Sedat Peker; artık dizi film gibi takip edilen ifşaatını sürdürdü. İfşaat dizisinin Yedinci bölümünde Peker; Mehmet Ağar’ı yeniden hedefine koydu.

“ERKAN YILDIRIM’LA MEHMET AĞAR İLİŞKİSİ “

“Erkan Yıldırım, Halil Falyalı’nın otelinde veya gazinosunda misafiriydi. Mehmet Ağar bu senkronizenin ortasında. Erkan Yıldırım’ın Süleyman Soylu ile çevresinde bu konularla ilgili dostluğuna bakın.

Kokain önceden Kolombiya üzerinden geliyordu. Geçen seni haziran ayında 4 ton 900 kilo yakalandı. Sonra yeni güzergah çalışması yapıldı. Çünkü Amerika’da uyuşturucuyla mücadele çok güçlü, orada sürekli üstlerinde. 800 kilometre Venezüella’yla sınırları var. Oraya geçirmek kolay; çünkü Amerika’nın kontrolü yok. Suriye, Lazkiye de Amerika kontrolünde değil. Bu mal yakalandıktan sonra yeni bir güzergah kurmak için Venezüella’ya kim gitti?
Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım.

Ocak ayında ve Şubat ayında gidip 4 gün kaldı.
Hep böyle yapıyorlar, vatanseverlik ile milleti coşturuyorlar; herkesi birbirine sokuyorlar. Şimdi diyecekler niye anlatmadın? Lan neyi anlatayım siz gördüğünüz her şeyi anlatıyor musunuz?
Mehmet Ağar; tüm uyuşturucu işi yapanlar bunun arkadaşı. Kürt iş adamları diyorlar ya… Hayır uyuşturucu işi yapıyorlardı hepsi. Hepsinden para aldı ve tüm işlerini hallediyordu.”

“UĞUR MUMCU’NUN KATİLİ KİM ?”

“Uğur Mumcu bence şehittir. Neden öldürüldü? Öldürüldüğü zaman yazdığı yazılara bakın. Hep terör bölgelerinde uyuşturucu tarlaları olur ve silah ticareti.o

Şehit olduğunda yanına ilk gelen kim? Mehmet Ağar. Katil hep ilk gelir.”

Sedat Peker arkasındaki tahtada yazılanı göstererek;

“Beni bunları açıklamak zorunda bırakma eğer açıklarsam devlet uluslararası hukuk önünde suçlu duruma düşer bu yüzden uluslararası hukuku okuyorum ki devlete sıkıntı çıkartmayayım…”

“Bunlar bana ne yaptı gittiğim ülkelerde anlatacağım.”

Daha da anlatıyor Peker.

Sedat Peker; yıllarca sosyalistlerin bildiğini ve dillendirdiğini “kimse bilmiyor” edasıyla açıklıyor.

Dün bildiğimizi, açıkladığımızı bugün yeniden açıklamak gerekiyor.

Uğur Mumcu katledilmeden önce, “Tarikat, siyaset Ticaret “ kitabını yazmıştı. Kitap yayınladıktan sonra da makalelerinde, uyuşturucu ticareti tarikat ve siyaset ilişkisini açıklamayı sürdürdü. Bu nedenle aldığı tehditler fazlalaşmıştı. Uğur Mumcu; suç örgütlerini etnik ayrımsız ve siyasi bağlantılarıyla belgelerini de koyarak yayınladı. U. Mumcu; araştırma sonuçlarını detaylı şekilde açıklayınca sağ partiler tarafından düşman ilan edildi. İşin başka yanı da açıklamalardan rahatsız olan bazı küçük burjuva sol örgütlerin Mumcu’yu MİT ajanı ilan etmesiydi. U. Mumcu’ya isnat edilen iddianın nedeni de Mumcu’nun makalelerinde söz konusu örgütlerin, suç örgütleriyle bağını açıklamasıydı.

Bugün, aynı çevrelerden yazarların; Sedat Peker’in açıklamalarıyla “Uğur Mumcu’nun katili Mehmet Ağar’dır” sözüne sarılması yaman çelişkidir. Bu kafaya göre; “Devlet; MİT ajanını öldürmüş olacaktır” ki bu çok da olabilir durum değildir.

Gerçek şu ki; Uğur Mumcu gerçek anlamda bir burjuva demokrattı. Bir demokrat olarak da; burjuva devletin, kirli ilişkilerden arınmasını istemişti. Ki bu istemin gerçekleşmesi, özellikle yarı sömürge ülkelerde adeta imkansızdır. Uğur Mumcu; imkansız olanı amaçlamasının bedelini canıyla ödedi. Bu cesaretiyle U. Mumcu, burjuva sistemde nadir görülen, bir demokrat gazeteci olduğunu kanıtlamıştı.

Uğur Mumcu’nun katledilmesinin faili meçhul kalması; Sedat Peker’in iddiasını kanıtlıyor . Bilinen o ki; katledilişin organizasyonunda devlet içerisinde yuvalanan bir grup olmazsaydı, olayın failinin açığa çıkmaması sağlanamazdı.

Diğer yandan, M. Ağar’ın organizasyon içerisinde olduğunu S. Peker’in net bir şekilde açıklaması; suç örgütlerinin de organizasyonun unsuru olduğunun ifadesidir. Faili meçhul bir eylemin failini işaret eden birisi; bu durumun oluşumuna vakıf olduğu ve olayın  unsuru olduğunu açıklamış olur. Suç örgüleri her dönemde bu vasıftaki suikast organizasyonun içinde oldular. Uğur Mumcu’nun belgelerle açığa çıkardığı silah ve uyuşturucu ticaretini organize eden çeteler; Uğur Mumcunun belgeye dayalı açıklamalarından  en çok rahatsız olanlardı. Yasa dışı suç örgütlerinin Mumcu’nun katli organizasyonun finansörü olmaları kendi menfaatleri gereği idi. Ancak bu suç örgütlerinin yapısal vasfının bombalı suikast için uygun olmaması; suç örgütlerinin, suikast eyleminin gerçekleştirilmesinde fiili  rol almadıklarını gerekçelendirir .

Devlet içindeki güç ve devlet içi gücün “bazı işlerde kullandığı” aparat, yasadışı çeteler grubunun; Suikast eylemini, taşeron örgütlere “havale”ettiği bilinen bir durumdur. Bu örgütler, her zaman kullanıma hazır, faşist ve İslami şeriatçı örgütlerdi. Bu örgütlerin taşeron olması; para ve silah teminiyle ilişkiliydi. İşin bu yanı esastı. Bu esas yan, her zaman, ideolojik, siyasi amaç ile örtülendi.

Şeriatçı ve faşist örgütler; suç çetelerinin finansör olduğu suikast eylemlerinde; azmettirici gücü gizli tutmak noktasında ketum oldular. Beslendikleri kapıyı deşifre etmediler.

Suikast eylemleri sonrası, genellikle taşeron örgütlerin açığa çıkmaması; organizasyonun devlet içindeki kanadının gücüne doğrudan bağlıydı. Uğur Mumcu’nun katledilmesinin faillerinin açığa çıkmaması organizasyonun içerisinde yer alan “devlet içi grubun” güçlü olduğunun kanıtıydı. Ki bu grubun hala etkin bir güç olarak varlığını sürdürüyor olması da bu durumu doğruluyor.

Pin It on Pinterest