmasını sağlamak sürecinde yaşadı. 15 Temmuz vakasının, “milli kurtuluş mücadele” örneği sayılması çabası boşa çıktığı gibi Erdoğan’ın arkasında bir “millici” kitlenin saf tutması da gerçekleşmedi. RTE’nin arkasında “milli” bir cephe oluşmadı.

24 Haziran 2018 tarihinde yapılan Cumhurbaşkanı ve Milletvekili seçimlerinin, acele açıklanan  sonucunun, gerçeği yansıtmadığının herkesten dahi iyi bilen RTE; arkasında kitle desteği olmadığının farkında ve bu durum kaygılarını daha da artırıyor. Kaldı ki RTE ; şaibeli seçimde Kendine ve AKP’ye oy verenlerin çoğunluğunun her çağırdığında ardına takılmayacağının da farkında.

Daha da önemlisi, RTE’nin Cumhurbaşkanı olması; doğrudan Devlet Bahçeli’nin desteğine bağlı gerçekleşti. Devlet Bahçeli güven vermeyen bir karakter. Elinde, Bahçeli’nin tavrını biçimlendirecek kozu olmasına karşın; her an ne yapacağı muamma bir politikacı olan Devlet Bahçeli’nin ipiyle kuyuya inmeyi riskli gören RTE ; kitle desteği arama çabasını yoğunlaştırarak sürdürmeği elzem sayıyor.

4.Ekim tarihinde de, camiler ve din adamları haftasını kutlamak bahanesiyle Cum. Reis, din adamlarını saraya çağırdı. Başta Diyanet işleri Başkanı olmak üzere tüm imamlar; sanki kutlama toplantısı için Diyanet İşleri Başkanlığının salonu müsait değilmiş gibi RTE’nin çağrısıyla saraya icabet ettiler.

Din adamlarıyla yaptığı toplantıda; imamların, 140.000 (yüz kırk bin) kişilik bir ordu olduğunu önemle vurgulayan RTE, “Din görevlileri burada cem olarak bize güç veriyor, umut aşılıyor.” Diyerek devam etti “ Konuşmanın bu noktasından sonra Erdoğan, arkasında bir cemaat oluşturamamanın yarattığı düş kırıklığının dürtüsüyle; “ Bu Yüz kırk bin kişilik ordu asla hafife alınamaz. Ama biz inancımızı yaşamak ve yaşamakta başarısız olduğumuz bir yerde eksiğimiz var”, “ “hayırlı işler yaptığımız halde niçin yeterli sonucu alamıyoruz” diyerek serzenişte bulundu.

RTE; kendini sürekli rahatsız eden, bilinçaltındaki konuyu, imamlar üzerinden açıkladı. İmamların sorgulaması gerekenin “ Acaba arkamda niye cemaat yok. İki üç kişi var da bir saf yok; bunların üzerine durmamız, düşünmemiz lazım“ dedi. Bu sözlerle aslında Erdoğan, kendi durumunu açıkladı. “Arkamda birkaç kişi dışında; kimse yok, arkamda saf tutan kimse yok” sözleri esas olarak kendi durumunun ifadesiydi.

RTE’nin vurgulayarak sarf ettiği sözler; arkasında “saf tutan cemaat oluşturamadığının itirafıydı. Tüm istencine ve çabalarına karşın, merkezinde kendisinin olduğu bir “dini cemaat” oluşmamasının Erdoğan’da hayal kırıklığı yarattığı açıktı. Bu nedenle; kendini rahatsız eden hayal kırıklığından, imamların kurtarmasını beklediği arzusu, konuşmasına damgayı vurdu.

Din adamları RTE’nin arkasında saf tutar mı ?

RTE; din adamlarından oluşan yüz kırk bin kişilik orduya; kendi arkasında “saf olması” talimatı verirken; hüsrana uğrayan bir siyasetçi edasıyla esti gürledi. Kemal Kılıçdaroğlu’nu kastederek “ Sen ne anlarsın namazdan, ne anlarsın dinden” diyecek kadar aklını dizginleyemez halde hüküm verdi. Bu hakaret, İslam dinine aykırı olmasına karşın; İslam dininin temsilcisi imamlar tarafından alkışla karşılandı. Hakareti, en hararetli alkışlayan da; Kılıçdaroğlu’na oy veren yurttaşların da vergisi ile imamların maaşlarının verildiğini unutan Diyanet İşleri Daire Başkanı oldu.

“Arkamda saflaşmış bir topluluk yok” yakınması; din adamlarının kendi arkasında saf tutmasına ilişkin arzunun ifadesiydi. RTE’nin devlet memuru olan imamlardan; bir siyasi figür olarak kendi arkasında saf tutmaları istemesi yasal değildi. Kuşkusuz aynı şekilde bu çağrıyı alkışlayarak siyasi parti başkanına “arkanda saf tutacağız” anlamına gelecek şekilde alkışlaması da yasal değildi.

Kuşkusuz, aynı zamanda, din adamlarının Erdoğan’ın arkasında saf tutma gösterisi de samimi değildi, sahteydi.

İmamlar devletten yaptıkları iş karşılığı maaş aldıkları için Cum.reisin çağrısına icabet ettiler ve alkışladılar. Ancak, Din görevlilerinin çoğunluğunun bir tarikat üyesi olduğu ve tarikat şefinin arkasında saf tuttukları bilinen bir durum. Her tarikat mensubu bağlı olduğu şeyhinin arkasında saf tutar; maddi nedenlerle ilişkisi olduğu politikacının arkasında saf olmaz. Hatta politikacının da şeyhinin arkasında saf tutması gerektiğine inanır. Tarikat mensubu kişilerin, siyasi önderin arkasında duruşu geçicidir ve bu duruş sürecini belirleyen de maddi çıkar ilişkileridir.

Bu noktada bir saptama yapmak gerekli; Türkiye’de hangi politik cephede olursa olsun bir “siyasi parti önderinin” ardı sıra koşulsuz, sorgusuz her dediğine evet diyen kitle oluşturmak mümkün olmadı. İnsanlar çıkarlarını hesap ederek arkasına takıldıkları politikacıyı, çıkarlarına ters düştüğünde terk etti. Cumhuriyetin kapitalist vasfına bağlı olarak bireylerin bu duruma ulaştığını belirlemek gerekli.

RTE’nin ruh hali bir diktatörün ruh halidir.

Din adamlarıyla yaptığı toplantıda konuşmalarının özeti; RTE’nin ruh halinin saf anlatımıydı.

RTE etrafındaki kimseye değer vermiyor ve etrafını saran kimseye güvenmiyor. RTE etrafındaki herkesten kuşkulanıyor. Erdoğan’ın bu ruh haline düşmesinin maddi zemini mevcut. RTE her yerde, her gün ve ısrarla, yalnızca kendisinin konuşma yapması; etrafındaki insanlara güvenmediğine ilişkin işarettir.

RTE’nin yakınında toplanan insanlara ve gruplara güvenmemesi; Varlıklı bir insanın kendisine yakın durma çabası olan ve kendine yalakalık yapan kişilere güvenmeme tavrıyla benzeşik bir tavırdır.

Etrafında toplananların niteliği; RTE ye bağlılığın çimentosunun, din inanç değil, maddi çıkar olduğunun gösteriyor.

RTE’nin siyasi iktidarı tek elden yönetmek istemesinin maddi nedeni; siyasi iktidar sahibi olmanın ekonomik getirisini, tek elde toplama istencidir.

Getiriyi tek elde toplama pratiği; RTE’nin kendisine tam sadık birkaç kişi dışında kalan kadroya güvensizliğinin maddi nedenidir. RTE; siyasi iktidarın nimetlerinden etrafındaki kişilerin kendisinin bilgisi olmadan kendi kasasına aktaracağı kuşkusu nedeniyle tüm işleri kendi merkezli yürütmekte ısrarcıdır. RTE siyasi iktidarın tüm iktisadi getirisini aynı kasaya doldurmak istiyor. AKP çevrelerinde hiçbir ihalenin RTE’ den habersiz yapılmadığı dillendirilmektedir.

T. Erdoğan’ın, siyasi iktidarın tüm maddi getirisini uhdesinde toplaması; doğrudan, siyasi iktidarı elde tutulmasının sadece kendi kimliğiyle mümkün olduğu kanaatine ve inancına bağlıdır. Etrafında toplanan kadro da; Erdoğan’ın kimliği sayesinde AKP iktidarının ayakta kaldığı kanaatine sahiptir.

RTE kendi ekseninde toplaşan insanlara, değer vermiyor.

Her dediğine “evet” diyen bir güruha diktatörün değer vermemesi olağandır. Bir diktatör; cahilce söylediği her şeye “evet” diyen yalaka insanların da kendinden daha cahil olduğu kanaati edinir. Diktatör, etrafında hale oluşturan ekonomistlerin, sanatçıların, siyasilerin, yargıçların kimliğine saygı duymaz ve niteliklerini dikkate almaz.

Bu inançsızlığın nedeni etrafında toplaşan insanların yalaka tavrıdır.

Bir diktatör; “her şeyi ben bilirim” uçurumuna; cahilliğinin yanı sıra, esas olarak, etrafındakilerin yalaka tavrının iteklemesiyle düşer.

AKP çevrelerinde de, RTE’nin etrafında toplaşanların yalaka tavrının; doğrudan onun tavrıyla yakından ilişkili olduğu dillendiriliyor. Erdoğan’ın “tek elden yürütme” tavrından rahatsızlığın olduğunu; aynı mahallede bulunan bazı dinci yazar-çizer, politikacı da açıklamaya başladı.

Akit yazarı Nurettin Veren, “Bidebunudinle” adlı programda bir soru üzerine ; “Milletimiz üst üste sayın Cumhurbaşkanı’na çok gönül bağladı. Lüzumundan fazla umut bağladı. AK Parti’nin başkanlık sisteminin beklentilere cevap vereceğini bekliyoruz ama tam tersiyle karşı karşıyayız. ” iddiasında bulundu ve Veren, konuşmasına devamla “Bu ülke Cumhurbaşkanı’nın çiftliği değil” dedi.

RTE’nin siyasi ilişkilerini maddi çıkarlar üzerinde kurgulamasına ilişkin eleştirilerin aynı mahalleden gelmesi dikkat çekicidir. Ancak, Erdoğan’ın bu tür eleştirileri dikkate almadığı da bir gerçekliktir.

RTE’nin hiç kimseyi dinlemediği ve en küçük bir eleştiriyi dahi kabul etmediği somut yaşanılan bir durum olduğu konusunda hemen herkes hemfikir. Ancak kimseyi dinlememe “Ben ne dersem o” tavrı AKP kadrosunun çoğunluğu tarafından takdir ediliyor. RTE, tek adam tavrını katı biçimde sürdürmezse; AKP dağılır yargısı oldukça yaygın.

Tek adam oluşu, RTE’nin tavırlarını biçimlendiriyor

RTE; Kitlelerin “demokrasi” ile yönetilemeyeceğini düstur olarak benimsiyor ve bu nedenle “tek adam olmak gereklidir” düsturunu sahipleniyor ve Erdoğan; bu tavrın kitleleri yönetme sürecinde olmazsa olmaz faktör olduğuna inanıyor.

Bir diktatörü, en kötü ve riskli noktaya götüren kendi arzusunun esiri olmasıdır; Diktatör; etrafındaki eleştiri olanak ve araçlarını yok ederek kendi kuyusunu kazar. Diktatör olmak; kişinin kendi ihtişamını ve felaketini yaratmanın kaçınılmazlık halidir. Bu istese de engellenemez durumdur.

RTE; yalnız olduğunu itiraf ediyor ve bu durumu itiraf etmesi; aslında diktatör olduğunu kendisinin de kabul ettiğinin kanıtıdır.

Etrafındaki güruh iktidarın getirilerinden yaralanmak için ve iktidar sürecinde yanında olduğu ve siyasi iktidarı yitirdiği anda, gemiyi ilkin, yakınında olanların terk edeceği konusunda RTE emin.

Sustuğunda, yalnızlığının ürpertisini duyumsadığı için RTE çok konuşuyor.

RTE; dini cemaat şeklinde etrafında saf tutulmasını istese de gerçek şu ki; etrafındakilerin arkasında yer alma nedeni maddi çıkar ilişkileridir. RTE ye bağlılığın dini inanç eksenli olmaması, RTE merkezli bir tarikat inşasının olanaksızlığıdır ki; bu durum da Erdoğan’ın “etrafında saf oluşması” arzusunu boşa çıkaracak maddi zemini oluşturuyor.

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar