Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü Şener Şen’e verildi.

Sanat ve Kültür faaliyetlerini “dar” bir alana; muhafazakarlığın dehlizlerine sokan ve kanatları kırılmış sanatçıların ürün vermesini adeta engelleyen AKP iktidarının ve Özel olarak RTE’nin “Kültür Sanat Büyük Ödülü” vermesi başlı başına bir sorundu.

RTE ödül töreninde yaptığı konuşmada; “Sanat ve kültür eğitim konusunda geriyiz” sözleriyle muhafazakar mahallede ödül vereceği zevat bulamadığını, açıkladı.

Kuşkusuz, özgürlüğü kısıtlayan ve sanat faaliyetinin çerçevesini dikenli telle ören bir zihniyete boyun eğerek “faaliyetini” sürdüren sanatçıların; kendisini “öne çıkaracak “ ürün vermesi mümkün olmayınca; RTE, ödül vermek için AKP zihniyeti dışında, sanat yeteneğiyle öne çıkmayı başarmış “hazır” bir kişiyi aradı ve buldu.

Doğaldır ki, bu arama/tarama faaliyeti içerisinde, kişilerde aranan özellik, “omurgasız” olup olmadığıydı. Araştırma bu eksende yürütüldü. Arama sonuç verdi ve Şener Şen’e ulaşıldı

Şener Şen’e ödül verildikten sonra beklenen oldu. RTE’ den ödülü aldı diye Şener Şen’in “Sanatçı“ olmadığı kanısına varanlar oldu. Yersiz bir öfkenin ürünüydü bu kanı. RTE’nin elinden ödül alması, onun “sanatçı olmadığını” değil, dik durma yetersizliğini teyit etti.

resized_ed042-e47bb6f1senersen

Bu noktada bir gerçeği vurgulamak zorunlu; Sanat ve siyaset dünyasında “burjuva demokrat” insanlara, abartılı misyon yüklemek; sık yapılan bir hata. Koşulları oluştuğunda, “burjuva demokrat” insan kendinde olmayan ama ona yüklenen vasıf dışı bir hareket yapınca sempatizanlarında hayal kırıklığı yarattı. Bu her dönemde görüldü ve bundan sonra görülmesi de şaşırtıcı olmayacak. Bu tür sanatçıların, Bay başkandan, kanat takarak katılacakları bir davet bekledikleri de bilinmeyen bir durum değil.

Aslında AKP önderi, bu olguyu iyi fark eden biri. Bugüne kadar, Recep Tayyip Erdoğan, Burjuva demokratlara kucak açarak, onları kullanmakta bir hayli ön görülü davrandı. Bu aslında RTE’nin becerikli bir burjuva politikacısı olmasının da göstergesidir.

Peki RTE neden Şener Şen’e ödül verme ihtiyacı duydu. Bu sorunun yanıtı; Ödül verilen kişinin kimliğinden daha önemlidir.

Törende yaptığı konuşmada Şener Şen’in “Toplumsal barıştan” söz etmesi, omurgasızlığa hoşgörü ile bakılmasına onay verenler tarafından öne çıkarıldı. Oysa Şener Şen’in ödül almasını “haklı “ göstermek isteyenlerin; sıkı sıkıya sarıldığı sözler; RTE’nin bu gün ki ihtiyacına merhem olduğu gerçektir.

RTE’nin bugün (özellikle 15 temmuz sonrası), “toplumsal barışa” vurgusu yoğunlaştı. Akıl vericilerin tavsiyesine uyan RTE; Başkan olma sürecinde, “toplumsal barıştan, birlik olmaktan, ve millet olmaktan” söz etmektedir. Başkan olma sürecinde bu söylem; RTE’nin “mutlak lider olduğu” algısını, toplumun kabul etmesine yönelik kullanıldı.

Törende konuşan Şener Şen’in, “Hikayeler hayatı nasıl yaşayabiliriz konusunda bize yol göstericilerdir. Ben canlandırdığım karakterlerin iyiye ve doğruya hizmet etmesi için özenle seçtim. Bir aktör için intihar sayılabilecek uzun yıllar istediğim hikayeyi bekledim. İyiyi, doğruyu ve güzeli arayan toplumların her zaman barış içinde yaşayacağıma inandım. Bu ödülü toplumsal barışımıza bir katkısı olması umudu ile kabul ediyorum” cümlesi; RTE’nin politik ihtiyacını karşılayıcı bir laf yığınıdır.

Açık söylemek gerekirse Şener Şen’in ödülü alması ve törendeki konuşması, Recep Tayyip Erdoğan’ın ihtiyacına “cuk” oturdu.

Yani Şener Şen’in tavrını aklamaya çalışanların; “Şen’in ödülü; ‘toplumsal barışa bir katkısı olması umudu ile kabul ettiğini ‘ vurguladı” demesi abesle iştigaldir.sener-sen-odulunu-toplumsal-barisa-adadi

Çukura düşen her insanın, içine düştüğü durumu izah etmek için “akla uydurduğu” bir gerekçesi vardır. Ancak gerekçe ne olursa oluşun Çukurun varlığı bir gerçekliktir ve hiçbir gerekçe “çukura” girmeyi aklayamaz.

Şener Şen’in bir artist olarak filmlerde üstlendiği rol gereği ”halkçı” bir tipe bürünmesi ve o tiple tanımlanması, onun gerçek hayatta tam tersi bir profil çizmesini aklamaz. İnsanın, toplumsal yaşam içerisinde gösterdiği davranış onun karakterinin belgisidir.

Sizin ona atfettiğiniz tanım değil; onun pratiğinin gerçek ifadesi insanın vasfı hakkında bilgi verir.

Şener Şen ve onun gibi sanatçıların; filmlerde üstlendiği karakterlerin kimliğine bürünme haliyle anıldıkları ( “Ben canlandırdığım karakterlerin iyiye ve doğruya hizmet etmesi için özenle seçtim” gibi ) ve bu anılmanın toplumsal pratiklerinin önüne geçip ve hatta onu örtüğü için, toplumsal yaşam içerisinde takındıkları tavrın “görünemez, duyulamaz” olması gerçekleşti.

Sanat dünyasında, aynı çevre insanları, ötekinin “ne mal “ olduğunu gördü ve açıkladılar. Ancak sanat faaliyetinin oluşturduğu perde, sanatçı hakkındaki değerlendirmelerin de duyulmasını, görülmesini engelleyici set oldu çoğu zaman.

 ZUHAL OLCAY ELEŞTİRMİŞTİ

Şener Şen’in vasfı; daha önce kimi seyirciler ve onun toplumsal pratik içerisinde gösterdiği zaafı fark eden Zuhal Olcay tarafından açıklanmıştı.

Şener Şen, geçtiğimiz yıl 20. Türk – Alman Film Festivali sırasında seyircilerden gelen, “Toplumsal eylemlere neden katılmıyorsunuz?” sorusunu yanıtlamıştı. Şen, “Oyuncunun ödevi, yaptığı filmlere hayat görüşünü yansımaktır. Bilfiil politikanın içinde olma, siyasetin içinde olma başka bir alandır. Bunu da sadece eylem yapan, hayatta başka hiçbir şey yapmayan, güzel film sevdalısı olmayanlara bırakıyoruz” şeklinde cevap vermiş, sosyal medyada eleştirilerin hedefi haline gelmişti.

Şener Şen’in söylediği “Eylem yapmayı, hayatta başka hiçbir şey yapmayanlara bırakıyorum” sözleri için sanatçı Zuhal Olcay’dan sert bir açıklama gelmişti. Hürriyet gazetesine konuşan Zuhal Olcay, “Sadece evlerimizden, güvenli ortamlarımızdan bir şeyler yazıp, “Hah bugün de görevimi yaptım” deyip huzur içinde uyuyoruz. Bir de geçenlerde şuna takıldım; Şener Şen demiş ya, “Ben eylemlere vakit ayıramayacak kadar sinemayı çok seviyorum” diye. Kendini yanlış mı ifade etti acaba diye düşündüm. Çok düşündürücü bir yanıt ve acıklı. Peki Picasso’yu, Sartre’ı, Marlene Dietrich’i ya da günümüzden Sean Penn’i nereye koyacağız? Picasso meşhur Guernica tablosunu yapmış ama faşistlere karşı lafını da söylemiştir” ifadelerini kullanmıştı.

Anlaşılıyor ki; Zuhal Olcay; yıllar önce, pratiği ile gerçek vasfını sergileyen Şener Şen’e gerekli yanıtı vermişti. Ancak her zaman olduğu gibi o günde, Zühal Olcay’ın eleştirisini sanatseverlerin duymakta geç kalmasını engelleyen de; sanatçıya sempatinin, insanı sorgulayıcı olmaktan alıkoyan gücü olmuştu.

Ödül aldıktan sonra Şener Şen’in; eleştirilere verdiği ilk yanıtta; “Herkes aklını başına almalı” cümlesi öne çıktı. 65 Bu cümle, okuyucuya; AKP önderlerinin de  bu tehdit içeren sözü sıklıkla kullandığını hatırlattı. Siyasi iktidarın verdiği ödül sayesinde; Şener Şen’in dilinin, AKP önderlerinin “lümpen” diliyle benzeşik olduğu da açığa çıktı. Kuşkusuz, iktidara yanaşan insanın “atarlı” role bürünmesi yanında dilinin de uzuyor olması dikkat çekici.

 

Şener Şen’in önce sergilediği tavır; bugün gösterdiği tavrın ne olacağına ilişkin ipucu vermiştir. Şimdi Şener Şen “Ben zaten bu vasıfta idim siz benden oynadığım roldeki karakter olmamı beklediniz. Aslımı görmezden gelip suretime inandıysanız, ben ne yapabilirim” derse; haklıdır ve bu anlamda tutarlıdır da.(!)

Yanıtı zor verilecek bir sorunun muhatabı olmak zordur.

 

ŞENER ŞEN’in “Ağırlığını”; RTE ödüllendirerek “Hafifletti”
4.0Puan
Okuyucu Puanı: (2 Votes)

Pin It on Pinterest