8 mart günü Emekçi Kadınların gerçekleştirdikleri mitingde; “ezana yönelik protesto yapıldığı” iddiasıyla tezgahlanan iddianın “asılsız olduğu” ortaya çıktığında, rüzgarın ters döneceğini gören AKP yandaşı bazı politikacılar ve yandaş gazetelerin köşe yazarları uyarı yapmak zorunda kaldılar.

Yeni Şafak yazarı Kemal Öztürk, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan‘ın 8 Mart günü gerçekleştirilen Kadın Yürüyüşü’ndeki “ezan ıslıklandı” iddiası ile Ankara’da CHP’nin adayı Mansur Yavaş‘la “sahtekarlıktan sabıkalı bir kişi arasındaki süreci” söylemine dahil etmesini, “doğru olmadı” sözleriyle değerlendirdi. Öztürk ezan ile ilgili olarak, “AKP’yi savunan gazeteciler, yazarlar ve kanaat önderleri bile olayın iddia edildiği gibi ezanı protesto olmadığını ısrarla yazdılar” derken, Ankara için, “Süreci devam eden bir tartışmaya AK Parti sözcüsü düzeyinde müdahil olmayı da tartışmalı bir durum olarak görüyorum” ifadesini kullandı.

Kemal Öztürk’ün bu açıklamasına benzer itiraflar; önceki yıllarda, AKP kurmayı tarafından tezgahlanan oyunların ortaya çıkması sırasında da AKP yandaşlı gazeteciler tarafından yapılmıştı.

Bu güne kadar bir çok tezgah kuruldu ve  senaryoların hepsinin  gerçek dışı olduğu ortaya serildi. Çoğu AKP yandaşı yazar ise; yalan tezgahının rantı elde edildikten sonra “provokasyonu” açıkladı.

Gezi Parkı direnişi  sırasında bir belediye başkanının gelini Z.D.’nin Kabataş’ta belden yukarısı çıplak, deri eldivenli 20-30 kişilik bir grubun saldırısına uğradığı iddia edilmişti. O dönem Başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan da meydanlardan açıkça, “Benim başörtülü bacılarımı saldırdılar” diyerek bu yalan iddiayı kullanmıştı. Fakat  uydurma haber yayıldığını, ortaya çıkaran görüntülerin yayınlanmasıyla birlikte, yalanı savunanlar bir bir özür dilemeye başladı. Balçiçek İlter, ardından da İsmet Berkan

 AKP ilçe başkanının gelinin rol aldığı  “Başörtülü bacımıza saldırdı gezici Çapulcular” senaryosu yanınca; daha önce “olay gerçekleşti” diye yazan Radikal gazetesi yazarı İsmet BERKAN ; “Kabataş Olayı benim hıyarlığım” diye açıklama yapmıştı.

Berkan’dan sonra, Kabataş tezgahı hakkında, AKP yandaşı Cem Küçük ise; “Kurguydu, iyi yönetilemedi “ diye itiraf etti.

Aynı dönemde; “Camide içki içildi.” diye figan etti AKP yandaşlı gazeteler. Ancak cami’de görevli imam “Hayır öyle bir şey olmadı” deyince tezgah bozuldu. Fatura imama ödetildi; görevden alındı.

AKP yandaşı Cem Küçük’ün, “Kabataş’ta bir kadına saldırıldığı haberlerinin bir kurgu olduğunu ve iyi yönetilemediğini” itiraf etmesine karşın; Meydanlarda,  “Benim başörtülü bacılarıma saldırdılar”, “Camilerde içki içtiler” diyerek; gerçek dışı iddiaları politik amacı için hoyratça kullanan  Recep Tayyip Erdoğan; her konuda olduğu gibi bu konuda da “ gerçekleri itiraf etmekten” ısrarla kaçtı. Çünkü tezgah iyi kullanılmıştı. RT’ yi ilgilendiren de tezgahın getirisi idi.

Öte yandan; Hürriyet Gazetesi yazarı Ahmet Hakan hakkında “İstersek seni sinek gibi ezeriz. Bugüne kadar merhamet ettik de hala hayatta kalabiliyorsun” cümlesinden ötürü şüpheli sıfatıyla ifade veren Küçük, Kabataş olayıyla ilgili yaptığı açıklamanın yanısıra, Ahmet Hakan’ı tehdit etmediğini belirterek, ‘ironi’ yaptığını savunmuştu.

Bu açıklamalar şaşırtıcı mıydı ?

Hayır ! Değildi.

Bir insan iktidarın yalakası olunca; “zor” karşısında; iddialarından dön geri yapan bir “yüzsüz” olması da olağandır.

Her kritik dönemde; “savaşta her şey mubahtır” sözü düstur edinilerek tezgah kuruldu ve bir çok yalan üretildi.

Şimdi de yeni yapılan tezgahların yanısıra eski tezgahlar sanki “gerçekler ortaya çıkmamış gibi” Yandaş medya tarafından ısıtılıp masaya konuluyor. A Haber televizyonu tezgahlarla yetinmeyip; “Tek partili dönemde camiler ahır yapıldı.” Yalanını gündeme sokmaya çalışıyor.

AKP’nin “saf” sempatizanları bu yalanlarla beslendiği için; Yandaş basın, yalan üretmeği, zorunlu yapılması gerekli iş sayıyor.

Ama RTE fanatikleri dışında kalan ve bugüne kadar AKP ye oy veren kitle bu tezgahları artık abartılı bulduğunu dillendirmeye başladı.

Bu nedenle bazı AKP yandaşı gazeteciler “ “kazı ürkütmemek gerektiğinden bahisle” uyarılarını yapıyorlar.

Öztürk’ün “En büyük tehlike inandırıcılığı kaybetmektir” başlığıyla (14 Mart 2019) yayımlanan yazısının ilgili bölümü şöyle:

“…Genel siyasetin ve özellikle Ankara’daki seçim ortamının aynı olduğunu söyleyemem. İstiklal Caddesi’ndeki ezanın ıslıklanma olayını iyice araştırmadan ve doğrusunu öğrenmeden en yüksek perdeden bu olaya tepki göstermek doğru mu? Zira AK Parti’yi savunan gazeteciler, yazarlar ve kanaat önderleri bile bu olayın iddia edildiği gibi ezanı protesto olmadığını ısrarla yazdılar, söylediler. Hal böyleyken, buradan siyaseten bir argüman çıkartıp, bunu da son düzlükte Cumhurbaşkanı’nın kampanyasının bir parçası yapmak doğru olmadı.

Yine Ankara’da Mansur Yavaş ile sahtekarlıktan sabıkalı bir kişi arasındaki karmaşık ve mahkeme süreci devam eden bir tartışmaya AK Parti sözcüsü düzeyinde müdahil olmayı da tartışmalı bir durum olarak görüyorum. Hele hele Mansur Yavaş hakkında apar topar dava açılması, onu mağdur durumuna sokacak bir riski bile barındırıyor. Oradaki tartışma kafaları karıştırır ama Cumhur İttifakı’na yarar mı bilemiyorum.”

Kurulan tezgahın, asılsızlığının ortada oluşuna rağmen kullanılmasının; AKP oylarını düşmesine katkısı olacağı fark eden Kemal Öztürk’ün; Bu durumun; RTE iktidarının ayak bastığı zeminin çökmesinin yolunu açacağı endişesi taşıyarak bu açıklamayı yaptığı bir gerçekliktir.

AKP yandaşı  yazarların, bu  uyarıyı  yapmak zorunda kalmalarının bir nedeninin de; yarın RTE iktidardan düştüğünde, onunla birlikte düşerken; şimdiden, düştükleri yere döşek serme arzusu olduğu açıktır.

Tezgahın Cumhur ittifakının ayağına dolanacağı tehlikesini sezen bazı AKP’ li kadro da aynı endişeleri duyarak bu türden uyarı yapıyor ama nafile.

RTE kurmayının bu uyarıları kulak arkası edeceği açıktır. AKP sempatizanı  kitle yalana dayalı propaganda ile galeyana getirilerek avutuldu. Bu güne kadar uydurulan yalanların işe yaraması; bu aracın kullanılması hevesini artırdı. Hırsızlığın semeresi, hırsızlıktan vazgeçmemenin ateşleyicisidir.

Anketler ve kamuoyundan gelen hoşnutsuz sesler sarayın koridorlarında çınladıkça RTE’nin kurmayının endişesi  daha da artıyor.

Endişe beyni yakar.

Gemi su aldı ve beyni yananlar; gayrı ihtiyari daha önce yararını gördüğü tezgahla “iş kotarmaya” son çare olarak sarılıyor.

Yandaş yazarlar sarılınmış olan şeyin zarar vereceğini ikaz etse de; Siyasi iktidar kurmayının yapacak şeyi kalmadı “Denize düşen yılana sarılır” misali ; çöküşün kaçınılmazlığı tezgah kurma iştahını kamçılıyor.