Yerel yönetim Başkanlarının ve meclis üyelerinin seçim süreci, abartılı yöntem ve araçlar kullanılarak yürütülüyor

Burjuva düzen içi Parti yöneticileri, farklı yöntemler kullanarak ama kendi istençleri doğrultusunda Belediye Başkanlığı adaylarını tayin etti. Her seçimde olduğu gibi bu seçimde de belli bir azınlığın belirlediği adayların halkın oyuna sunmak aldatmacası ustaca sürdürüldü.

Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisinin Belediye Başkanı adaylarının, doğrudan Parti Başkanları tarafından belirlenmesi şaşırtıcı olmadı.

AKP ve MHP de, liderler tarafından üzeri çizilen Belediye Başkanı aday adayları içleri kanasa da, ağlamalarını / zırlamalarını sessiz sürdürdüler. Pabucun pahalı olduğu pazarda, liderin buyruğuna itiraz, başına bela çekmek demektir. Bu nedenle aday gösterilmeyenler genel kurala uyarak, “bekleyen derviş muradına ermiş” tavrıyla başka bir yerde kendine sunulacak rant için “ağa kapısında beklemeği “ tercih ettiler.

Katı Merkeziyetçiliği, politik varoluşu için esas “ilke” sayan küçük burjuva sol partilerde de; aday gösterilmeyen kadrolar çıt çıkarmadan, haklarında verilen hükmü kabullendiler.

Burjuva devletin bekasının esas savunucu aktörü Cumhuriyet Halk Partisinin; başkan adaylarını belirleme sürecinde, diğer burjuva partilere göre daha “burjuva demokratça” yol izlemesi (parti meclisinde isimler üzerinde müzakere yapılması ve nispi ölçüde karar sürecinde parti meclis üyelerinin etkili olması); adayların, ” özgür” piyasa yaparak, erke talip olma pratiği sergilenmesine zemin oldu.

Bu zeminde sörf yapan aday adayları; aday gösterilmedikleri zaman canhıraş çığlık atarak “özgürlüklerini”; yönetime küfür etme noktasında da kullandılar. Bu “itirazcı” zevatın bir kısmı görevinden istifa etti ve bu zevatın birkaçı da; aday adayı oldukları sürece kapısına çul serdikleri parti yönetimini “hain”, “anti-demokrat” ve hatta “anti- toplumcu” ilan ederek, daha önce aşağıladıkları başka partilerin Belediye Başkan adayı oldular.

Aday belirleme sürecinde Parti lideri ve yakın çevresini kuşatan yönetici kadro; İl ve ilçelerde “Belediye başkanlığı görevini en iyi kim gerçekleştirir” fikrini akıllarından geçirmediler. Çünkü Parti yöneticileri de biliyordu ki; Belediye başkanlığı her yurttaşın yapabileceği bir işti.

Belediye başkanlığının herkes tarafından yapılabileceğini bilen parti lideri için ise, tek kriter vardı; Seçilecek kişi, benim emrimi yerine getirir mi / getiremez mi?

Kentlerde, Belediye Başkan adaylarının tayininde, parti yöneticilerinin adaydan ne bekledikleri önemlidir. Gerisi içi boş laflarla doldurulan bir hikayedir.

Belediye başkanlığı görevi, belediyecilik konusuna vakıf bir belediye çalışanı tarafından dahi yapabilir. Çünkü bir Belediye başkanının yapması gerekli işler bellidir. Kentlinin beklentisini ve uzmanların görüşlerini ön yargısız algılayan her insan ne yapılması gerektiğini öğrenir.

Belediye Başkanı olmak için tecrübe de gerekmez. Yapılacak işler belli ise ve kişinin rant elde etmek gibi bir art niyeti yoksa; tecrübesi olmayan genç bir insan da Belediye Başkanlığı görevini yapabilir. Bir kentin yurttaşlarına hizmet işlerini Belediye başkanı yapmaz; belediye çalışanları projelendirir ve  yapar. Dolayısıyla Belediye Başkanı olmak için “tecrübe gerekir” yaklaşımı gibi; adı parlatılmış bir kişinin belediye başkanlığı görevini yapması gerekir, söylemi de uydurmadır.

Belediyenin, rutin ve gereken işlerini yapmak için başkanın allame-i cihan vasfa sahip olması gerekli değildir. Toplum yararına işleri yapmak için “Tecrübe” ya da “ parlak kimlikli olmak ” gerekmediği gibi; bir insanın, bir dönemden fazla süre Belediye Başkanlığı görevini yapması da gerekli değildir.

O halde denilebilir ki; Kapitalist bir sistemde belediye başkanının “tecrübeli” olması demek; kendi cebine ve ağasının kasasına rant aktarma işinde beceri kazanması demektir. Kimliği abartılmış kişilerin Belediye Başkanlığı için aday gösterilmesi de; kapitalist rant ilişkilerini perdelemek amacıyla halkın gözünü boyamak pratiğinin parçasıdır.

Öğrenilmesi ve yapılması gerçek anlamda basit olan bir pratiğin; karmaşık bir durum gibi abartılması ve “herkes yapamaz” mertebesine çıkarılması; söz konusu pratiğin, siyasi ve maddi rant sağlamanın zemini olmasıyla doğrudan ilgilidir. Belediye Başkanlarının; kentin maddi ve politik rantı ele geçirme ve paylaşım meselesini önceliğine aldığı noktada, Kentin sorunlarını yönetme, çözme işinin “karmaşık” ve “zor” olduğu iddiasına sahip çıkılması kaçınılmazdır.

Kapitalist sistem içinde, toplumsal ilişki rant amaçlı kurulunca; bu kulvarda “at koşturan” politikacı, iktidar aygında yer tutmak için her yolu ve aracı kullanıyor. Bu nedenle herkesin yapacağı bir iş olduğu gerçeğini; başkan adayı olan politikacı; herkes kadar bildiği halde; Başkanlık görevini herkesin yapamayacağı bir iş olduğunu özellikle vurguluyor. Tabi ki zor işin de kendisi tarafından yapılacağını da önemle vurgulamaktan geri durmuyor burjuva politikacı.

Her yurttaşın yapabileceği işi “Benden başkası yapamaz” tafrası ile koltuğu şehvetle isteyen başkan adayı; ele geçirince de sıkı sıkıya yapışıyor koltuğa.

“Kendim için bir şey istiyorsam namerdim” sözü politikacının sıkı sıkıya sarıldığı; gerçekliği yadsıyan en büyük uydurmadır.

Kente hizmet aşkıyla tutuşan baylar/ bayanlar, Bir kent yöneticisinin asıl yükümlü olduğu işleri yapmayacakları için; halkın hizmetinde olmak yerine; kendilerini aday gösterecek parti yöneticisine kapı kulu olmayı kutsal görev sayıyor.

Gün gelip, hesap şaşıp; yönetici onu aday göstermeyince de kendini yöneticiye bağlayan “pamuk ipi koparıyor” ve yöneticiyi “ tu kaka” ilan ediyor; Niye beni işaret etmedi diye.

Öbür adayın yönetici için “daha hesaplı” ve “daha kullanılmaya uygun” kişi olma noktasına yükselişi “deli” ediyor, lider tarafından tercih edilmeyip “aşağı itilen” politikacıyı.

Yöneticiye kapı kulu olarak aday gösterilme sistemine karşı çıkmayan ve bu fikri aklından uzak tutan politikacı; Aynı zamanda bir öğütme makinesi olan sistem kendisini öğütüp çöplüğüne itekleyince aklı başından gidiyor.

Olması gereken oluyor; Çakallar yiyecekleri leş bittiğinde, leş yerini terk ediyorlar.

İşin sorunlu yanı şu ki; “Parti de, kurumda geçerli olan liderlik sistemine zamanında neden karşı çıkmadın ?” diye soran olmayınca da politikacı “ vatan millet, toplum, din “ söylevini sürdürerek, iteklendiği çöplükte “yandaş bulma” olanağını; şansa çevirme çabasını sürdürebiliyor. Bu olanağı da politikacıya veren bir ilişkiler batağıdır kapitalist sistem.

Kuşkusuz Liderin aday gösterdiği kişi de “sütten çıkan ak kaşı” değil. Aday tayin edilen kişi de; aday gösterilmediğinde, ötekinin tavrını gösterecek karaktere sahip.

Her hal ve koşulda burjuva politikacı; ele geçirdiği iktidar kurumunu yitirmeme arzusunu açık etmemek için de; maddi/ manevi rant devşirme aracı olan koltuk aşkına; vatan, millet, din, toplum hikayesini giydiriyor.

Üretim araçlarını elinde bulunduran sınıfın, üretim araçlarını elinde bulundurmanın sağladığı iktisadi siyasi ve ideolojik erki, ötekileri sömürmenin aracı olarak kullanmasını meşru sayan toplumlarda, insanın tüm pratiğinin ana ekseninde; ötekiler üzerinde iktidar olmak arzusu ve mücadelesi oldu her dönem.

Ama her insan, bireysel yararını toplumsal yarar diye yutturma olanağı da buldu sınıflı toplumda.

Meselenin bu kısmı üzerine örtü atılınca; her ilişkinin de üstüne örtülecek bir fetiş simge bulunuyor. İnsanın insanı sömürüsünün ifadesi olan sistem ve ilişkiler üzerine örtülecek fetiş de; insanlık tarihi içinde icat edildikten hemen sonra egemenlerin hizmetine girdi. Ki bugün; Fetiş simgeler; kirli ilişkilerin üzerini örtme sürecinde burjuva politikacıların kullanmakta sıkıntı çekmeyeceği kadar çok ve çeşitli.

Demem o ki; burjuva siyasi arenasında olup biten kirli ilişkiler; kapitalist sistemin işleyişine ve fıtratına aykırı değil.

Sınıflı toplumu reddetmiyorsanız; sınıflı toplumun yapısal formuna denk tarzda, bireylerin çıkar savaşında öne çıkmasını da reddedemezsiniz. Bir şeyi ayıplama hakkına sahip olmak için o şeyi yaratan koşulları reddetmek gerekliliktir. Bir ayıp onu yaratan koşullar var oldukça meşrudur.

O halde kabul edelim ki; kapitalist sistemi olmazsa olmaz sayan bireyin, kapitalist toplumun zorunlu getirisi olan ilişkilere eleştirisi beyhudedir.

***

Batakta yaşamaya rıza gösteren; Batağı, batak yapan olguları ve sonuçları da kabullenmek zorundadır.  Bu normaldir.

Ama normal olmayan durum hem kapitalist sistemi reddetmek ve hem de kapitalist sistemin meşrulaştırdığı erk ilişkilerini iştahla sürdürmektir.

“Kol kırılır yen içinde kalır” dedikçe, kangrenleşmeye yüz tutan bir yara oluştu. Üzerindeki örtüyü açmaktan imtina ettikçe kokmaya başlayan bir yara bu.

Sosyalist partiler; Belediye Başkanlıklarına aday belirleme konusunda şimdilik en rahat durumda. Belediye Başkanlıklarını kazanma şansı olmadığı için aday gösterilme konusunda kıran kırana bir mücadele yok sosyalist kadrolar arasında. Belediye Başkanı olabilme koşulları yüksek olsa; bireysel rant peşinde olanların “yönetim” işini, “yoldaşına” bırakacağı kuşkulu. Yönetim işini, yoldaşına gönüllü bırakmak; sosyalist hareket arenasında rastlanmayan bir durumdur. Demokratik kitle örgütlerinde iktidarı ele geçiren “sosyalist” etiketli kişilerin, koltuğu terk etmemek için yaptıkları ayak oyunu, burjuva parti yöneticilerinden aşağı kalır değil. Belli bir güce ulaşacak kadar etkin sosyalist Partilerde ve Demokratik kitle örgütlerinde, Başkan ve yönetim kurulu seçimi sürecinde sosyalistler arasındaki kıyasıya yapılan yarış bu konuda ipuçlarını veriyor. Sorunların çözümünde “fikir ayrılığı” kisvesiyle  sürdürülen çatışmanın üzerindeki parlak örtü kalktığında; kişilerin iktidar arzusu sırıtıyor.

Sosyalist kadroların, iktidar koltuğuna oturma sürecinde rant elde ettikleri iddiası şaşırtıcı gelebilir; ancak parti veya demokratik kitle örgütünde gerçekleşen iktidar yarışında maddi rant olmadığı görüntüdedir. Ama açıktır ki; kişinin yönetim erkini uzun süreli sürdürmesinin; kimliğini parlatmasına katkısı da ele geçirilen bir maddi ranttır.

Birey yararını ön plana almak ve birey yararlı pratiği; toplumsal mücadele ilişkisinin merkezine koymak, karakteristik davranıştır. Bu davranış; kişinin kapitalist toplumun dayattığı ilişki tarzından kopmamasının ifadesidir. Bu karakteristik pratiği gerçekleştiren isterse, yakasına “en sosyalist” etiketi taksın o bir burjuvadır. Bir insanın iktidar sahibi olması; niteliğinin biçimlenmesinde etkin rol oynar.

Gerçeklik şu ki; İnsan önce kendi hakkı için mücadele eder; bu normaldir. Bireyin hak istenci öteki insanlarının hak istenci ile çakıştığı düzlemde, istenç toplumsallaşır ve toplum için kazanım; aynı zamanda ve esas olarak birey için de kazanımdır. Bireyin toplumun kurtuluşu için mücadelesi, aynı zamanda bireysel kurtuluş mücadelesidir. Ya yoksa “Benim eylemim, yalnız ve yalnız toplum için; Toplumun yararı için kendimi feda ederim” diyen biri gerçeğin inkarcısıdır. “Ben varlığımı toplum için feda ederim” söylemi abartıdır ve aslında bireyciliği ön plana çıkarmanın tersten ifadesidir.

Gerçeğin reddi olan her abartılı iddianın sahibi, her alanda söyleminin aksi bir noktaya savrulur.

“Toplum için kendimi feda ederim” söylemi; an geldiğinde; bireyin, erk uğruna canhıraş kavga vermesinin üstünü örtemez; örtünün aralandığı yerden “birey çıkarı” hortlar.

Erk elde etme sürecinde; Burjuva politikacının davranış biçimine benzer davranan birey için de “toplumculuk”; önemli günlerde yakaya takılan etiket üzerine yazılan ibareden başka bir şey değildir.

Burjuva siyasi arenada olan bitenin özeti şudur; Vatan, din, toplum sevdası siyasetin cilasıdır; bireysel rant işin esasıdır.

 

BABÜR PINAR