Türkiye, 16 Nisandaki rejim değişikliğinin ardından otokratik bir yönetimle yeni bir aşamaya doğru ilerlemektedir. Toplumsal muhalefet, CHP’nin başı çektiği bir eksende bir kez daha “Rus ruleti” oynamaya mecbur bırakılacak gibi görünüyor. Bunca şaibenin üstüne 2019 seçimlerine girmek AKP’nin zorladığı topyekûn toplumsal dönüşümün kolayca tamamlanmasına hizmet edebilir. CHP’nin  burjuva cumhuriyeti yeniden inşa düşü bu olasılığın somut altyapısını oluşturuyor.

Bir yandan, süreç KHK’ler ve olağanüstü hal ile engelsiz ilerlemekteyken, öte yanda ülkenin diğer yarısında gerilim büyümekte ve topyekûn dönüşüme karşı topyekûn bir karşı duruş olasılığı güçlenmektedir. Demokrasiden laikliğe ve aydınlanmanın kazanımlarına, adalet, eşitlik ve özgürlükten kişisel ve sosyal haklara kadar uzanan pek çok başlık AKP karşıtlarının ortak hedeflerine dönüşmüştür. Artık Türkiye ile kaderinin birleştiğini iddia eden AKP’nin basıncı, ulusalcılardan HDP’ ye, sosyal demokratlardan sosyalistlere pek çok kesimi bir arada durmaya zorlamakta ve ortak hareket olanaklarını güçlendirmektedir. Bu birikimin ortak bir cepheye dönüşme beklentisi ve olasılığının güçlendiğini pek çok değerlendirme ve gelişmeden izlemek mümkündür.

Post-modern zamanın ruhu olan post-modernizmin, dincileşmenin, akıl-dışılığın, yoz cehaletin, bilime saldırının yol ve yöntemlerinin tümünün birden kapitalizmin kültür alanında bir büyük projesi olduğunu düşünmek; asıl yaşamsal enerjisini üretim ilişkileri ile üretici güçler arasındaki çelişkiden aldığını gözden kaçırmakla olasıdır. Bu çelişkiden bir toplumsal devrim çağına gidilemediğinde kangren bir “evrim çağı” kaçınılmazlaşıyor: Bilimsel devinime ilgisi ve inancı olmayan bir toplumun, Özgürlük, eşitlik ve insanca yaşam umudunu yitirmiş bir toplumun kaos ve anarşi çağından başka bir çağa, hele de toplumsal devrim çağına ulaşma şansı yoktur.

İşçi sınıfı hareketi ile sosyalizm mücadelesi ve doğaldır ki sosyalist örgütlü pratik birleşmedikçe; İşçi sınıfını devrimci bir sınıf olarak hesaba katmak oldukça zor görünüyor. Sınıfsal konumu ve çıkarları sosyalizmde olan emekçi yığınların çoğunluğu maalesef AKP, CHP ve MHP gibi düzenin siyasi aktörlerinin oy deposunu oluşturmaktadır. Emekçi yığınların, bayrağı altında toplandığı partilerle sınıfsal konum ve çıkarları arasında uzlaşması olanaksız çelişkiler vardır. İktisadi kriz dönemlerinde olduğu gibi siyasi krizlere de ideolojik krizlerin eşlik etmesi kaçınılmazdır. Açıktır ki, böylesi bir durum emekçi yığınlarla düzenin siyasi aktörleri arasındaki makası daha da açabilir, çelişkili bağları zayıflatarak kopartabilir. Siyasi krize eşlik edecek olan ideolojik belirsizlik dönemi, sosyalizmle emekçi yığınlar arasında güçlü ve kalıcı bağlar kurulmasına zemin olabilir ve sınıf hareketi ile sosyalist hareketin birleşmesine yönelik yeni olanakları ortaya çıkartabilir.

AKP, hızla topyekûn bir toplumsal değişime ilerledikçe tüm toplumsal muhalefetin varlık sorunu yaşayacağı ve cephe görünümüne bürünmekten başka çıkar yolunun kalmayacağı açıktır. Sözü edilen tüm olasılıklar ve olanaklar çok kısa bir süre içerisinde toplumsal gerçekliğimiz halini alabilir. Bu fotoğrafı görüp buna uygun adımları atmamış olmak basit bir “kusur” olarak algılanamaz; en hafif deyimle bile bu, işçi sınıfına ve sosyalizme aynı anda sırt dönmek anlamına da gelecektir.

Rejim krizindeki cepheleşmenin bir yanında Erdoğan diğer yanında sol olduğunu düşünmek eğer bir teorisizim yaşanmıyorsa kötü bir karikatürdür ve toplumsal ölçekte bir krizi ıskalamaktır. Gerçekleşecek krizde tüm siyasi aktörler, tüm toplum, sermaye, uluslararası sermaye ve emperyalistler taraftır. Bu basit gerçeklik sosyalistlerin sadece bir cephe çağrısı yapması ya da sadece kendi aralarında bir cephe kurmasının gerekçesine indirgenemez. Sosyalistler bu koşullar altında, toplumsal yarılmanın yüzü tarihsel ilerlemeye dönük biricik aktörü oluşunu, düşünsel zeminden tüm topluma hem siyasi hem de ideolojik alanda taşımanın ve pratik olarak emekçi halk yığınlarının öncüsü olmanın olanaklarını sonuna kadar zorlamalıdır.

Günübirlik okumalara ve kendi nesnelliğine uygun konumlanma refleksine karşı mesafesini koruyabilen sosyalist öznelerin, dönemin tarihsel önemini kısıt ve olanaklarını çok daha hızlı ve bütünlüklü değerlendirme yeteneğine sahip olduğu bir gerçektir. Bu bağlamda, çeşitli çevrelerce, dönemin siyasal ve toplumsal özelliklerine ilişkin çok sayıda tutarlı değerlendirme yapılmış ve azımsanmayacak oranda bu değerlendirmelere olası bir cephe, ortak direniş ya da birlikte mücadele tespitleri eşlik etmiştir. Bu son derece önemlidir. Ve ama daha önemlisi, değerlendirme ve saptamaların aksine solda, özellikle sosyalistler arasında kapsayıcı ve bütünlüklü bir birlik pratiğinden söz etmenin halen mümkün olmadığıdır.

Solda cephe, ittifak, ortak mücadele, güç birliği çağrılarının sayısının her geçen gün arttığını görmek olumlu bir durum olmakla beraber, nesnel gerçekliği analiz etmek, cephe çağrısı kaleme almak hatta cephe kurmak yeterli değildir. Tarihsel ve siyasal sorumluluk, toplumsal cephenin içinde bir siyasi aktör olarak masaya oturmayı, toplumsal krize eşlik edecek ideolojik kriz sürecinde emekçi halk yığınlarının, bayrağı altında toplandığı burjuva siyasi aktörlerden olası kopuşunu toplumun dönüşümü hedefine yöneltecek bir çalışma yürütmeyi gerektirmektedir. Kuşkusuz bu çalışma, solun “gerekçesiz” dolayısıyla işlevsiz birliği ile değil, bu zor görevin gereksindiği çalışmanın kapsam ve etkinliğini gözeten bir biçimde ve toplumsal kriz gerekçesi temelinde birlikle, birleşik olarak yürütülmelidir. Toplumsal krize dönüşmesi an meselesi olan rejim krizinin ıskalanmaması bu anlama gelmektedir. Unutulmamalı ki, burjuva partilerin bayrağı altında dahi olsa, geniş emekçi yığınların duruma el koyması bir krizin gerçek ifadesidir; emekçi yığınlar yoksa; ya da aynı anlama gelmek kaydıyla toplumsal ölçekte bir cephe oluşmadan toplumsal muhalefet teslim alınırsa; kriz toplumsal krize dönüşmeden sönecek ve yok hükmünde olacaktır.

Sosyalistlerin ve sosyalist öznelerin birliği; olası bir toplumsal/muhalefet birliğini, cepheleşmesini ya da haziran benzeri bir toplumsal direniş sürecini öncelemeli ve sosyalistler arasında da olabildiğince kapsayıcı olmalıdır. Bu birlik, öznelerin kendi nesnelliklerinde sıkışıp kalmasını önleyerek, sınırlı toplumsal etki alanını genişletecek, sosyalistlerin olası geniş bir toplumsal cephe içinde güçlü ve etkili bir birlik olarak yer almasını, diğer toplumsal muhalifleri/özneleri ama daha çok burada yer alan işçi-emekçi halk kitlelerini etkileme olanaklarını da arttıracaktır.

Solda her geçen gün sayısı artan diğer birlik düşünce ve çağrılarından bu değerlendirmeyi ayıran temel özellik, ne rejim krizinin toplumsal boyutunu yakalamış olması ne de toplumsal muhalefetin gövdesinin işçi-emekçi yığınlarca oluşturulacağını görmüş olmasıdır. Aksine bu iki özelliğin tüm kesimlerce, kolayca tespit edilebileceği tartışma götürmez. Ancak bu noktadan hareketle bu değerlendirme, toplumun sosyalist dönüşümünde ortaya çıkabilecek olanaklara tüm sosyalist öznelerin birlikte odaklanması gereğine çubuğu bükmektedir.

İdeoloji-politik alanda, rejim krizinin, işçi emekçi yığınlarla onların siyasi önderliğine soyunmuş burjuva partiler arasında temsil krizi oluşturması kaçınılmazdır. Eğer, toplumsal muhalefetin bir cephe olarak örgütlenmesi sürecinde, sosyalistler, emekçi-işçi yığınlarla birlikte hareket halindeyken, sosyalist öznelerin birliğinin de bu cephenin önderliği içinde yer alması halinde rejim krizi, otoriter rejimin yenilgisiyle son bulurken, temsil krizi işçi-emekçi yığınların sosyalizmin bayrağı altında toplanmasıyla sistem krizine dönüştürülebilir.

Ne bu tablonun bu biçimiyle gerçekleşeceğinin ne de bu tablo harfiyen böyle gerçekleşse bile sosyalizmin zaferiyle sonuçlanacağının garantisi vardır. Ancak, olasılık küçük de olsa devrimin ve sosyalizmin gerçek kılınmasına dairdir ve bu tarihsel bir öneme sahiptir.Ve mutlaka değerlendirilmelidir.

Bu olasılığı yok saymanın veya gereğini yerine getirmemenin sosyalistler açısından gerekçelerinin neler olabileceğini anlamaya dönük bir çabanın sahibi olmak zorunludur ancak bu zorunluluk bu gerekçeleri kabul etmenin mazeretine dönüştürülemez. Örneğin, bugüne kadar hiç bir yapının, hiç bir yöneticisinin tek bir yanlış yapmamış olduğunu, yanlış yapma hakkından ve özeleştiri mekanizmalarından yoksun olan yapıların kendisini yenileyemediğini, elbette görmezden gelme hakkımız yoktur. Ancak bugün acil olduğu kadar yaşamsal da olan “cepheyi önceleyen sosyalist bir birlik kurulması… Kendisi için değil sosyalizm için bir özne yaratılması…” görevlerinin önüne bu türden eleştiri ve bahanelerle set çekmenin tarihsel yanılgıdan öte bir anlam taşımayacağı da açıktır.

Yukarıda değindiğimiz gibi, içinde bulunduğumuz kritik süreçte birlik önemli ama gerçekleştirilmesinin tüm sorunlarımızı çözmeyeceği hatta kimi sorunlarımızı kısmen de olsa çözmemizi ön gerektirdiği açıktır. Sol, tarihi, toplumsal dinamikleri hızlı ve bütünlüklü okuma olanağına sahip olmasına karşın kitlesel etki alanını genişletme konusunda ciddi sıkıntılar yaşamaktan kendini bir türlü kurtaramıyor. Bu sorunun altında ilişki biçiminin Marksist niteliğe sahip olmaması yatıyor ve bu uğrakta birliği gerçekleştirmek kısmen bu sorunu çözmek ya da çözmeye niyetli olmak anlamına da geliyor. Kolayca ve sık bölünme hastalığı için de benzer şeyler söylenebilir.

Sosyalist öznelerin, birlikte, toplumsal olarak daha geniş etki alanına sahip CHP, HDP gibi unsurlarla bir araya gelmesi önemlidir. Ancak sosyalistlerin birlik altında, toplumsal bir cephe içerisinde yer alması; basitçe öznelerin bir araya gelmesine indirgenemez. Önemli olan halkın, işçi-emekçi kitlelerin bir araya gelebileceği süreçlere bir birlik olarak önceden hazırlanmış olmaktır. Sosyalistlerin birliği, hızla faşizme ilerleyen bu dönüşüm sürecini dağıtabilecek, geniş bir cephede ortak, belirleyici öznelerden biri olarak yer almalıdır. Tekel ve Haziran Direnişleri bu anlamda son derece iyi örnekler ve deneyimler içermektedir.

Türkiye tarihsel açıdan, kritik bir dönemecin sonlarına doğru yaklaşmaktadır. Emperyalizmin bozulan güç dengesi, bölgemizdeki karmaşa ve savaş, kapitalizmin sürmekte olan krizi, ekonomik çıkışsızlıkların büyümesi; geleceğe ilişkin orta ve uzun vadeli planların yanı sıra artık kısa vadede de plan yapmayı da zorlaştırmıştır. Sosyalist birlik; karmaşa ve kaosun, siyasi öznelere dayattığı bulanıklığı, dağınıklığı ve hareketsizliği kırabilir, kırmalıdır.

Döneme damgasını vuracak olan ya Adalet ve Kalkınma Partisinin (AKP) “adaleti” ya da artık ülkenin bir parçası olarak bile görülmeyen karşı cephenin direnişi olacaktır.

Ender Özsarıkaya