Adalet ve kalkınma Partisi 2019 seçimlerine hazırlanıyor. Bu günden 2019’a uzanan bir yol haritası oluşturuyor. Teşkilatlarını gözden geçiriyor, çalışmayan/yetersiz örgütlerini belirliyor. Gerekenlerin yöneticilerini ya da tüm teşkilatı yeniliyor. Anketlerle ve raporlarla tabanını ve halkı yeniden değerlendirmeye tabi tutuyor. Yalnızca parti içini değil, partili belediyeleri de yeniden düzenliyor. İttifaklarını gözden geçiriyor, ideolojik manevralar gerçekleştiriyor. Kültürel alandaki yetersizliklerine kafa yorup, çıkış yolları arıyor. Atatürkçülükten, şehirleşmeye, şehirleşmeden yerli otomobile pek çok başlıkta bu yenilenme çabalarını görmek mümkün. AKP’de bir telaş bir telaş. Bakan seçim çok yakın sanır…

Elbette bu arada sol ve sosyalistler de boş durmuyor. AKP’nin hiç de samimi görünmeyen Atatürkçülük hamlesinden, şaşkınlık veren şehirleşme hamlesine, belediye başkanlarının değiştirilme yöntemlerine kadar tüm başlıklarda eleştirilerini sürdürüyorlar. AKP’nin zayıfladığını, yalnızlaştığını, ittifak arayışı gibi pek çok göstergeyle teşhir ediyorlar. Günübirlik ne varsa tüm başlıklara yetişip tamamına ilişkin fikir yürütüldüğünü sol medyada izlemek mümkün. Nerdeyse her gündelik duruma ilişkin bir söze rastlamak mümkün. Bu kadar da değil sol, anma, kutlama, tanıtımlarını da sürdürüyor. Yer yer çağırıda da bulunuluyor. Sol da ve sosyalistler de  rahatlık son haddinde. Sanırsınız sol iktidarda da AKP seçim kazanmak için çaba sarf ediyor.

Olağan üstü yönetim altında, hukuk sisteminin nerdeyse devre dışı kaldığı, tüm kararların kararnamelerle jet hızıyla hayata geçirilebildiği koşullarda yukarıdaki fotoğrafa şaşırmamak elde değil. Gündelik hayatın ekonomiden siyasete kadar bu kadar sıkıştığı, uluslararası dengelerin her gün yeniden sarsıldığı bir dönemde, tarihsellik çığlıklar içinde buradayım diye seslenirken bu ülkede, solda günübirlik siyasetin bu kadar yoğunlaştığı başka bir dönem yaşanmadığı açık.

Elbette kastımız, içinde yer aldığımız koşullarda 2019 seçimlerine yoğunlaşmanın tarihsel bir anlamı olduğu değil. Hatta bu koşullarda seçimleri esas almanın, sol için intihardan başkaca bir anlamı olmayacağı da söylenebilir. Ancak 16 Nisanda seçimlerle kaybedilen Cumhuriyet yönetiminin ardından, sürece son noktayı koyacak başka bir evreye doğru ilerlerken, hiç değilse AKP’nin yarısı kadar, yapıların ileri bakmasını, kendisilerini gözden geçirip bir yenilenme ihtiyacı olup olmadığına kafa yormaları, tabanlarını ve halkı dinlemelerini ve geleceğe ilişkin bütünlüklü bir perspektif sunmalarını beklemek fazla mı ?   Sol hareketi yeniden ve yeniden örgütlenmek ve belki de güçleri birleştirmek büyük bir hayalcilik mi acaba? Diye sormak gerekiyor.

Sol, gündelik siyasetin dışına taşabilmek için az zaman, çok olanaksızlık, artık dar gelen bir hantallık, boşa harcanan yaratıcılık içinde olduğu yerde salınıyor. AKP’de bir hamle, bir çaba, bir telaşlı çalışma sürdürülüyor.

Sürecin; halkın ihtiyaçlarını gerçekçi zeminde ele alarak halkla bağını güçlendiren Siyasi iktidar karşıtı güçlerin lehine  işleyeceği açık değil mi ?

 

Yazar Hakkında

İlgili Yazılar