Eski MHP’li yeni AKP’li Tuğrul Türkeş; Devlet Bahçeli’nin karakterini iyi bilen birisi olarak İttifak görüşmelerinin başlangıcından itibaren Devlet Bahçeli’nin politikalarından kuşku ve endişe duyduğunu açıkça ifade etti.

Devlet Bahçeli, MHP Genel Başkanlığını kaybetme riski söz konusuyken AKP Hükümetinin açık desteği ile paçayı kurtarınca; iflası yakın tüccar misali son çare olarak AKP nin kollarına sığınıp İradesini tam anlamıyla AKP Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teslim etti. Ancak bu süreçte Devlet Bahçeli “yiğitliğie leke” sürdürmeme” tavrını ustalıkla sürdürdü.

Devlet Bahçeli kendi durumunun vahametine rağmen, RT Erdoğan’ın Başkanlık için her yola başvurmaya hazır olmasının getirdiği zaafını lehine kullanmayı başarabildi.

Devlet Bahçeli, Başkanlık referandumu sürecinin başlangcından itibaren RTE yi izlediği politikaların peşisıra sürükledi. RTE’nin başkan olmak için her şeye razı tavrı nedeniyle Devlet Bahçeli’nin her önerisini gerçekleştirmesi, MHP kadrolarının özel toplantılarda; “AKP Hükümetini ve hatta Türkiye’yi biz yönetiyoruz” iddiasını dillendirmesinin dayanağı yaptığı özel olarak dışarı sızdırıldı. Sahada çalışan MHP kadroları da “Devlet Bahçeli, AKP’ye istediği her şeyi yaptırma kudretine sahip ”  havasını sürdürdüler.

Bu durumu dayanak yapan Tuğrul Türkeş; her ortamda Bahçeli’nin politik kaypaklığına ilişkin kuşkularını açıklamaktan geri durmadı. Ancak Devlet Bahçeli Recep Tayyip Erdoğan’ı cezbedecek öyle hamleler yaptı ki; Türkeş’in endişeleri üzerine şekillenen uyarıları yeterli etki yaratmadı.

Erken seçim kararı da, RTE’nin Devlet Bahçeli’nin politikasına kendi politikalarını feda edişinin örneği idi.

Ancak Türkeş’in baskın saldırıyla muhalefeti sıkıştırma atağını  muhalif partiler usta manevrayla savuşturunca; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yakın çevresine de “tezgaha mı geldik” sorusunu sorduğu AKP kadrolarınca açıklanır oldu.

Afrin harekatının AKP-MHP-BBP ittifakınının lehine olacağı düşü de hüsranla sonuçlanınca; Erdoğan’ın Devlet Bahçeli’nin politikaları ile ilgili kuşkusu arttı ve Bahçeli’nin Af talebini reddederek siyasi gidişata ilişkin kuşkusunun pratik karşılığını gösterdi.

AKP kadroları , Bahçeli’nin özellikle af konusunda üst üste açıklamalar yapması ve ısrarcı olmasından ve bazı AKP’li adayları eleştiriyor gibi yaparak aslında AKP’ye yüklenmesinden rahatsız olduklarını açıkça ilan ettiler. AKP yöneticileri, “Bahçeli, partimizin içine oynayarak hem İYİ Parti’ye kaçan oylarını hem de AKP içindeki ülkücü oylarını kendi partisine çekmeye çalışıyor” endişelerini parti de yüksek sesle konuşmaya başladılar.

Payanda ile ayakta duran çürük  evde ikamet eden insanların, evin yıkılacağına ilişkin kuşkusu ve endişesi süreklidir.

Bahçeli’ye güvensizlik olsa da “kol kırılır yen içinde kalır” hesabıyla : Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım ve parti yöneticilerinin MHP ile ittifakın sağlam olduğu, seçimden sonra da süreceği yönünde açıklamaları AKP içinde, Bahçeli’ye güvensizliğin dozunu azaltmadı.

Maddi temele sahip kuşku ve endişeyi ortadan kaldıracak “sihirli” söz olmadı; olamaz da.

Özellikle MHP milletvekillerinin kendi bölgelerinde kendi çıkarların ön plana alarak; Bana oy ver de Cumhurbaşkanlığı beni ilgilendirmiyor tavrını açıktan sürdürdüler.

MHP Konya Miletvekili adayı Celil Çalış; Kanal 42’deki “Seçim Özel” programında, 24 Haziran seçimleri sonrasındaki duruma ilişkin açıklamalar yaparken, “Erdoğan seçilmese ne olur? Bence hiçbir şey olmaz” dedi. Aslında bu dikkat çekici bu ifade hemen hemen tüm MHP’li milletvekillerinin söyleminin özeti idi.

Çalış’ın 35 milletvekili ile hükümeti sırtladıklarını söylemesi de MHP kadroları arasında yaygın olan AKP hükümetini biz sürüklüyoruz fikrinin ifadesi oldu.

Tuğrul Türkeş, durumun farkında olan birisi olarak; “MHP’nin Cumhur ittifakı içerisindeki konumuna ilişkin endişelerini dile getirdi ve Cumhur ittifakinin seçim sonrası sürmeyeceğine ilişkin açıklama yaptı.

Alparslan Türkeş’in oğlu Tuğrul Türkeş’in ittifaka yönelik, “Cumhur İttifakı 24 Haziran seçimlerinden sonra sona erecek. Bahçeli, ‘Ben Cumhurbaşkanı yardımcısı olmam, hükümete bakan vermem, ben bunları ayıp addederim’ diyerek, 24 Haziran sonrası AKP’nin iktidara yalnız devam edeceğinin işaretini veriyor” açıklamasının AKP’nin içinde tartışılmasının, MHP kanadını rahatsız eden soğuk rüzgar estirdiği görüldü.

Kuşkusuz AKP , MHP arasında çıkar çatışmasının açığa çıkmasının ve çatışmanın ittifakta çatlağa yol açacak noktaya gelmesininin nedeni; Ağırlığı hissedilen ekonomik kriz batağına saplanmadan seçimleri sonuçlandırma planının suya düşmesi oldu. Ekonomik krizin ağırlığı altında sürdürülen seçim çalışmalarında AKP ve MHP kadroları  geleceğe ilişkin çözümleri olmaması nedeniyle siyasi çıkmaza sürüklendiler ve zırhı parçalanmış  gibi savunmasız kaldılar.

 Muhalefet partilerinin birbirleriyle uyum içerisinde ve didişmeden seçim faaliyetlerini sürdürmesi ve özellikle tüm provokasyon salvolarına karşın HDP ile öteki muhalif partiler arasında “sorun” çıkmaması; AKP/ MHP/ BBP ittifakının hayal kırıklığına tuz biber ekti.

Devlet Bahçeli’nin İttifakın inşasının il günlerinde “Anayasayı değiştirip yeni sisteme geçmeye katkı sağlayanlar, siyasi şartlar değişti, ben şunu düşünüyorum deme şansına sahip değildir. MHP, Cumhurbaşkanlığı adayı göstermeyecektir. Anayasada beraber hareket ettiğimiz parti ile beraber sonuç almak Türkiye’nin hayrına olacağı inancındayız.” Cümlesinde ittifakın “Türkiye’nin hayrına olacağı inancındayız” iddiasının altını çıkar çatışmasının oyduğu ve ittifakın, asıl olarak, zor duruma düşen Bahçeli’nin kendini ve yakın çevresini kurtarma amacıyla yapıldığı ve Recep Tayyip Erdooğan’ın da MHP’nin düştüğü durumu kullanma amacıyla ittifaka evet dediği açığa çıktı.

Bu nedenle, Devlet Bahçeli’nin “oynamam yerim dar” cilvelerine karşın; Cumhurbaşkanlığı seçiminde Erdoğan’ın kazanabilmesi için MHP’nin oyuna ihtiyacı olması nedeniyle Erdoğan ve Yıldırım’ın; Bahçeli’nin eleştirileri üzerine kabinede MHP’lilerin yer alabileceği yönündeki açıklamaları, seçime kadar ittifakı sorunsuz götürme çabası olarak yorumlandı.

Tüm motivasyon oluşturma çabasına rağmen, Cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri için AKP’nin yaptırdığı anketlerde saptanan oy oranlarının beklentinin altında kalması ile birlikte, seçimi kaybetme endişesi, “cumhur ittifakı” saflarında “kaos” oluşturdu ve  herkes kendi paçasını kurtarma telaşıyla “ötekini” hiçe sayarak çalışmalarını sürdürme yoluna girdi.

İttifakı oluşturan tarafların kendi çıkarlarını öne çıkarması nedeniyle ; işlerin sarpa sarması, önlenemez düşüşün önünü açtı.

Siyasi balayında boşanma emareleri çoğaldı.

Evliliğin kaderini burjuva demokratik çözüm isteyen güçler çizecek.

Burjuva Demokratik sistem yanlısı güçler doğru tavrı sürdürüp, ittifakın cemaline, seçim sonuçlarını tokat gibi indirmeği başarırsa; “Cumhur ittifakında” deprem o gün gerçekleşecek ve o zaman büyük gümbürtü kopacak; İtifak kurulmadan önceki “hasım ikili” durumuna dönecek olan MHP ile AKP arasındaki galiz küfürleşme savaşı eskisinden daha ağır biçimde yeniden başlayacaktır. Toplumun büyük çoğunluğunun beklentisi;  AKP ve MHP arasındaki siyasi evlilik, seçim hezimetiyle birlikte sona ererse ayağına basılan R. Tayyip Erdoğan’ın “D. Bahçeli beni aldattı” diye bağıracağıdır.