Her mahallenin bir palavracısı vardır. Bu anlatıcıların “geçinmek için” ne iş yaptıkları belirsizdir, meslekleri hakkında bilgisi yoktur ahalinin, çünkü meslekleri yoktur ve kahvehanede otururlar günün büyük kısmında. Etraflarında birkaç dinleyici olur her daim ve sürekli hikaye anlatırlar etraflarında öbekleşen insanlara. Yalanları tek konu üzerine olmaz, hemen her konuda anlatacakları uydurma hikayeleri vardır. Bazen sorulara göre doğaçlama uydurduklarını anlatırlar. Fanatik dinleyicileri oluşur zamanla.

Başka birisi de heveslenip bir hikaye uydurmaya yeltense mahallenin yalancısının fanatikleri adama öfkeyle bakıp “atma kardeşim” diye bağırırlar.  Mahalleli için anlatı üstadıdır mahallenin yalancısı. Üstattan başka anlatıcıya kredi açmaz ahali. Üstadın anlattıklarına “yalan” diyene şaşkın bir öfkeyle bakılır. Üstadın ağzından çıkan yalan değil gerçektir yalana ihtiyacı olan kitle için. Onun ağzından ne çıkarsa doğrudur. Çünkü o ihtiyaca binaen damardan girer anlattıklarıyla insanların aklına. Yaşamsal ihtiyaçlarından yoksun insanın bünyesine uyumlu hikaye uyduran anlatıcıyı ahalinin terk etmesi olanaksızdır. Bu nedenledir ki; ancak yalancının ömrü tükendiğinde biter palavra seansları.

Mahalleli öylesine ihtiyaç duyar ki yalancıya, bağımlı hale gelir onun varlığına. Yalana bağımlı hale gelir halk. Basit hayatına düşsel zenginlik katan yalana inanma ihtiyacını giderdikçe anlatıcı, yalana koşulsuz bağımlılığı artar insanın.

Bu minvalde yalancı; “Kaf dağına gidip, Zümrüdü Anka kuşuna binip, oradan buraya geleceğim” dese, fanatik dinleyiciler üstada inanıp kendilerini de Anka kuşunun üzerine bindirme ihtimalinin hesabını yapacak kadar inanırlar ona.

Recep Tayyip Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak, AKP fanatiklerinin durumuna ilişkin tespit yaparken dedi ki; ” Geçenlerde seçmen vatandaşlarımızla konuşurken, biri dedi ki, Valla Ak Parti’ye o kadar güveniyoruz ki Sayın Bakanım. Cumhurbaşkanımız çıksa, şuradan Ay’a kadar 4 şeritli yol yapacağım dese, Vallahi inanırız.” ( * )

Damat, kayınbabasını takdir ederken halkı aşağıladı söyledikleriyle. Ama öte yandan damat ; Recep Tayyip Erdoğan’ın yalan söylediğini de tasdik etmiş oldu.

Aptalın övgüsünün bir ucu küfre varır.

Damat Berat’ın tespitine göre Recep Tayyip Erdoğan’ın yalanlarına iman eden bir kitle var. Ülkedeki çoğunluğu için garip olsa da; Erdoğan’ın yalanlarına koşulsuz inanan fanatikleri mevcut. Erdoğan’ın anlattıklarına yalan diyenlerin sözlerine, fanatiklerin kulakları kapalı. RTE’yi  aklamak için “yalanın kutsal bir amaç için söylenebileceği” iddiasını sahiplenen ideologlar bile var fanatikler içerisinde.

Efendisinin  etrafındaki yalaka güruh, zor bir iş üstlenerek, söylenen yalanı taçlandırmak için çırpınıp duruyor. Yalanları, “O bir Dünya lideridir” yalanıyla kamufle etmeğe çalıştıkça trajikomik duruma düşüyorlar.

Yalan bulaşıcı bir hastalık. Lider yalan söyleyince emrindeki siyasiler de yalan söylemenin meşru zeminine kavuşuyorlar ve yalan söyleme eğilimlerinin önündeki barikatı yıkma konusunda adeta birbirleriyle yarışıyorlar. Yalnızca siyasilerle sınırlı kalmıyor yalan pratiği; gazeteciler ve yazarlar, bürokratlar soluk veriyorlar yalan rüzgarına. Bulaşıcı hastalık gibi yaygınlaşan aldatma ve yalan topluma bulaştığı ölçüde sosyal ilişkiler daha da kirleniyor.

Üniversite diploması olduğu iddiası,  en bariz yalan. RTE, “Üniversite diplomam var” dedi, bir tane numunelik üniversite arkadaşı yok. İşin ilginç yanı diploma aldığını iddia ettiği fakülte, o tarihte kurulmamış henüz.

Zararı ne bu yalanın? “Üniversite mezunu olmayan Cumhurbaşkanı olamaz” kuralı devletin başı tarafından bozulunca her yurttaşın yasa tanımazlık eğilimi harlanıyor. Kural tanımaz güruh, gemi boşalınca, kurallara uyumlu yaşayan yurttaşların başına musallat oluyor.

Kıraathane yalancısının faaliyeti mahalle sınırları içerisinde kaldığından yararı da zararı da lokaldir. Ancak bir politikacının ve hele devletin başında görev alan şahsın yalan söylemesi tüm ülke halkını ilgilendirir. Kıraathane yalancısının anlattıklarına gülüp geçer insan ama devletin başındaki insanın yalanı ağır tahribat yapıyor halkın sosyal yaşamında. Ruh sağlığını bozuyor halkın; gülmeyi unutturacak denli yoruyor insan bilincini, yalancının yol açtığı yıkım.

Yöneticilerin yalan üzerine kurulu anlatılarının; toplum sözleşmesinin tahrip edilmesine katkı gücü var.

Çıkarı için devletin başındaki adamın yanında olup, onun varlığından nemalananların çoğu; o arkasını döner dönmez kıs kıs gülerken; O ne dese inanan fanatikler, toplumsal varoluşunu onun söylediği yalanla şekillendiriyor.

Hiçleştirilmiş insanların yalana ihtiyacı vardır. Tarih boyunca insanların, hiçleştirilmiş ömürlerine renk katmak için “yalana ihtiyaç” duyma durumunu, yönetme sürecinde kullandı yöneticiler. Toplumun yalan eksenli yönetiminde, maddi ve fikri kullanılma pratiği, toplumun karakteri oldu. Somut verilere dayanmayan algı ve yalan eksenli pratiğin, bilimsel algı ve pratiğe baskın olduğu ortamda, irtica ve gericilik boy attı.

Siyasi iktidar yandaşı bir televizyonda röportaj yapılan yurttaş, AKP’ye bağlılık gerekçesini net açıkladı; “Daha önce biz devlet tarafından dışlandık, hor bakıldı bize, AKP iktidarında adam yerine konulduk. Bu, Recep Tayyip Erdoğan sayesinde oldu. “

Toplumsal kabullenilme zemininde inşa olan varoluş duygusunu içsel kılan yurttaşın lidere sıkı sıkıya sarılması olağandır. Ki bu “kurtarıcıya sarılma” kölece de olsa; yok olma/hiçleşme riski üzerine kurulu korku nedeniyledir.

Hiçleşme korkusu ile lidere tutunmaktan kolay kolay vazgeçmez köle.

Vazgeçememeği körüklemek için “Sana takılan yuları sahiplen ki, onu bıraktığın zaman uçuruma düşeceksin ve senin yok oluşundur uçurum” diyerek yurttaşın korkusunu harlıyor  emir eri ideologlar.

AKP yandaşları, ihtiyaca binaen yalanlara inanıyor ya da iman edişine bahaneler üretiyor. Liderin yalanlarına fanatik güruhun ihtiyacına binaen koşulsuz imanı, liderin kibrini artırıyor.

Kısa süreç içinde halkın ve liderin hastalıklı durumuna çözüm olacak çare yok.

Yalan söylemesi üzerinden eleştirerek, sempatizanlarını liderin mitinden uzaklaştırmak mümkün değil. Yöneticinin halkın aldanmasına ihtiyaç duyduğu ve halkın bir bölüğünün de yalanı ihtiyaç olarak kabullendiği ortamda; yalancının mumu yatsıya kadar değil, tükeninceye kadar yanar.

Kibirli adamın sürekli yalan söyleme nedenini çözümlemek amacıyla; “Acaba yalan söylemesi taktik mi? Yoksa okuması için yazıyı önüne koyanlar ona kumpas mı kuruyorlar?” türü sorulara verilen yanıtlara kafa yormak gereksiz.

Durumun basit bir açıklaması var; adam hasta.

Hastalığın adı; mitomani.

Toplumda bilinen adıyla ‘yalan söyleme hastalığına” yakalanan kişi sürekli olarak gerçek dışı şeyler anlatır ve hastalığın ilerlemesi ile mitoman söylediği tüm yalanların “yalan” olmadığına kendi de inanır ve çevresinde de onun söylediğine inanan bir kitle oluşur.

Mitoman, çoğunlukla hasta olduğunu kabul etmez, tinsel gerçekliğini inkar eder. Bu nedenle tedaviyi gerekli görmez. Kişi, kendisinde bir problem olduğunu düşünmediği için yakınındakiler tarafından tedaviye ikna edilmelidir.

Tabiki etrafındaki kişilerin “tek adam” durumundaki lidere siz “hastasınız” deme cesareti varsa.

Genel kuraldır; en yakınındaki insanların gerçekleri söyleme cesaretinden yoksunluğu; diktatörün felakete yürüdüğü yola döşenen malzemedir.

 

BABÜR PINAR

 

(*) 30 Mayıs 2018 Perşembe – gazeteler

Pin It on Pinterest