Birleşmiş Milletler ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesi sorununu görüşmek üzere toplandı.

Toplantıdan önce ABD Başkanı Trump şirket patronu diliyle tehditkar konuştu. “Birleşmiş milletlerde karşı oy kullanacak devletler milyonlarca dolarımızı alıyorlar ve bize karşı oy kullanıyorlar. Oylamaları izliyoruz. Bırakın aleyhimize oy kullansınlar; tasarruf ederiz.” dedi.

Kuşkusuz  Trump, bu konuşmayı, özellikle Bölge devletlerin ikircikli karakterini ve Filistin meselesindeki ikiyüzlü tavırlarını bilerek yaptı.

Bölge ülke yöneticileri de Birleşmiş Milletler Toplantısından önce Trump’un kendilerinden beklediği açıklamayı yaptılar. ABD’nin bölgedeki ajan devletlerinden biri olan Bahreyn’in Dışişleri Bakanı Şeyh Halid bin Ahmed Al Halife’nin twitter’da yaptığı açıklamada; “Dinci-Faşist İslam Cumhuriyeti (İran) tehlikesine karşı birlikte savaştığımız bir dönemde ABD ile tali bir mesele (oylama) için kavga çıkarmanın hiç bir faydası yok.” dedi.

Filistin “tali” bir meseledir; açıklamasıyla Bahreyn Dış İşleri Bakanı’ aslında, bölge ülkeleri yöneticilerinin bilinçaltını deşifre etmiş oldu. ABD’nin Ortadoğu’yu yeniden dizayn etme politikasını  esas mesele olarak kabul eden Bölge ülke devletlerinin hemen hepsi, her dönemde, kendi devlet çıkarlarına doğrudan bağlı olarak Filistin devletinin inşasını “tali mesele” olarak gördüler.

BÖLGE DEVLETLERİ HER DÖNEMDE FİLİSTİN MESELESİNİ İKİNCİ PLANA İTELEDİ

Bölge ülkelerinin kaderi Emperyalist ülkelerin stratejik çıkarlarından bağımsız değil. Ancak Filistin halkının kurtuluşu sorununun tavsamasını yalnızca emperyalist devletlerin bölge politikasına bağlamak eksik olur. Filistin halkının ve Bölgedeki öteki “devleti olmayan” halklarının özgürlük sorununun çözümlenmemesinde bölgedeki devletlerin rolünü görmezden gelmek önemli bir hatadır. Filistin meselesinde İsrail’in bu kadar hoyrat davranmasında hamaset nutukları atan tüm devletlerin yöneticilerinin büyük payı var.

ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı yeni değil ve bugüne kadar bu konuda bir karşı duruş sergilemeyen AKP’nin başı Erdoğan’ın  Trump’a esip gürlemesi ABD’ye karşı son günlerde izlenen politikadan kopuk değildir. AKP “tek adam” iktidarının Filistin meselesine “duyarlılığı” gösteriden ibarettir ve bu tavır tamamen iç politikada Filistin meselesini kullanma hamlesidir. AKP kurmayı da her dönemde bölgede halklarının kendi kaderini tayin etme hakkını ihlal eden ülkelerin içinde yerini aldı.

Türkiye’de egemen iktidarın siyasi sözcülerinin Ortadoğu bölgesinde yürüttüğü asimilasyon ve yok etme politikaları açıkken; bu siyasilerle ideolojik ve politik işbirliği içerisinde bulunan toplumsal grupların Filistin halkının asimilasyon ve yok edilme durumuna ilişkin politikalarında samimi olması kuşkuludur. Kürdistan’ın bağımsızlık girişimlerini boğan bir siyasi iktidarın, Filistin devletinin özgür, bağımsız olmasını istemesini ummak abesle iştigaldir.

Kendi işgalci ve sömürgeci tarihi ile hesaplaşmayan devletlerin, diğer devletlerin işgalciliğine karşı politik duruşları ikiyüzlü vasıftadır. Bu karşı duruşun üzerindeki örtüyü kazırsanız altından sömürgecilik görünür. Savaş ve işgalcilik konusunda hiçbir burjuva devlet masum değildir.

EMPERYALİST DEVLETLERİN İKİYÜZLÜ POLİTİKASI

En bayağı bir biçimde kavramları iğdiş ederek kendilerini “özgürlük ve demokrasi” havarisi ilan eden ancak Dünya’nın her bölgesinde sömürge halkların özgürlük sorunu gündeme gelince çark eden emperyalist devlet yöneticileri, Trump’un Dünya’nın efendisi gibi davranmasına karşı tavırlarının parçası olarak Kudüs’ün “İsrail’in başkenti” ilan edilmesine tepki gösterdiler.

İngiltere, Almanya ve Fransa (vb. devletler), ABD yayılmacılığına karşı esas anlamda kendi sömürge alanlarını korumak için “savaş karşıtlığı” rolüyle sahnede yerini aldı.

Avrupa Birliği Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, ABD Başkanı Donald Trump’ın tavrından dolayı ciddi endişe duyduklarını belirtti. Mogherini, AB’nin tutumunun değişmediğini ifade ederek, müzakereler yoluyla iki tarafın da beklentilerini karşılayacak şekilde ve Kudüs’ün gelecekte iki devletin de başkenti olmasını sağlayan çözümün bulunması gerektiğini vurguladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Macron “ABD’nin tek yanlı kararı üzücü, desteklemiyoruz” dedi.

Almanya Başbakanı Angela Merkel de Trump yönetiminin kararını desteklemediklerini, kentin statüsünün iki devletli çözüm müzakerelerinde belirlenmesi gerektiğini belirtti.

İngiltere Başbakanı Theresa May ise, “Nihai bir anlaşma yapılmasından önce ABD’nin elçiliğini Kudüs’e taşıma ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararına katılmıyoruz. Bunun, bölgede barışa yardımcı olmayacağına inanıyoruz” diye açıklama yaptı.

“Üzücü”, “endişe verici”, “kabul etmiyoruz” türünden kelimelerle içi doldurulan söylevlerin pratikte bir anlamı yok. Emperyalist kapitalist ülkeler yıllardır, Ortadoğu’nun “savaş bölgesi olarak kalmasını çıkarlarına uygun görerek politikasını biçimlendirdi. Hamaset söylevlerine dayalı bir politika izleyen emperyalist ülkelerin devlet yöneticileri yıllardır aynı sözleri tekrar edip durdular ama İsrail’in Filistin topraklarını işgali ve bölgedeki öteki ülke halklarını tehdit eden savaş politikası sürdü.

TRUMP’UN TAVRI ABD SÖMÜRGECİLİĞİNİN İFADESİDİR

Trump’un şantajı çeşitli nedenlerle ABD karşıtı olan devletler nezdinde para etmedi; aksine tepkiyi çoğalttı. Toplantıya katılan devletlerin büyük çoğunluğu ABD ve İsrail’in aleyhine karara imza attı. Ancak kararın önemli oluşu; pratik bir hükmünün olmamasını da ortadan kaldırmadı.

Birleşmiş Milletler  çoğunluğunun;  ABD ve İsrail’in aleyhine onayladığı kararın pratik geçerliliği yok. Çoğu bölge ülke devlet yöneticisi bu durumu bilerek ve bir süre sonra yine Filistin sorununun aynı durumda kalacağından emin bir halde; Ülke içerisinde iktidarını sürdürme ve sömürge halklara “hoş görünme” politikasının dayanağı yapacakları tavır sergilediler.

Birleşmiş Milletler toplantısında alınan karara rağmen ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in Başkent’i ilan etmesi pratikte geçerli olacaktır.

Kudüs’ün İsrail’in Başkent’i olduğunu tanıma, Trump’ ın keyfi aldığı bir karar değil. New York Times gazetesi yazdığına göre; “Trump’ın eyleme geçmesinde ABD’deki Yahudi lobisi ve Evanjelik Hıristiyan gruplar itici güç oldu.” ABD Başkanı Trump’ın, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararını uygulamaya sokarken iç siyasette kendisini destekleyen aktörleri dinlediği kimse için “sır” değildi.

ABD ‘nin Filistin konusunda ki tavrı bellidir ve ABD’nin Ortadoğu politikası yeni belirlenmedi. Bu politikanın biçimlendirilmesinde mali sermaye gruplarının rolü son derece etkilidir.

Eylemin sorumluluğunu yalnızca Trump’un üzerine yıkıp; ABD’nin sömürgeci politikasını kavramaktan uzaklaşacak biçimde ABD ‘nin İsrail yanlısı genel politikasının üzerini örtmek önemli bir hatadır.

İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki eli ayağıdır. İsrail’in Ortadoğu’da zor duruma düşmesi halinde; ABD’nin eli ayağı ateşe düşmüşçesine refleks göstermesi normaldir.

FİLİSTİN HALKININ KURTULUŞU HALKLAR İÇİN ESAS MESELEDİR

Kürdistan’ın “devlet kurma istencinin” ifadesi olan  referandumu yok sayan /boğan ve Avrupa’nın ortasında yer alan Katalonya halkının ayrı devlet kurma çabasına karşı çıkan ya da  kayıtsız kalan;  emperyalist devletlerin ve bölgedeki devletlerin, Filistin’in devlet olarak varlığını sürdürmesi meselesine sahiplenmesinin mümkün olamayacağı açıktır.  Her dönemde Bölge devletleri için Ortadoğu’da gerçekleşen  ulusal kurtuluş ve  halkların devlet kurma sorunu “tali mesele” sayıldı.

Ancak Ulusal kurtuluş mücadelesi ve halkların özgürlüğü için geçekleştirdiği eylemler, Bölge halkları ve sosyalist örgütler tarafından her dönemde “esas mesele” sayıldı.

İnsanlık tarihi; özgürlük ve eşitliğin, her zaman ve gerçek anlamda ona ihtiyacı olan halklar için  esas ve yaşamsal önemde bir pratik olduğunu öğretti.